Davada haklı çıkan tarafın davasını vekille takip etmesi durumunda, lehine hükmedilen tutar olan vekalet ücreti de, bir tür yargılama gideridir ve sorumlusunun yine HMK'nın 326. maddesine ve yukarıda açıklanan kurala göre belirleneceği- Bu durumda, her ne kadar icra emrinin düzenlenmesi işlemi icra müdürlüğü işlemi niteliğinde ise de, borçlunun kendini vekille temsil ettirdiği, alacaklı vekilinin 15.10.2024 tarihli duruşmada davanın reddine karar verilmesi talebinde bulunduğu ve yapılan yargılama sonucunda mahkemece, borçlunun şikayetinin kabulüne karar verildiği anlaşılmakla, yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar uyarınca borçlu lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
Davacıların ihtiyari dava arkadaşı olduğu ilamda, her bir davacı için ayrı ayrı alacak kalemlerine hükmedildiğinden, alacaklı sayısı kadar takip bulunduğundan ve ayrı ayrı hükmedilen alacak kalemlerinin birlikte takibe konulması halinde haciz ve ödenen paraların paylaştırılmasında sorunlar oluşacağından, tek bir ilama dayanılarak birden fazla icra takibi başlatılmasının hukuka aykırı olduğundan söz edilemeyeceği-
HMK'nın 124. maddesine uygun olarak kısıtlı borçlunun vasisinin ek takip talebi ile takipte gösterilmesi ve buna uygun olarak düzenlenen ödeme emrinin vasiye tebliği zorunlu iken bu usule uyulmadığından bahisle şikayete konu ödeme emrinin iptaline karar verilmesi gerekeceği-
İlamlı icra takibinde alacaklının 27.05.2022 ve 30.05.2022 tarihli haciz taleplerinin kabulü üzerine borçlu tarafından bir başla icra mahkemesi kararı dosyasında aynı gerekçe ile hacizlerin kaldırılmasını istediği, şikayet tarihinin 3.06.2022 olduğu, bundan sonra alacaklının 07.06.2022, 08.06.2022, 15.06.2022 tarihli haciz taleplerinin kabulüne karar verildiği, iş bu dosyadaki şikayetin ise 17.06.2022 tarihli olduğu görülmekle şikayetin konusu olan hacizler farklı olduğundan derdestlikten söz edilemeyeceği-
Haczedilmezlik şikâyetinin, icra mahkemesince tedbir kararı verilmedikçe (İİK 22) satış isteme süresini kendiliğinden durdurmayacağı- Borçlunun haczedilmezlik şikâyetinde bulunmasının alacaklının satış talebine engel olmadığı- İİK m. 363/4 uyarınca, şikâyet hakkında verilen icra mahkemesi kararı kesinleşmeden icra müdürlüğünce satış işlemi yapılamazsa da istinaf yoluna başvurulmasının alacaklının satış isteme süresini durdurmayacağı- İlk derece mahkemesinin karar tarihinde haciz kalkmamış olduğundan ve alacaklı şikâyet konusu taşınmazın satışını İİK 106 uyarınca bir yıllık sürede talep etmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı verdiği tarihte haciz kalkacağı- Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sırasında haciz kalktığından konusuz kalan şikâyetin "esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verilmesi gerektiği- "Şikâyet tarihinde haczin kalkmadığı, şikâyet tarihindeki şartlara göre meskeniyet şikâyetinin esasının incelenerek değerlendirme yapılması gerektiği, aksi hâlde alacaklının her defasında yeniden haciz istemesi ve satış masraflarını yatırarak satış talep etmesi gerektiği"  şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Mirasçılar hakkında ek takip talebinde bulunulmadan ölü kişi hakkında düzenlenmiş olan ödeme emrinin tebliğe çıkarılamayacağı, bu hususun mahkemece re'sen gözetilmesi gerekeceği-
Mirasçılar hakkında ek takip talebinde bulunulmadan ölü kişi hakkında düzenlenmiş olan ödeme emri tebliğe çıkarılamayacağı-
Kiracı ile boşanma aşamasında olan ve aynı zamanda onun kefili olan eşinin İİK m. 276 anlamında üçüncü kişi sayılması mümkün müdür?
Somut uyuşmazlıkta, takip talebi ve icra emrinde takip konusu yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığı gösterilmeden takip başlatıldığı anlaşıldığından, mahkemece, İİK'nın 58. maddesi gereğince takip talebinde yabancı para alacağının harca esas değer olarak Türk Lirası karşılığı gösterilmediğinden itirazın kaldırılması talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu-
Taşınmaza konulan hacizden sonra, taşınmazın mülkiyeti, mahkeme kararının kesinleşmesiyle üçüncü kişiye geçmiş olduğundan ve bu kararda haczin kaldırılması ile ilgili bir hüküm bulunmadığından, üçüncü kişinin ancak genel mahkemelerde açacağı dava yolu ile haczin kaldırılmasını talep edebileceği- Alacaklı, "borçlunun noterde düzenlenen mirastan feragat sözleşmesiyle ivaz karşılığında mirastan feragat ettiğini" ileri sürmüşse de bu hususun dar yetkili icra mahkemesince incelenemeyeceği- Mahkeme kararına dayalı olarak taşınmazın maliki olan üçüncü kişi, haczin kaldırılması için genel mahkemede mülkiyet hakkına dayalı olarak dava açmak zorunda olduğundan, icra müdürlüğünün haczin kaldırılması talebinin reddine karar vermesinin isabetli olduğu- "Haczin konulduğu tarihte şikayete konu taşınmaz hissesi borçlunun murisi adına kayıtlıysa da, taşınmazın mülkiyetinin, murisin ölüme bağlı tasarrufu olan vasiyetnamesinden ötürü TMK m. 705 gereğince şikayetçiye ait olduğu, bununla birlikte; davalı/alacaklı tarafından açılan tenkis davası olmadığı gibi borçlu mirasçının ivaz karşılığında mirastan feragat etmesi üzerine şikayetin kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu" şeklindeki karşı oyun benimsenmediği-