Tasarrufun iptali istemine ilişkin davada, davalı üçüncü kişinin, davalı borçlunun halası olması sebebi ile davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişilerden olduğunun da anlaşılmasına ve bu durumun aksinin de ispat edilememiş olmasına göre, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı- İİK.’nin 283/II maddesine göre de iptal davası, dava konusu mal ve hak, lehine tasarruf yapılmış olan üçüncü kişinin elinde ise iptal davasının konusu o mal veya hak üzerinde cebri icraya devam edilmesi, lehine tasarruf yapılan kişi o mal veya hakkı elinden çıkarmış ise o zaman davanın konusu üçüncü kişinin o mal veya hakkın değeri oranında tazminata mahkum edilmesi gerekeceği-
Haciz tutanağının İİK.’nin 105. maddesi anlamında geçici aciz belgesi niteliğinde olmasına, davanın 5 yıllık süre içerisine açılmış olmasına, ivazlar arasında önemli oransızlık bulunmasına, alacağa mahsuben yapılan satışın mutad ödeme olarak kabulünün mümkün olmamasına göre, mahkemece tasarrufun iptaline karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı dördüncü kişi konumundaki (satış silsilesinde 5. kişi) .............. yönünden bedel farkının iptal nedeni olmayıp kötü niyetinin davacı alacaklı tarafından ispatlanması gerektiği, anılan şahsın borçlu ile yakınlık ve ilişkisinin ispatlanamadığı, mahkemenin kararına gerekçe yapılan davalı ............. Turna'nın taşınmazı 30/06/2005 tarihinde satın almasına rağmen 25/07/2005 ve 26/07/2005 tarihlerinde dava konusu taşınmazda yapılan hacizlerde borçlunun adreste oturmaya devam etmesi aleyhe yorumlanmış ise de satıştan 1 aydan daha kısa sürede taşınmazın boşaltılmamış olmasının yaşam deneyimlerine uygun bir durum olduğu, ulusal basında yer alan haberlerin borçludan ziyade ortağı olduğu şirketlere ilişkin olduğu gibi aynı iş kolunda faaliyette olmayan davalı ................. yönünden bir anlam ifade etmesinin net olmadığı belirtilerek, davalı ............. Turna yönünden davanın reddi ile üçüncü kişiler yönünden bedele hükmedilmesi gerektiği-
Davalı borçlunun şirket ortağının eşi davalı üçüncü kişiye ve onun da diğer davalılara satılan taşınmazlardaki hisse satış işlemlerinin tasarrufun iptali gereken işlem niteliğinde olduğu- Davanın kabulü ile, davalı borçluya ait hissenin davalılara satışına ilişkin tasarruf işleminin icra dosyasındaki alacak ve ferileri toplamı ile sınırlı olarak iptaline, davacıya haciz ve satış yetkisi tanınmasına karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında, dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptaline karar verilen şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu, mahkemece, bu ilke dikkate alınmadan hangi değerin esas alındığı belirtilmeden ve neyin esas alındığı anlaşılamaz şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Mahkemece, infazda tereddüt yaratacak şekilde karar verilemeyeceği-
Davacı ile arasında akrabalık, arkadaşlık, iş ortaklığı vs. gibi bir ilişki bulunmayan davalı dördüncü kişi arasındaki tasarrufun iptaline karar verilemeyeceği- Davalı üçüncü kişi hakkındaki tasarrufun iptali gerektiğinden ve davalı dördüncü kişi hakkındaki dava reddedildiğinden, İİK. m. 283/2  icra takip dosyasındaki alacak ve ferileri ile sınırlı olmak kaydıyla, dava konusu taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri tutarındaki alacağın, davalı üçüncü kişiden tahsili ile, davacıya verilmesine dair kararın isabetli olduğu-
6183 sayılı Kanun’un 31. maddesi gereğince dava konusu taşınmazı kötüniyetle elden çıkartanların ellerinden çıkardıkları tarihlerdeki değeri belirlenerek ve o tarihteki kamu borcu tespit edilip o borç ile sınırlı olarak müştereken ve müteselsilen ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile tahsiline karar verilmesi gerekeceği-
Davacılar vekillerinin dilekçelerindeki vakıaların açıklanması gözetildiğinde, asıl davanın İİK 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılmış olduğu anlaşıldığından, asıl dava yönünden İİK 277 vd.na göre tasarrufun iptali koşulları olup oluşmadığı belirlenmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu- Birleşen dava yönünden davacı vekillerinin özellikle temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri beyanlara göre birleşen davanın TBK 19 maddesine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı- Basit yargılama usulüne tabi tasarrufun iptali davasının, yazılı yargılama usulüne tabi TBK 19'a dayalı dava ile birlikte görülemeyeceği, birleşen dosyanın tefrik edilerek birleşen davanın TBK m. 19 koşulları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği-
Borçlu hakkında birden fazla takip olduğu ve dava konusu araç yönünden açılmış başkaca tasarrufun iptali davaları da olduğu anlaşıldığından, davalı üçüncü kişilerin aracın bedelinden sadece bir kez sorumlu olmaları nedeni ile hüküm fıkrasına 'tahsilde tekerrür oluşturamayacak şekilde' ifadesi eklenerek tahsile karar verilmesi gerektiği-