Ticari işletme niteliğinde dershane binası devri halinde, davalının İİK 280/3 hükmü gereğince belirlenen şartların yerine getirilmemiş olması halinde, tasarrufun iptali davasının kabulü gerektiği- Taşınmazların 4. kişiye devretmesi nedeni ile davanın tazminata döndüğü anlaşıldığından, yerel mahkemece sadece tazminata karar verilmesi gerekirken tasarrufun iptaline karar verilmesi infazda tereddüt oluşturacağı-
Dava konusu, benzinlik ve arsa niteliğindeki taşınmazın fiilen benzin istasyonu niteliğinde ticari işletme olduğu anlaşıldığından bu durumda davalı borçlu ile üçüncü kişi şirket arasında yapılan devrin işyeri devri niteliğinde olduğunun anlaşılmasına göre, İİK’nın 280/son da belirtilen devir için gerekli ilan ve bildirimlerinin yapıldığı iddia ve ispat olunmadığından davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi nüfus kayıtlarına borçluların baba-oğul olduğu, bağımsız bölümün satış suretiyle devredildiği ... ise ... ...'ın amcasının damadı olduğu, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki akrabalık ilişkisi dikkate alındığında davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun mali durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduğunun anlaşılmasına göre bu tasarruf yönüyle de davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
İcra takibi sırasında 12.01.2015 tarihinde fiili haczin yapıldığı ve davalı- borçlunun meskeninden taşındığının belirlendiği, taşınmaz devrinin ise 20.10.2009 tarihli olup haciz tarihinden geriye doğru 2 yıl içinde kalmadığı- Bu durumda bedel farkından dolayı tasarrufun iptaline karar verilemeyeceği-Ancak davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı da verilebileceği- Dosya kapsamında; davalılar arasında İİK'nun 280./1 maddesine göre arkadaşlık, akrabalık, ticari ilişki veya komşuluk tespit edilememiş, lehine tasarrufta bulunulan davalı üçüncü kişinin, borçlu davalının mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu ispatlanamamış olduğundan, mahkemece verilen "davanın reddine" dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davasının amacının, borçludan olan alacağını tahsil edemeyen davacı alacaklı borçlunun mal kaçırma amacı ile iptale tabi tasarruf yaptığını ispatlaması halinde alacağını tahsil imkanı tanımak olduğu-Bu nedenle davacının alacağının gerçek bir alacak olması gerektiği- Ancak borçlu önceden yaptığı ancak iptalini istediği bir takım tasarrufları için alacaklı olarak göstereceği bir kişi ile anlaşarak aslında gerçek olmayan bir alacak ilişkisi yaratarak, aralarında sanki bir alacak -borç ilişkisi varmış gibi takibe geçilmesini ve nihayi amaç olarak üçüncü kişi ile arasında gerçekleşen tasarrufun iptalini sağlamak isteyebileceği- Yani borçlu ve alacaklı muvazaalı bir takip yaparak borçlunun tasarrufunun iptal edilmesini amaçlayabileceği- Böyle bir durumda davalı üçüncü kişinin "alacağın gerçekte var olmadığını, muvazaalı olarak yaratıldığını" ileri sürebileceği-
İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemi ile, BK'nın 179-180 110. maddesine göre işyeri devri nedeniyle devir alanın işletmenin borçlarından sorumlu olacağının tespiti istemi-- Davacı tarafın talebi ve somut uyuşmazlığın niteliği gereği eBK m. 110, 179 ve 180 kapsamındaki talepleri, İİK m. 280/3'deki iptal sebepleri bakımından da birlikte tartışılması gereken, yarışan talepler olup, taleplerden biri hakkında verilecek karar diğerini doğrudan etkileyeceği ve davacının taleplerinin bütün olarak ele alınarak çözülmesi gerekmekte olduğundan bu hususun usul ekonomisi ilkesine de aykırılık oluşturmadığı- İçerikleri itibariyle bir hakkın devrine ilişkin hükümler içermeyen sözleşmeler ile İİK anlamında iptale tabi bir tasarruf işlemi yapıldığından söz etmeye olanak bulunmadığını; borçlandırıcı işlemler hakkında da tasarrufun iptali davasının açılamayacağını- Sözleşmelerin tarafı olmayan şirketler yönünden, tasarrufun iptali davası için öngörülen tasarruf işlemine yönelik dava şartı da oluşmadığından diğer öngörülebilirlik şartı olan gerçek alacağın varlığının incelenmesine, dolayısıyla açılan menfi tespit davasının HMK’nın 165. maddesi anlamında bekletici sorun yapılmasına gerek bulunmadığı-
Bu tür davalarda dava konusu mal borçlunun borcu nedeniyle davalı üçüncü kişinin elinden çıkmış ise; üçüncü kişinin yapılan satıştan elinde artı bir para kalır ise, o miktar ile sorumlu olacağı- Somut olayda borçlunun borcu nedeniyle yapılan satış sonucu üçüncü kişi konumundaki davalının mamelekinde kalan bir para olmadığı anlaşılmakta olduğundan, bu durumda; Bölge Adliye Mahkemesince davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği- Öte yandan; HMK’nun 333/1.maddesinin; davanın konusuz kalması sebebiyle, davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama giderinin takdir edilmesi gerektiğini belirtmiş olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince "davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına" karar verildikten sonra, tarafların haklılık durumları da değerlendirilerek," yargılama gideri ve vekalet ücretinin haksız olan tarafa" yükletilmesi gerekeceği-
Davalı S.T.'nin davalı borçlunun yeğeni olmasına göre İİK madde 280/1 hükmüne göre davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun anlaşılmasına ve tazminatların tahsilde tekerrür olmayacak şekilde infaza konulacak olmasına göre mahkemece "davanın kabulüne" ilişkin verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değeri arasında misli fark bulunmamasına, davalılar arasında akrabalık, yakın arkadaşlık sosyal ve hukuki ilişki olduğunun, yani davalı ...’in İİK’nun 280/1 maddesi kapsamında kötüniyetli olduğunun davacı tarafından ispatlanamaması nedeniyle davanın reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı 4.kişi, davalı 5. kişi, davalı 6.kişi, davalı 7. kişi ve davalı 8. kişi yönünden iptal sebebinin geçerli olmamasına, bu kişiler yönünden iptale karar verilebilmesi için davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişi olduklarının ispat edilmiş olmasının gerektiği- Davalı 4. kişinin davalı borçlu ile ticari ilişkilerinin bulunmasına davalı 5. kişinin davalı borçlunun eşi olmasına, davalı ile davalı borçlunun eşi arasında ilişki olduğu, bu ilişkinin asliye hukuk mahkemesinin dosyasından anlaşılıyor olduğunu-
Davalı şirket ile dava dışı şirket arasında organik bağ bulunsa dahi, tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması ve sorumluluk doğması için gereken "mal kaçırma kastı" ve "kötü niyet" unsurlarının somut verilerle ispatlanamaması nedeniyle salt organik bağın yeterli görülmeyeceği somut olayda; gerçek işverenin tespiti ve husumetin doğru yöneltilmesi amacıyla davacıya HMK m. 124 uyarınca iradi taraf değişikliği imkanı tanınması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davalı şirketin sorumlu tutulmasına ilişkin verilen direnme kararının bozulması gerektiği-