İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları tasarruf konusu malların aynı ile ilgili olmayıp, alacaklıya alacağının temin imkanı sağlayan nispi nitelikteki bir dava türü olup, ihtiyati haciz İİK'nın 281/2 maddesinde ayrıca ve açıkça düzenlendiği, bu gibi davalarda ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için davanın tam olarak kanıtlanmasının beklenmeyeceği, ileri sürülüş biçimine ve delil durumuna göre yaklaşık ispat durumunda ihtiyati haciz kararı verilebileceği- Somut olay bu doğrultuda değerlendirildiğinde, dosya içeriğindeki kayıt ve belgelere göre ihtiyati hacze hükmedilmesine ilişkin koşulların gerçekleştiği anlaşılmış, İİK.nun 281/2 maddesi uyarınca davanın tazminata dönüşmesi nedeniyle davalı yönünden bu kişinin menkul ve gayrimenkul malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine alacak miktarı ile sınırlı ihtiyati haciz konulmasında bir isabetsizlik bulunmamış, kaldı ki ilk derece mahkemesi tarafından bu hususta her zaman yeni bir karar verilebileceği de göz önüne alındığında istinaf eden vekilinin istinaf talebinin HMK.nun 353/1-b/1 maddesi gereğince reddine karar vermek gerektiği-
Mahkemenin dosya kapsamına uygun gerekçesi ve takdirine, ihtiyati haczin İİK.m.281/2 ayrıca ve açıkça düzenlenmiş bulunmasına, ihtiyati haczin tasarruf konusu taşınmazlar üzerine konulmuş olmasına, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için davanın kesin olarak kanıtlanmasının gerekmemesine, dosyada bir kısım delillerin bulunması ve yaklaşık ispat halinde ihtiyati haciz kararı verileceği konusunda bir duraksama bulunmadığına göre davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddinin gerektiği-
İhtiyati haciz müessesesinin asıl olarak İİK'nun 257-268 maddeleri arasında düzenlenmekle birlikte tasarrufun iptali davalarına ilişkin olarak ve bu davaların özelliği gereği, İİK 257 maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz kurumu yeterli görülmemiş, İİK.281/2 madde ve fıkrasında daha özel bir düzenleme yapılmış olduğu, bu düzenlemede ihtiyati haciz için aranması gereken bazı koşullar tasarrufun iptali davalarına özgü olarak yumuşatılmış ve İİK 257 ve devamı maddelerinde aranan bazı şartlar 281/2 maddesinde aranmadığı, ancak yaklaşık ispat kuralı burada da geçerli olacak ve mahkeme hakimi bu kurala göre kanaate ulaşıp karar verecek olduğu- Somut uyuşmazlıkta davacının talebi, İİK 283/2 maddesine dayanılarak bedel tazminine dayandığından, bu durumda bedele dönüşen davada borçlu dışındaki davalıların tazminat miktarı kadar tüm mal varlıkları ile sorumlu olacakları-
HMK'nun 389. maddesinde mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği düzenlenmiş olup, bu yasal  düzenlemeye ve yukarıdaki açıklamalara göre ihtiyati tedbir kararının uyuşmazlık konusu hakkında verilmesi mümkün olup, davanın konusunu oluşturmayan hususların anılan madde kapsamında ihtiyati tedbir kararına konu olması mümkün olmadığı, ihtiyati haczin ise İİK'nun 281/2 maddesinde ayrıca ve açıkça düzenlendiği, somut olayda tasarrufun iptali davasının konusunu oluşturan taşınmazın uyuşmazlık konusu olmaması, bu suretle ihtiyati tedbire ilişkin HMK'nın 389 ve devamı maddelerindeki koşulların gerçekleşmemesi nedeniyle ihtiyati tedbir isteminin kabulü yönündeki ilk derece mahkemesi kararında bir isabet bulunmadığı-
İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları tasarruf konusu malların aynı ile ilgili olmayıp, alacaklıya alacağının temin imkanı sağlayan nispi nitelikteki bir dava türü olup, ihtiyati haciz İİK'nın 281/2 maddesinde ayrıca ve açıkça düzenlenmiş, bu gibi davalarda ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için davanın tam olarak kanıtlanmasının beklenmeyeceği, ileri sürülüş biçimine ve delil durumuna göre yaklaşık ispat durumunda ihtiyati haciz kararı verilebileceği konusunda duraksamamak gerektiği-
Dava İİK'nun 277 vd. maddeleri gereği tasarrufun iptaline ilişkin olup, davalılar arasında yakın akrabalık ilişkisi (damat-kayınvalide) bulunduğu, dava konusu taşınmazın devralan davalı tarafından dördüncü bir kişiye devredilmiş olduğu, bu durumda davanın davalı üçüncü kişi yönünden nakden tazmine dönüştüğü, tazmin sorumluluğu bulunan hallerde dava konusu olmayan mal varlığının da ihtiyati hacze konu olabileceği, esasa yönelik itirazların yargılamada değerlendirileceği, mevcut şartlar itibariyle ihtiyati haciz kararının usul ve yasaya uygun olduğu-
Mahkemenin dosya kapsamına uygun gerekçesine ve takdirine, ihtiyati haczin İİK'nın 281/2 maddesinde ayrıca ve açıkça düzenlenmiş bulunmasına, davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında yürütülen icra takibine ilişkin dosya kapsamına, yargılama sırasında değişen durum ve şartlar halinde her zaman yeniden bir karar verilebilmesinin mümkün bulunmasına, yargılamanın aşaması gereğince tasarruf konusu taşınmazların alacak miktarını karşılamayacağı hususunun tereddütsüz tespit edilmemiş olmasına göre (kaldı ki bu hususta ilk derece mahkemesi tarafından her zaman karar verilebilecek olması da göz önüne alındığında) mahkemece davalıların ayrıca menkul malları ile 3. kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konması talebinin reddinde herhangi bir isabetsizlik tespit edilemediği-
Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine göre tebliğ edilmek istenildiği anlaşılan tebliğ mazbatasının incelenmesinde, tebliğ memurunca, anılan mevzuat gereği, ödeme emrinin muhatap borçlunun adreste bulunup bulunmadığı ve muhatap yerine tebliğ yapılan şahsın tebellüğe ehil olduğu tespit ve tevsik edilmeksizin doğrudan aynı konutta muhatapla birlikte sakin ikamet eden açıklaması ile babası olduğunu beyan eden...’ya tebliğ edildiğinin görüldüğü, bu durumda yapılan tebligatın usulsüz olduğu- Tasarrufun iptali davalarında, hüküm kesinleşmeden de alacaklının ilamlı icra yoluna başvurabileceği, karara karşı kanun yoluna başvurulmuş olmasının kural olarak ilâmın icrasını durdurmayacağı, ayrıca ilamlı takibe konu edilen icra emrinin tebliğ edilmesinin gerekçeli kararın tebliğinin usulsüz olduğunu da bertaraf etmeyeceği, o halde mahkemece, davalı ...’ye yapılan gerekçeli kararın tebliğ işleminin usulsüz olduğu gözetilerek, borçlunun usule aykırı tebliği öğrenme tarihi olarak beyan ettiği tarihin gerekçeli kararın tebliğ tarihi olarak kabul edilerek buna göre süresinde yapılan itirazlarının esası incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu gayrimenkulün davalı borçlu tarafından düşük bedelle davalı üçüncü kişiye ondan da davalı dördüncü kişiye devredildiği anlaşılmasına rağmen, hüküm kısmında sadece davalı üçüncü kişi yönünden karar verilip, birleşen davanın davalısı dördüncü kişi yönünden olumlu olumsuz bir karar verilmeksizin yazılı biçimde hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
HMK’nun 333/1.maddesine göre, davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama giderinin takdir edilmesi gerektiği-