Mirasın reddine karar verilmiş olmakla, takip borçlusunun mirasçılık sıfatı olmaması sebebi ile borçlunun taşınmaz üzerinde hacze konu olabilecek herhangi bir hakkı kalmadığından, taşınmazlar üzerine konulan hacizlerin kaldırılması yönündeki, diğer mirasçı-malik olması sebebi ile hacizlerin kaldırılmasında hukuki yararı olan şikayetçinin talebinin haklı olduğu gözetilmek sureti ile şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Mahkeme kararının taraf vekillerinin yüzüne karşı 01.12.2021 tarihinde verildiği, davacı vekili tarafından 10.12.2021 tarihinde süre tutum dilekçesi sunularak gerekçeli kararın tebliğinden sonra ayrıntılı istinaf dilekçesi verme haklarının saklı tutulduğu, buna karşın gerekçeli istinaf dilekçesinin İİK.'nin 363. maddesi gereğince yasal süresi içerisinde sunulmadığı, bu itibarla incelemenin kamu düzeni ile sınırlı olarak yapıldığı, mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık bulunmadığı-
Takibe dayanak ilamda davacılar hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmuş olup davanın tarafları arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından alacaklılar adına ayrı ayrı takip başlatılmasında bir usulsüzlük bulunmadığı, dayanak ilama göre taşınmaza hukuki el atma tarihi 1956 tarihi olup kamulaştırmasız el atma tarihinin 1983 yılından öncesine ait olduğunun anlaşıldığı, bu durumda olayda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 16. maddesinin uygulama yeri bulunmadığı, bu nedenle ilamın takibe konulması için kesinleşmesi gerekmediği, aynı Kanunun geçici 6. maddesinin 7. fıkrası uyarınca el koymaya ilişkin kamulaştırmasız el atma bedellerine ilişkin dava ve takiplerde mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretlerinin maktu olarak hesaplanması gerektiği, alacaklı vekilince taraflar arasında protokol düzenlendiği, davanın konusunun kalmadığı ileri sürülmüş ise de her davanın açıldığı tarihteki koşullara ve hukuki duruma göre hükme bağlanması gerektiği-
103 davetiyesinin borçlu asile 06.05.2016 tarihinde tebliğ edildiğinin görüldüğü, 103 davetiyesinin vekil yerine borçlu asile gönderilmesinin yasaya aykırı olduğu, dolayısıyla borçlu asile yapılan tebliğ ile itiraz ve şikayetler yönünden yasal süre işlemeye başlamayacağı, şikayete konu taşınmazın haciz tarihinin 13.07.2015 olduğu, borçlu vekilinin icra dosyasına vekaletnamesini 10.06.2015 tarihinde ibraz ettiği, vekilin icra müdürlüğüne 09.05.2016 tarihli beyanı ile haczin kaldırılması talebinde bulunduğu görülmüş olup, 09.05.2016 tarihi itibariyle borçlu vekilinin hacizden muttali olduğunun kabulü gerekeceği- İİK.'nin 82/1-12. maddesine dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilmesi için, borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine konulmuş geçerli bir haczin varlığı gerektiği-
Takip talebi ve icra emrinde "............. Sigorta A.Ş. poliçe limitleriyle sınırlı olması kaydıyla" ibaresi bulunmakla birlikte, adı geçen sigorta şirketinin sorumluluk miktarına ilişkin bir bilgiye yer verilmediği, alınan bilirkişi raporunun bu haliyle ilmi ve teknik verileri haiz, hükme ve denetime elverişli olduğu, dava dilekçesindeki talebin bilirkişi raporundaki hesaplama ile doğrulanmış olması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacı tarafından dava dilekçesinde, muaccelliyetin gerçekleşmediği iddiasının ileri sürülmediği, daha sonra ek beyan ile bu iddiasını ileri sürdüğü, davalının cevap dilekçesi ibraz etmediği, duruşmalara katılmadığı ve ek beyan dilekçesine karşı her hangi bir beyanının bulunmadığı gözetildiğinde davacı tarafından iddianın genişletilemeyeceği, HMK 357. maddeye göre dava dilekçesinde ileri sürülmeyen hususların istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceği-
Bağlayıcı hale gelen konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan alacakları kapsadığı, somut olayda, takibe konu çekten doğan alacağın tahakkuk tarihi 30.03.2021(keşide tarihi) olup, alacağın konkordatonun tasdiki kararından sonra doğduğu anlaşılmakla, bu alacağın tasdik edilen konkordato kapsamında olduğundan bahsedilemeyeceği-
Tedbir kararı verilip İcra Müdürlüğüne bildirildiği tarihten itibaren artık takibin durduğu, İcra Müdürünün ayrı bir karar almamasının tedbir kararının geçerliliğini etkilemeyeceği-
Şikayete konu edilen menkullerin ipotek kapsamında mı yoksa finansal sözleşme kapsamında mı kalıp kalmadığına ilişkin olduğundan, buna dair şikayeti inceleme yetkisinin asıl takibin yapıldığı yerin bağlı olduğu icra mahkemelerine ait olduğu-
Takip dosyasında ipotekli taşınmazın 02.10.2020 tarihli satış ilanında KDV oranının %1 olacağının belirtildiği, bu şekilde ilanın yapılarak duyurulduğu, satış ilanının kesinleştiği, tüm alıcıların bu oranı bilerek satışa katıldıkları, satış ilanının kesinleşmesinden sonra KDV oranının değiştirilmesinin mümkün olmadığı, alıcıların bu oranı bilerek satışa gittikleri, herkes için kesinleşmiş olan ihale şartları çerçevesinde sonradan KDV oranının icra dairesince değiştirilemeyeceği, aksi durumun hukuki güvenilirlik ilkesine aykırılık teşkil edeceği- Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 03.5.2021 tarih ve 2021/259 E. - 2021/316 K. sayılı ilamı gereğince, KDV’ye ilişkin işlemin kaynağının icra müdürlüğünün tesis etmiş olduğu karara ilişkin olduğundan bahisle, işlemin yasaya uyarlılığının, şikayet yoluyla, icra mahkemelerinin denetiminde olduğunun kabulü gerektiği yönünde iken, Uyuşmazlık Mahkemesinin 28.02.2022 tarih ve 2021/524 E. - 2022/120 K. sayılı kararı ile; “ihale yoluyla satışı yapılan taşınmaza ilişkin olarak tahakkuk ettirilen %18 oranlı KDV’nin vergi dairesince tahsil edildiği noktasında tartışma bulunmadığı, bu durumda satış memurluğunun vergi sorumlusu sıfatının sona erdiği, verginin iadesinin muhatabının vergi dairesi olduğu, bu kapsamda açılan davada da, 3065 sayılı Kanun hükümleri gereğince katma değer vergisine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü görevinin, 2576 sayılı Kanun uyarınca idari yargı içerisinde yer alan vergi mahkemelerine ait bulunduğu” şeklindeki son kararı gereğince Yargıtay 12. Dairesince görüş değişikliğine gidilerek, ihalenin gerçekleşmesinden sonra yapılan “KDV ödemesinin iadesi” talepleri hakkında, vergi mahkemelerinin görevli olduğu ve icra mahkemelerinin bu talepler hakkında istemin usulden reddine karar vermeleri gerektiği sonucuna ulaşılmış olduğu-