Taşınmaz üzerindeki kullanım durumu belli olduğuna göre iptal ve tescile konu bölümlerin ana parselden ayrılmasının mümkün olmasının gerekeceği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, ayırmayı gerektiren taksimlerde ayırma tarihindeki imar mevzuatının dikkate alınacağı, imara ilişkin anılan kanunun hükümleri emredici nitelikte olup gözönünde tutulmasının gerekeceği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15. maddesinin son fıkrası hükmüne göre, ayırmayı gerektiren taksimlerde ayırma tarihindeki imar mevzuatının dikkate alınacağı-
Tescil davası, Hazineye ve ilgili Kamu Tüzel Kişilerine karşı açılacağı; ancak Köy, Büyükşehir Belediye sınırları ve Belediye mücavir alan sınırları içerisine alınmış olduğundan husumetin Belediye ile Büyükşehir Belediyesi'ne yöneltilmesi, yargılamaya geldikleri taktirde savunma ve delillerinin tespiti ile hüküm kurulmasının gerekeceği-
Dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, dava konusu taşınmazların kentsel sit alanında bulunduğu, tescile tabi kültür varlığı olmadığı tespit tarihine kadar satıcı ve davacı lehine kazanma koşullarının gerçekleştiği anlaşıldığına göre davalı Hazine vekilinin sair temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, ancak, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Davacı, dava konu yeri 06.07.1994 tarihli belediye encümen kararı ile belediyeden satın aldığını ileri sürerek tapunun iptaliyle adına tescilini istemiş ise de; eldeki davanın 21.01.2009'da açıldığı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların davacının dava konusu yerde herhangi bir zilyetliğinin olmadığını açıkladıkları, öte yandan belediyece yapılan parselasyonda 4 ada 9 nolu parsel olarak belirlenen bu yerin tapuda işlem görmediğinin anlaşıldığı, ziraat bilirkişi raporu ve eki fotoğraflar incelendiğinde; çekişmeli yerde herhangi bir zirai faaliyetin olmadığının görüldüğü, hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre davaya konu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve imar ve ihyası tamamlanmayan ve bu niteliği itibariyle de zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmayan yerlerden olduğu-