Kadastro sırasında hazine adına tescil edilen taşınmazın tapu kaydının iptali davasında; tarihi en iyi belirleme yöntemi hava fotoğrafları olup hava fotoğraflarının tespit tarihinden geriye doğru yirmi-otuz yıl öncesine ait en az iki ayrı zamana ilişkin olmasının gerekeceği, bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için tespit tarihine göre yirmi-otuz yıl öncesine ait (1982-1972 yılları arası) stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı’ndan tarihleri ayrıca ve açıkça yazılmak suretiyle istenmesinin ve stereoskopla incelenmesinin gerekeceği, dava konusu yerin niteliği, kültür arazisi olup olmadığı konusunda uzman bilirkişiden gerekçeli denetime açık ve komşu taşınmazla karşılaştırılmalı rapor istenmesinin, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesinin gerektiği-
Kural olarak maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan bir kişi adına yazılı bulunan taşınmazın tamamının veya bir parçasının ya da bir payının kanunda belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş olması halinde tapu kaydı hukuki değerini yitireceğinden, zilyedin taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescilini isteme hakkının olduğu-
Gecikmesinde zarar doğacak haller dışında vekaletnamenin aslını veya örneğini mahkemeye sunmayan avukatın dava açamayacağı ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamayacağı, somut olayda gecikmesinde zarar doğabilecek bir durum bulunmadığı gibi, mirasçılar arasındaki pay iptali ve tescil davalarında usulüne uygun şekilde harç ödeyerek dava açmayan mirasçı hakkında lehe veya aleyhe karar verilemeyeceğinden bu şahıs yönünden hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı-
Davanın, muristen intikal ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkin olduğu, miras bırakanın ölüm tarihine göre terekesinin elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğu, topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliği ile karar vermelerinin gerekeceği, dava açmak da tasarrufi bir işlem olduğuna göre, mirasçılardan birisinin kendi payını ya da bir kısım mirasçıların paylarını satın aldığını ileri sürerek dava açmasının mümkün olmadığı, davacılara dava dışı kalan tüm mirasçıların açılmış bulunan davaya karşı olurlarının alınmasının ya da TMK.nun 640/3. maddesi gereğince miras şirketine temsilci atanmak suretiyle ve onun huzuruyla davanın yürütülmesi için süre ve imkan verilerek taraf teşkilinin sağlanmasının gerekeceği-
Davanın, tapuda kayıtlı olmayan taşınmazın tapuya tesciline ilişkin olup, TMK.nun 713/1. maddesi hükmüne tabi olduğu, anılan maddenin 3. fıkrası hükmüne göre bu tür uyuşmazlıklarda davanın yasal hasım olan Hazine ve ilgisi yönünden diğer kamu tüzel kişilerine yöneltilmesinin gerekeceği, tescil davalarında Hazine’nin davalı olarak davada yer almasının zorunlu olduğu, Hazine’ye dava yöneltilmeden diğer kamu tüzel kişisine karşı açılan davanın sonuçlandırılmasının mümkün olmadığı-
Dava konusu parselin, 2006 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında senetsizden davalı adına tespit edildiği ve tutanağın itirazsız olarak kesinleşmesi üzerine davalı adına tapu kaydının oluştuğu, husumetin yöneltildiği Hazine’nin kayıt maliki olmadığı, bu nedenle, mahkemece, Hazine aleyhine açılan davanın taraf sıfatı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin gerekeceği-
26.07.1972 tarihinden sonra davacılar, miras bırakanları H. Bircan ve diğer mirasçılar adına kadastro yolu ile veya açılan dava sonunda tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu Sicil Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğü’nden, açılmış dava olup olmadığının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup belirlenmesinin ve sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekeceği-
HMK.nun 308 ve devamı maddelerinde davayı kabulün, davacının talep sonucuna davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesi olduğu, davayı kabul eden davalının bununla davacının talep sonucu bölümünde istemiş olduğu hakkı tamamen veya kısmen kabul edeceği, tarafların dava konusu yer üzerinde kural olarak tasarruf yetkileri bulunduğundan yani Medeni Usul Hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi uygulandığından davalı davanın açılmasından hüküm kesinleşinceye kadar davayı kabul etmek suretiyle sona erdirebileceği-
Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yönteminin hava fotoğrafları olduğu, bu hava fotoğraflarının kadastrodan önceki yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olmasının gerekeceği-
Dava konusu 213 ada 114 parselin 01.12.1994 tarihinde senetsizden davalı adına tespit gördüğü, tutanağın itirazsız olarak 29.12.2005 tarihinde kesinleşmesi üzerine davalı adına tapuya tescil edildiği, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar arz üzerinde göstermek suretiyle davacıya ait 117 parsel ile davalıya ait 114 parsel arasındaki kadastro öncesi sınırı belirlemiş olup, bu beyanlar esas alınarak düzenlenen 19.10.2011 tarihli teknik bilirkişi raporunda; A harfi ile gösterilen 18,40 m2'lik yerin davacıya ait iken davalıya ait 114 parsel içinde tespit ve tescil edildiğinin bildirildiği, davalının 07.12.2011 tarihli dilekçesinde bu rapor esas alınarak karar verilmesini istediği, bu belirlemelere ve davalının HMK.nun 308. maddesine (HUMK.nun 92) uygun beyanına göre davanın kabulüne karar verilmesinin gerekeceği-
