İptale konu tasarrufların davalı borçlu ile eşi ve ortak çocukları arasında gerçekleştiği, davalı borçlunun aciz hallerini en iyi bilebilecek kişiler olduğunu, davalıların alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla tasarrufta bulunduğu gerekçesiyle yapılan tasarrufların icra dosyasındaki alacak, faiz ve ferilerine karşılayacak kadar olan kısmının iptaline karar verilmesi gerektiği-
Aciz belgesinin dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında ve hatta hükmün Yargıtay'ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı bulunduğu-
Davalı borçlu ile davalı üçüncü kişinin ortağı oldukları şirketlerin ticari faaliyet alanlarının farklı olduğu, bunun yanında aralarında ticari bir ilişkinin de bulunmadığı, dolayısıyla davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve borçlunun alacaklıya zarar verme kastını bildiği veya bilmesi gereken kişilerden olduğu ispat edilemediğinden İİK m.280 koşullarının somut olayda gerçekleşmediği- Haczin 22.03.2017 tarihinde, iptali istenilen tasarrufun ise 27.09.2012 tarihinde yapılmış olması ve dolayısıyla İİK'nın 278/3 maddesinin 2. fıkrasında belirtilen iki yıllık sürenin geçmesi nedeniyle anılan hükme göre bedel farkından ötürü iptal koşullarının oluşmadığı-
Kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, davalı borçlu M. A’ın müteahhit olduğu, davalı 3. kişi A. Ç.’in eşi Y. Ç.’in ise gazetede çalışan reklamcı olduğu, davalı borçlu ile bu nedenle bir reklam işi için tanıştıkları anlaşılmış olup davanın kabulü için yalnızca bu şekilde bir tanışıklık yeterli olmayıp, bunun dışında davalı 3. kişi A. Ç.’in davalı borçlu M. A. ile yakın olduğu yada İİK’nun 280/1. maddesi gereğince borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğunun ispatlanamadığı anlaşılmakla verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı borçlu dava konusu edilen taşınmazı devrettikten sonra taşınmazda oturmaya devam etmişse de, 17.08.2018 tarihinde taşınmazı devralan 3. kişi davalı H. O. ile davalı borçlunun eşi S. S.arasında kira sözleşmesinin düzenlendiğinin, 18.07.2018 tarihinde S.S.' nin H. A.Ş. hesabından davalı H. O.'nun hesabına 13.200,00 TL 1 yıllık kira açıklamasıyla ödeme yaptığının ve ödeme tarihinin davacının icra takibinde 16.08.2018 tarihinde yaptığı hacizden önce olduğu anlaşıldığından "davanın reddine" ilişkin kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı-
Davalıların aynı mahallede ikamet ettiği, dava konusu taşınmazın da aynı mahallede bulunduğu, yapılan ekonomik sosyal durum araştırmasında davalı 3.kişinin çalıştığı şirketin davalı borçlunun dükkanına mal tedarikçisi olduğu, davalıların arkadaş olup 13-14 yıldır birbirlerini tanıdıkları belirtilmiş olup, davalı 3. kişinin İİK 280/1 maddesi kapsamında davalı borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bilebilecek durumda olduğunun anlaşıldığı-
Dava konusu gayrimenkulün gerçek değeri ile tapuda gösterilen değeri arasında bedel farkının olduğunun anlaşılmasına, gerçek değerinin de ödendiğinin ispat edilememiş olmasına, davalılar arasında arkadaşlık ilişkisi olduğunun da beyan edilmiş olmasına, davalılar arasındaki tasarrufun İİK 278/2 ve İİK 280/1 hükmü gereğince iptal tabi olmasına göre mahkemece "davanın kabulüne" dair verilmiş olan kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Borçlu davalının, taşınmazını diğer davalıya 350.000,00-TL bedelle devrettiği, satış tarihi itibariyle taşınmazın rayiç değerinin 515.449,00-TL olduğu, davalıların birbirini tanımadığı, aralarında akrabalık bağı veya arkadaşlık ilişkisinin bulunmadığı, davalının dava konusu taşınmazı internet sitesi vasıtasıyla bulduğu ve taraflar arasında 25.10.2021 tarihli satış protokolü düzenlendiği, 50.000,00-TL kapora verilerek taşınmazda işlem yapıldığı, 08.11.2021 tarihinde davalının diğer davalının hesabına 300.000,00-TL ev bedeli açıklaması ile banka havalesi yapıldığı, borçlunun davaya konu evden kasım 2021 itibariyle taşındığı anlaşıldığından, İİK'nin 280/1 maddesi kapsamında davalıların birbirini daha önceden tanıdığına, davalı nın, diğer davalının mali durumunu ile ızrar kastını bildiğini ispata yarar delil sunulmadığının ispatlanamayan davanın reddine karar verileceği-
Tasarrufun iptali davalarında ve BK'nun 19. maddesine dayalı olarak açılan danışıklı işlemin iptaline ilişkin davada, asıl amacın alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Nitekim tasarrufun iptali davalarında İİK 283/1. maddesi doğrudan, BK'na göre açılan davalarda kıyasen uygulanarak, iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği, öte yandan muvazalı işlemin tesbiti aslında muvaazaya dayalı işlemin iptalini de kapsamakta olduğu- 1942 doğumlu ve herhangi bir işi olmayan, yetim aylığı alan davalı ...’un 5.300.000,00 TL değerindeki bir fabrika binasını, satın alıp borçlu şirkete kiraya vermesi, daha sonra da dördüncü kişi firmanın 2012 yılı Haziran ayında aldığı ihale nedeni ile acil ihtiyacı olan dava konusu fabrika binası ve depolarını, tapuda satın almadan yaklaşık 2 ... öncesinden başlamak üzere, teminat dahi almadan davalı üçüncü kişiye ödemeler yapması hayat deneyimlerine uygun olmadığı gibi yapılan her iki satışında mal kaçırma amacı ile yapıldığı muvazaalı olduğunun kabulü gerekeceği-
İvazlar arasında önemli oransızlık olduğu gibi üçüncü kişinin borçlunun oğlunun bacanağı olması nedeni ile İİK'nın 280/1. maddesine göre borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğu, dava konusu taşınmazın satışının İİK'nın 280/3. maddesine göre işyeri devri olduğu, devrin yasaya uygun olarak yapılmadığının anlaşıldığı bu nedenle davalının haksız olması nedeni ile yargılama giderinden sorumlu olmasının yerinde olduğu- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331/1. maddesi ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 6. maddesi ve ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra, tasarrufa konu taşınmazın alacağa mahsuben ipotek alacaklısına ihale edilmiş olduğu da gözetilerek, kendisini vekille temsil ettiren davacı şirketin, asıl ve birleşen davalar yönünden, daha düşük olan takibe konu alacak miktarları üzerinden, davacı şirket lehine asıl ve birleşen davası yönünden, A.A.Ü.T'nin 13/1 maddesi uyarınca, ölçümlendirilerek tespit olunan nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, mahkemece maktu vekalet ücreti takdir edilmiş olması doğru görülmediği-