Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenilen şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu- Dava konusu (takip konusu alacak miktarının) temyize konu edilen Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında kaldığı-
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168. maddesinde değişiklik yapan 5904 sayılı yasanın 35. maddesi gereğince "6183 sayılı yasanın uygulamasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti maktu olarak belirlenir" hükmüne göre verilmiş olan kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenilen şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu- Dava konusu iptali istenilen taşınmaz hissesinin değerinin temyize konu edilen Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında kaldığı- 
Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne ilişkin kararın davalı alacaklı * Bankası AŞ tarafından sadece vekalet ücretine yönelik istinaf edilmiş olmasına, esasa ilişkin olarak davalı (B.Ş)'nin istinaf isteminde bulunmadığından kararı temyizde (B)'ın hukuki yararı bulunmadığı
Davacının eldeki davaya konu ettiği taleplerini icra hukuk mahkemesinde açacağı istihkak davasında ileri sürebileceği, nitekim taraflar arasında görülmekte olan icra hukuk mahkemesinin ... sayılı istihkak davasının da eldeki dava ile aynı kapsamda olduğu, somut olayda davacının açtığı davada hem dava özel şartlarının mevcut olmadığı hem de aynı konuya ilişkin görülmekte olan veya davacı tarafça açılabilecek bir istihkak davasında davacının talebinin değerlendirilebilmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, hukuki yararın mevcut olmasının HMK'nun 114/1-h maddesinde dava şartları arasında sayıldığı, dava şartlarının bulunup bulunmadığının mahkemece resen dikkate alınması gerektiği, somut olayda sonradan tamamlanabilir bri dav aşartıb eksikliği bulunmadığından "mahkemece hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenilen şeyin değerinden hangisi az ise o değer oluşturmaktadır.
Davalı borçluya gönderilen ödeme emrinin İş Mahkemesince iptaline karar verilmiş olması ve bu kararın kesinleşmiş olması halinde davalı- borçlu hakkında açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
İİK'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun borcun doğumundan sonra, aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyi niyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamakta olduğu- Bu davaların görülebilmesi için diğer dava koşulları yanında kesinleşmiş bir alacağın varlığı ve yargılama boyunca da alacağın varlığının devam etmesinin gerekli olduğu- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde "konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı"na karar verilmesi gerekeceği-
Dosya içerisinde mevcut 11.02.2010 tarihli kredi sözleşmesinde davalı borçlu (B) Ltd. Şti.'nin kefil olarak imza attığı görüldüğünden, bilirkişilerden alınan 29.01.2019 tarihli raporda 11.02.2010 tarihli krediden sonra alınan kredilerin limit artışı ve / veya değişen kanun maddeleri nedeniyle yenileme şeklinde alındığı belirtildiğinden borcun 11.02.2010 tarihinde yani 14.06.2011 tarihli tasarruf işleminden önce doğduğunun kabulü ile işin esasına girilerek, taraf delilleri toplandıktan sonra karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi gerekeceği-
İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkin davada, davalı borçlu ve üçüncü kişi arasında akrabalık veya yakınlık olmadığı, dava konusu taşınmazın satışında ivazlar arasında önemli oransızlık bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-