Bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre davaya konu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve imar ve ihyası tamamlanmayan ve bu niteliği itibariyle de zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmayan yerlerden olduğu-
Kazanmayı sağlayan zilyetlikle taşınmaz edinme koşulları ve süresi, Toprak Tevzi Komisyonunca Hazine adına tapu kayıtlarının oluşturulduğu tarihten geriye doğru hesaplanmakta olup, miras bırakanın tek başına alabileceği miktardan fazlasının mirasçıların olmasının düşünülemeyeceği, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Dozerle ev yapmak amacı ile taşınmazı düzlemek şeklindeki eylemin ekonomik amaca uygun zilyetlik olarak kabul edilemeyeceği, fotoğraftaki taşınmazın durumunun da aşırı taş ve kayalar nedeni ile imar ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun anlaşılması karşısında davacı lehine kazanma koşullarının gerçekleşmediği, ekonomik amaca uygun zilyetliğin bulunmadığı dikkate alınarak, taşınmazın niteliği ve kullanım şekli itibariyle davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Kamu malına dönüşen bu tür yerlerin tescile ve sicile konu olmalarının mümkün olmadığı, ihdas ve tahsis tarihine kadar kazanma koşullarının oluştuğunun kanıtlandığı bu halde, taşınmazın krokide A harfi ile gösterilen kısmının tapu kaydının iptali ile davacının mülkiyetinde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken karar yerinde yazılı gerekçelerle taşınmazın bu kısmının davacı adına tapuya tesciline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Dairemizin bozma kararında açıkça imar mevzuatı dikkate alınmak suretiyle karar verilmesi gerektiği açıklanmış olmasına rağmen, taşınmazların imar mevzuatı açısından ifrazının mümkün olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddinin doğru olmadığı, eğer taşınmazların imar mevzuatı gereği ifrazı mümkün değil ise 3402 sayılı Kanun’un 15/son maddesi gereği davacı payı, taşınmaz yönünden bütününe oranlanılarak belirlenip, hisse nispetinde davacı adına tescile karar verilmesi gerekirken taşınmazın ifrazının mümkün olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Her ne kadar hüküm diğer davalı F. Gür tarafından temyiz edilmemiş ise de parsellerde yapılan artma ve eksiltmenin davacı ile iki davalıya ait taşınmazları etkilediği, öte yandan doğru, düzgün ve sağlıklı sicil tutma kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerektiğinden bu nedenle temyiz edenlerin temyizinin davalı F. Gür’e ilişkin hüküm fıkrasını da kapsadığının kabulünün gerekeceği-
HUMK.nun 151 (6100 sayılı HMK.nun 154 ve devamı maddeleri) maddesi uyarınca, davayı sonlandıran kabul, feragat, taraf yemini gibi beyanların ayrıca ilgilisi tarafından imzalanmasının gerekeceği, bu hükmün kamu düzenine ilişkin olduğu, her ne kadar davacı vekili 04.03.2010 tarihli yargılama oturumunda, "Biz davayı takip etmeyeceğiz, müvekkilerim keşif masraflarını yatıramayacaklarını söylediler, bu nedenle davamızı takip etmiyoruz" şeklinde beyanda bulunmuş ise de, davacılar vekilinin imzasının yargılama tutunağına alınmadığı, başka bir anlatımla, davacılar vekilinin yöntemine uygun olarak imzası ile onaylamadığı anılan beyanının, hukuki değer taşımadığı-
Davanın, makul sürede açılmadığı ve dava konusu taşınmazın paftasında yol boşluğu olarak gösterildiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıl geçmediği de dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Dairenin kararlılık kazanmış uygulamalarına göre tespit tarihinden itibaren davanın açıldığı tarihe kadar iki yıllık makul sürenin geçirildiği, tespit sonrası neden için 20 yıllık sürenin dolmadığı, hal böyle olunca karara esas teşkil eden 23.05.2011 tarihli fenni bilirkişi raporunda A harfiyle belirtilen 1750,88 m2'lik yere yönelik davanın reddine karar vermek gerekeceği-
Mahkemece sunulan deliller toplanarak TMK.nun 713/1 ve 2. fıkralarında yer alan tüm olumlu ve olumsuz koşulların saptanmasının; kayıt maliki mirasçı bırakmadan ölmüş ise, murisin terekesi TMK.nun 501. maddesi gereğince doğrudan ve kanunlar gereği Hazine’ye intikal edeceğinden, bu tür taşınmazların kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilmesinin mümkün olmadığının düşünülmesinin, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esası bakımından bir karar verilmesinin gerekeceği-
