Takibe itiraz etmeyen davalı hakkında itirazın iptali davası açılamayacağı- Davalı şirket hakkında yapılan icra takibinde ödeme emrinin davalı şirkete tebliğ edildiği (cari hesaba dayalı aynı ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip), yine bu takibe dayalı olarak açılan itirazın iptali davasında da dava dilekçesinin davalı şirkete tebliğ edildiği, artık bu şekilde TMK. mad. 887’de aranan hem asıl borçlu, hem de borçtan şahsen sorumlu olmayan ipotek takip borçlusuna muacceliyet ihtarının gönderilme şartının gerçekleştiği-
Tutuklu olarak bulunan borçluya İİK’nun 103.maddesi uyarınca çıkartılan davetiyenin, İİK’nun 54/1.maddesi dikkate alınmadan Tebligat Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca usulsüz tebliğ edilmesi halinde, kıymet takdiri tebliği üzerine borçlunun şikayetinin süresinde olduğu- Borçlu şikayet dilekçesi ile birlikte 120 TL gider avansını yatırmış, mahkemece duruşmada keşif yapılmasına karar verilerek, gider avansından karşılanmayan kısmın tamamlanması için borçluya iki haftalık kesin süre verilmesine ilişkin karar, duruşmada hazır olan borçluya ihtar edilmiş ise de, bilirkişilerin sayısı ve dosyadaki mevcut avans dikkate alınmadan keşif için eksik kalan avans miktarı net olarak belirlenmediğinden söz konusu ihtarın usule uygun kabul edilemeyeceği- Mahkemece sonraki duruşmada "eksik avansın 250 TL olarak tespiti" ile duruşmada hazır olmayan borçluya, avansı tamamlaması için iki haftalık kesin süre verilmiş ve yatırılmamasının sonuçları yazılmış ise de, söz konusu muhtıranın da borçlunun “hapiste hükümlü” olduğundan bahisle Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca yapıldığı, bu hali ile de muhtıraya ilişkin tebligatın usulsüz olduğu, gelinen aşamada ise bir yıldan fazla hapis cezası ile mahkum edilen borçlunun kısıtlanarak kendisine vasi atandığı anlaşıldığından, mahkemece, hükümlü olan borçlunun vasisine, eksik avansı tamamlaması için usulüne uygun ihtar yapılması gerekiği; usulsüz ihtar tebliği dikkate alınarak meskeniyete ilişkin şikayetin usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Borçlu şirket adına vekaleten icra mahkemesi nezdinde şikayet yoluna giden ve talepte bulunan kişi avukat olmadığından, şirket yetkilisi de olmayan bu kişinin davaya vekalet ehliyeti olmadığı gerekçesiyle şikayetin esasa girilmeden dava (şikayet) şartı yokluğundan reddedilmesi gerekeceği-
Dava trafik kazası nedeniyle davalı idare aleyhine haksız fiil faili ya da araç maliki sıfatıyla açılmamış, dava sebebi bakımından tam ıslah edilmemiş olup 2330 Sayılı Kanun’a göre idareden talep edilen nakdi ve manevi tazminat bakımından İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde dava ikame edilmesi gerekeceği, bu durumda mahkemece, idari yargı görevli olduğundan HMK 114/2. maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle HMK 115/2. maddesi gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekeceği-
Genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davada, 6100 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Geçici 9. maddesinde yer alan ''Bu Kanunun göreve ilişkin hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda uygulanmaz. Bu davalar, açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine tabidir.'' hükmü gereğince, 14.12.2011 dava tarihi itibariyle ticaret mahkemesinin görevli olduğu-
Derdestlikten söz edilebilmesi için davaların taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerektiği- Yönetim kurulu üyesi olan davalının sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin dava ile davalının şirket ortağı olması nedeniyle açılan davaların konuları farklı olduğundan derdest bir davanın varlığından söz edilemeyeceği-
Gerçekte kesin olmayan bir karara ilişkin olarak mahkemece kararın kesin olduğunun yazılmasının, bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin "kararın kesin olduğu gerekçesi" ile reddedilmesinin yok hükmünde olduğu ve hukuki sonuç doğurmayacağı- Kayıp kaçak bedeli ile sayaç okuma bedeli alınmasının haksız şart olduğu iddiası ile açılan dava görülmekteyken, değişen 6446 sayılı kanunun 17/10. maddesine göre de mahkemelerin yetkisi, bu davaya konu edilen bedelleri belirleyen Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlı hale gelmiş olup tarifeler içinde bulunan ve maliyet unsuru haline getirilen kayıp-kaçak bedeli gibi vs. bedellerin EPDK kararıyla abonelerden alınıp alınamayacağı konusundaki ihtilafın sonlandırılmış olduğu, davacı taleplerine göre bakılan davanın konusuz kaldığı , ancak davanın açılma tarihine göre hangi tarafın haklı olduğunun tespitinin yapılarak oluşacak sonuca göre yargılama giderleri hakkında buna göre bir karar verilmesi gerektiği-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382. vd. maddelerine göre tapu kayıt maliki ile davacının aynı kişiler olduğunun tespiti davaları çekişmesiz yargı işi olup, talep tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 383. maddesine göre de, çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemeleri olduğu-
Tapu kayıt malikinin davacının miras bırakanı ile ayni kişi olduğunun tespiti isteği- Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemeleri olduğu-
Mahkemece; her ne kadar, davacının davasının mahkemenin 2012/635 E.sayılı dosyasındaki sebeplere dayandığı, bu konuda da kesinleşmiş hüküm bulunduğu, HMK'nun 114/1-i maddesi uyarınca aynı davanın önceden kesin hükme bağlanmış olmasının bir dava şartı olduğu gerekçesiyle HMK'nun 114/1-i ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş ise de; tedbir nafakasının her gün doğan ve işleyen haklardan olması ve miktarının (konusunun) değişmesi nedeniyle, önceki tarihli tedbir nafakasının reddine ilişkin mahkeme kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği- Her davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerektiği-