Tescil konusu taşınmazların, 23.09.2003 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol olarak gösterilen bir yer olduğu, böyle bir yerin kazanılabilmesi için kamunun yararlanmasına terk ve tahsis edilen yerlerden bulunmaması, kadim yol olmamasının yanında, paftasında yol olarak tespit edildiği tarihten dava tarihine kadar makul süre içerisinde açılan davalar için tespit öncesi koşulların dikkate alınacağının, makul süreden sonra açılacak davalar için ise 20 yıllık sürenin TMK.nun 713/1. maddesindeki koşullarının gerçekleşmesinin gerekeceği-
Her şeyden önce keşif için verilecek ara kararının hak ve borçları doğuracak biçimde tek tek bentler halinde tüm isteklerin ara kararında belirtilmesinin lazım olduğu, kesin süre içeren ara kararlarının doğuracağı sonuçların taraflara hatırlatılmasının ve bu konuda uyarı yapılmasının gerekeceği, mahalli bilirkişi ve tanıklarla ilgili ara kararında davetiye adedine ve lazım olan gidere yer verilmediği, herhangi bir kesin sürenin de söz konusu olmadığı, bu nedenle verilen bu ara kararının HUMK.nun 163 ( HMK.nun m.94) maddesine uygun olduğunun söylenemeyeceği-
Taşınmazın haritasında yol olarak gösterilmesi bir kadastro işlemi olup kadastro tutanağı düzenlenmediği için böyle bir işlemin tespit dışı bırakma işlemi niteliğinde olduğu, böyle bir yerin TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. ve 17. maddesi hükümlerine göre tapuya tesciline karar verilebilmesi için Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarına göre haritasında yol olarak gösterildiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olmasının gerekeceği-
İmar-ihyaya muhtaç olan bir yer imar planları kapsamına alınmış ise, imar ve ihyayla edinilmesinin mümkün bulunmadığı, Yüksek Yargıtay ve Daire uygulaması uyarınca imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten dava konusunun yöntemine uygun bir biçimde uygulanan imar planları kapsamına alındığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmuş ise bu tür yerlerin edinilmesinin olanaklı olabileceği-
Dava konusu taşınmaza uygulanan vergi kaydının doğusu mera okumakta ise de taşınmazın çevresinde eylemli olarak mera parselinin bulunmadığı, dava konusu taşınmaza komşu olan 223 ada 121, 122, 124, 125, 128, 126 ve 227 parsellere ait kadastro tutanak ve ekleriyle kadastro çalışmaları sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları ile varsa hükmen tescil dosyalarının bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulmasının, yerel bilirkişi, teknik bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla mahallinde uygulanması taşınmaz yönünden ne olarak gösterdikleri üzerinde durularak teknik bilirkişinin raporu üzerine işaretlenmesinin sağlanmasının, taşınmazın bitişiğinde eylemli olarak mera bulunmadığından zilyetlikle edinme koşullarının davacı taraf yararına oluşup oluşmadığı üzerinde durularak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekeceği-
HMK. nun 290. maddesi gereğince, taşınmaz ve çevresini gösterir yakın plan ve panoramik fotoğrafların birlikte keşfe götürülecek bilirkişi fotoğrafçı aracılığıyla çektirilerek keşfi yapan Hakim tarafından onaylandıktan sonra dosyaya eklenmesinin gerekeceği-
Taşınmazın haritasında yol olarak gösterilmesi bir kadastro işlemi olup kadastro tutanağı düzenlenmediği için böyle bir işlemin tespit dışı bırakma işlemi niteliğinde olduğu, böyle bir yerin TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddesi hükümlerine göre tapuya tesciline karar verilebilmesi için Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarına göre haritasında yol olarak gösterildiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olmasının gerekeceği-
Tescil davasının konusunu ancak tapusuz taşınmazlar oluşturacağı gözönüne alınarak ve çifte tapunun oluşumunu engellemek bakımından teknik bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve kroki eklenmek suretiyle Tapu Müdürlüğü’nden dava konusu taşınmazın öncesinden tapulu olup olmadığının sorulmamış olmasının doğru olmadığı-
Kadastro tespitlerinden önce genel mahkemelerde açılan davaların kadastro tespitine itiraz niteliğinde olduğunun, parsellere ait kadastro tutanaklarının zuhulen kesinleştirildiklerinin kabulünün gerekeceği-
Kadastro çalışmalarına esas alınan tapu kayıtlarına ve mahalli bilirkişi beyanlarına göre, tapuda bahsi geçen payda malik olarak gözükenin kim olduğunun açıkça anlaşıldığı görüldüğünden, mahkeme kararının hatalı olduğu-Tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak dava kayıt malikine kayıt maliki ölmüş ise saptanacak mirasçılarına yöneltilerek açılacağı- “Maliki tapu kütüğünde anlaşılamayan” hukuki sebebine dayalı olarak TMK.nun 713/1-2 fıkraları gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davalarında, yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri ile kayıt maliki ya da kayıt malikinin mirasçılarının harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulmayacağı- Bu tür davalarda eksik harcın davacıdan alınmasına, tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği-
