"İpotekli alacaklının taşınmazı temlik almasına" dair tasarrufun iptal edildiği, şikayetçinin haczinin, malikin (aynı zamanda ipotekli alacaklının) borcuna ilişkin olmadığı, şikayetçinin, ipotekli alacaklının ipotek hakkı sahibi olduğu taşınmazı devralmasına dair tasarrufun iptalini talep etmesi üzerine tasarrufun iptal edilmesi, eldeki dosya ile bu kez ipotekli bankanın taşınmazı temlik alması sonucuna dayanarak sıra cetvelinin iptali istemesinin de doğru görülmediği- "İpotek hakkının, şikayetçinin haczinden önce olduğu ve ipotekli alacaklılara sıra cetvelinde 1. sırada yer verilmesine dair sıra cetvelinde de hukuka aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle "şikayetin reddine" karar verilmesinin isabetli olduğu-
Sıra cetvelinin düzenlendiği tarihte tasarrufun iptali davasında henüz karar verilmediği ve ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmediği anlaşıldığından, kendisine sıra cetvelinde pay ayrılması mümkün olmayan şikayetçinin şikayetinin esastan reddine karar verilmesi gerektiği- "Şikayetçinin haczinin sıra cetvelinin düzenlendiği tarihte kesin hacze dönüşmediği, sıra cetvelinin bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibarıyla haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenmesi nedeniyle şikayetçinin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararının bulunmadığı" gerekçesiyle "hukuki yarar şikayet şartı yokluğundan şikayetin usulden reddine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
Davacı ile davalı eş arasında boşanmaya konu çekişmenin başladığı tarihin borcun doğum tarihi olarak kabul edileceği ve bu durumda davacının alacağının devir tarihinden önce doğduğunun kabulü gerektiği- Davalı 3. kişinin borçlunun durumunu, evli olduğunu ve karısı ile arasındaki ayrılığı, taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bilen ve bilebilecek kişilerden olduğu, tüm dosya, davalılar beyanları ve tanık anlatımları bir bütün olarak ele alındığında, taşınmazın davacıdan mal kaçırmak amacıyla devredildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalılar arasındaki tasarruf işleminin muvazaalı olduğunun tespiti ile buna yönelik tasarrufun iptaline ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davacının alacağıyla sınırlı olmak üzere davacıya İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak haciz ve satışını isteyebilmesi yetkisi verilmesi gerektiği, bunun yerine taşınmazın tapusunun tekrar davalı borçlu adına tesciline karar verilmesinin hatalı olduğu-
İİK'nın 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağı- Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği- Buradaki üçüncü kişiden maksatın, borçlu ile doğrudan işlem yapan değil, borçlu ile işlemde bulunan kişiden mal veya hakkı satın alan kişi olup, uygulamada bu kişilere dördüncü kişi denildiği- Borçlu ile işlemde bulunmayan dördüncü veya ondan sonraki kişiler hakkında dava açılıp açılmaması davacının isteğine bağlı olduğu- Bu kişiler yönünden iptal kararı verilebilmesinin, bu kişilerin kötü niyetli olduklarının yani borçlunun alacaklılara zarar verme kastı ile hareket ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduklarının kanıtlanmasına bağlı olduğu- İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın, nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği- Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktarın, elden çıkarılan malın elden çıkardığı tarihteki gerçek değeri olduğu-
Tasarrufun iptali davalarının ayni hak tesisi amacını taşımayıp alacaklıya yalnızca alacağını tahsil kabiliyeti sunan şahsi bir hak bahşettiği gözetildiğinde, davanın kabulü hâlinde işleme konu malvarlığının iptal ve tescili yerine, alacaklıya münhasıran takibe konu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesi gerektiği- Borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi arasındaki akrabalık ve ortaklık ilişkisi sebebiyle işlemin kanun gereği mutlak surette iptale tabi olmasında bir isabetsizlik bulunmasa da, ilk derece mahkemesince kurulan hükümde tanınan haciz ve satış yetkisinin salt dayanak takip dosyasındaki alacak miktarı ile sınırlandırılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davacının bu davayı açmaktaki asıl amacının, muvazaalı olduğunu iddia ettiği işlemin iptali ile borçludan olan alacağını tahsil etme imkanını elde etmesi diğer bir ifade ile 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının dava konusu tasarruf üzerinde haciz ve satışını isteyebilmesi hakkını elde etmek olduğu- Somut olayda mahkemece “cironun muvazaalı olarak yapıldığının tespiti ile tasarrufun iptaline, İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satışını isteyebilmesi yetkisi verilmesine" şeklinde karar verilmesi gerekeceği-
Davacının bu davadaki amacının, yaptığı icra takibi nedeniyle alacağını tahsil edebilmek için yapılan taşınmaz satışının kendisi yönünden geçersizliğini sağlamak olduğu, davacının bu hakkının ayni değil şahsi sonuç doğurduğu, davada tasarrufun iptali sebeplerinin olması halinde İİK'nın 283/1. maddesi uyarınca iptal ve tescil olmaksızın, dava konusu gayrimenkule ilişkin hisselerin haciz ve satışına karar verilmesi gerekeceği- Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi halinde İİK'nın 280. maddesi gereğince dava konusu gayrimenkullerdeki davalı (B)'nin miras payına düşen ve mirasın reddi hükümleri gereğince diğer davalı (C) adına intikal eden hisseler yönünden "tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyası ile .... 13. İcra Müdürlüğünün 2020/ Esas sayılı icra dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi" gerekeceği- Kararda infazda tereddüt yaratacak şekilde, yalnızca "tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine" karar verilmesi doğru olmadığı-
Danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğinde olduğundan, kural olarak danışıklı işlem (muvazaalı muamele) nedeniyle hakları zarara uğratılan üçüncü kişilerin, tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini "ileri sürebilecekleri"- TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin davada, mahkemece, İİK’nın 283. maddesi hükmü gereğince, davacının dava konusu taşınmazların haczini ve satışını isteyebilmesi yönünde hüküm oluşturulması gerektiği-
Davalılar arasında aynı ilçede müteahhitlik yaptığı iddiası dışında başkaca bir tanıdıklık, iş ilişkisi de olduğu somut deliller ile ortaya konulamadığı- Davalı borçlunun eşi tarafından aralarında başkaca bir iş ilişkisi olup olmadığı değerlendirilmeksizin verilen çeklerin neye dayalı olarak verildiği de belirlenmeksizin veya davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında herhangi bir iş ilişkisi veya tanıdıklık ilişkisi olup olmadığı somut deliller ile belirlenmeksizin, "çeklerin dava konusu gayrımenkulün satışına dair olmadığı, bu sebeple de dava konusu gayrımenkulünün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında misli aşan farkın bulunduğu" gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu- Mahkemece ayrı ayrı bent olarak tazminata hükmedilmesinin de hatalı olduğu-
Davalı borçlunun 6 adet taşınmazı üzerine 1. dereceden haciz koymuş olan davalı/alacaklının, taşınmazların kıymeti bilirkişi ile belirlenerek, bu taşınmazların davacının alacağını karşılayıp karşılamadığı belirlenerek davacının muvazaalı işlemin iptali davasını açmakta hukuki yararı olup olmadığının tespiti gerekeceği-
