Söz konusu tapu iptali ve tescil davasını açmakta köy halkından ya da köy meclisinden bir karar alınmasına gerek bulunmadığı, kaldı ki, davalının köy muhtarının akrabası olduğu ve bu nedenle köy muhtarı tarafından böyle bir davanın açılmadığı ileri sürülerek ve zorunlu olarak davanın kendileri tarafından açıldığının iddia edildiği, bu nedenle, iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması ve ondan sonra işin esası hakkında bir hüküm kurulması gerekirken aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu-
Nitelik itibarıyla kazanmaya elverişli bulunmayan ve özel mülkiyete konu olacak biçimde tapuya tescil edilmesi olanağı olmayan yerlerin kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesinin mümkün olmadığı-
Yıkım kararı fahiş zarar doğurabileceğinden ileride telafisi güç bir durumun ortaya çıkmasının önlenmesi bakımından açılan tapu iptal ve tescil davasının sonucunun beklenmesi ve ortaya çıkacak duruma göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Zilyetlikle bir yerin edinilmesi için aralıksız, çekişmesiz malik sıfatıyla 20 yıllık kazanmayı sağlayan zilyetlik süresi yanında taşınmazın aynı zamanda nitelik itibariyle kazanmaya elverişli yerlerden olmasının, 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca orman niteliğinde ve TMK. nun 715, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/C maddesi kapsamında kalan yerlerden bulunmamasının gerekeceği-
Yetkili merci tarafından bir yerin mer'a olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona ereceğinden mer'a olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanmasının gerekeceği, taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mer'a olduğunun anlaşılması halinde ise hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabının mümkün olmadığı -Davacı tarafın zilyetliğe dayanarak tescil isteğinde bulunduğu, zilyetlik maddi olaylardan olup 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi uyarınca tanık ve yerel bilirkişi dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu-
Davalı parsel paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğuna göre, usule uygun dava açan davacılar yönünden davayı kabul eden davalılar R., F.A. ve R.S. üzerindeki paylara düşen davacıların miras paylarının hesaplanarak hüküm kurulmasının gerekeceği-
Sebebi aynı olmayan davanın kesin hüküm teşkil etmeyeceği- Miras bırakanlarının ölüm tarihine kadar davanın açılmamış olmasının, mirasçıların dava açma hakkını ortadan kaldırmayacağı- Mahkemece delillerinin toplanarak değerlendirilmesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 15/1. maddesinin göz önünde bulundurulması gerektiği-
Mahkemece yapılacak işin; yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar HMK.nun 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca davetiyeyle keşif yerine çağrılması, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle adı geçenlerin keşif yerinde dinlenilmesi, dava konusu taşınmazın müşterek muris Ö.'den sonra kim tarafından ne şekilde tasarruf edildiği, davacının herhangi bir şekilde tasarrufunun bulunup bulunmadığı, davacının herhangi bir tasarrufunun varlığı halinde taşınmazın bütünü karşısında kapsadığı alan ve sürekliliğinin yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması olduğu-
Tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanılması halinde, kural olarak taşınmaz üzerinde zilyetliğin kurulduğu tarihten itibaren kazanma süresi ve koşullarının başlatılması ve diğer şartların varlığı halinde davanın kabul edilebilmesi için tespit dışı bırakılma tarihinden dava tarihine kadar en az 20 yıllık sürenin geçmiş olmasının gerekeceği, tespit öncesi nedenlere dayalı olarak açılan tescil davalarında ise tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul süre içerisinde açılan davalarda, tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin, kazanma bakımından nazara alınacağı-
