Tasarrufun iptali davasında yalnızca davalı borçlunun borcu kabulünün, alacağın gerçek olduğunu göstermeyeceği- Davalı üçüncü kişivekili; "davacı alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir alacak borç ilişkisi bulunmadığını, belirtilen alacağın gerçek olmadığını, bir kimsenin 800.000,00 TL tutarında nakdi bir kimseye elden vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, günümüz koşullarında bu denli yüklü bir bedelin banka yahut aracı bir başka kurum olmaksızın elden bir kimseye verilmesinin beklenemeyeceğini" savunmuş, davacı taraf ise; "davalı ile aralarında altın ve para alışverişi sebebiyle alacak borç ilişkisi bulunduğunu, bu nedenle ödediği miktara karşılık kendisine bono verdiğini" iddia etmiş ancak davacı tarafından davalıya verildiği iddia edilen 800.000,00 TL'nin üzerinde bir miktarın banka yoluyla havale edildiği ya da bu miktarın bankadan çekildiğine dair bir belgenin olmadığı, davacı tarafa dava konusu alacağa esas delillerini sunması için süre verildiği, davacı tarafından sunulan belgelere göre alınan bilirkişi raporunda ise; davacı vekilince alacağa ilişkin olarak sunulan belgelerde taraflar arasında ticari ilişkinin olduğuna dair bir bilginin olmadığı, ilgili belgelerin mükellefiyet ve sicil belgeleri, vergi levhaları ve davacıya ait yıllık beyannameler olduğunun anlaşıldığı, davacı vekilince alacağa ilişkin olarak sunulan belgelere göre alacağın gerçek olup olmadığı tespitinin yapılamadığı belirtilmiş olup, alacağın gerçek olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığının görüldüğü-
TMK m. 562 uyarınca miras bırakan tasarruf edebileceği kısmı aştığında payı zedelenen mirasçı veya mirasın geçtiği tarihte elinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların, alacaklarını elde edebilmek için mirasçıya tanınan süre içerisinde tenkis davası açabileceği- İptali istenen vasiyetname borçlunun babası mütevaffa tarafından düzenlendiğinden, TBK m. 19 veya İİK m. 277 vd. uyarınca değil, davacı tarafından terditli olarak açılan davada TMK m. 562 uyarınca dayanılan diğer sebebin dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği- Davalı borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine kalması gereken miras payının murisi babası tarafından borçlunun kardeşi olan diğer mirasçılar mirasçı sıfatı bulunmayan diğer kişiye devredilmesini düzenleyen vasiyetnamenin iptali istemine ilişkin davada, mahkemece davacı alacaklıya İİK m. 94 uyarınca diğer icra dosyasından da yetki alması için süre verilmesi gerektiği-
6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği-
İİK'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın; borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği- Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı-İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği- Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeri olduğu- Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekeceği-Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.'nun 277 md) bulunması gerektiği- Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılması gerekeceği-
TBK'nın 19. maddesine göre dava açılabilmesi için İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının kesinleşmiş bir alacağının veya yasadan doğan (miras payı gibi) bir talep hakkının varlığının ön koşul olmadığı- Ancak davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olması için davalıdan bir alacağının veya yasadan doğan (miras payı gibi) bir talep hakkının olması gerektiği- Öte yandan, davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu- Bu durumda mahkemece öncelikle, davacının davalıdan bir alacağı olup olmadığı, bir başka deyişle davada hukuki yararının ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti gerektiği- Somut olayda, davalı borçlunun aciz halinin ispatlanamayıp, dava konusu taşınmazlara hissedar olan, dava dışı üçüncü kişilerin aynı gün hisse devri yaptıklarının anlaşılmasına, bu durumun davalı-alıcı iddiaların doğruladığının ve muvazaa iddiasının davacı tarafça ispat edilemediğinin anlaşılmasına göre, davacı vekili tarafından yapılan istinaf itirazları yerinde görülmemiş olup başvurunun HMK'nın 353/1-b,1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
İİK'nun 282.maddesi gereğince borçlu ile hukuki işlemde bulunan üçüncü kişi mecburi dava arkadaşı olup davada haksız çıkmaları halinde yargılama giderinden birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları gerektiği- Tasarrufun iptali davalarında vekalet ücretinin takip konusu alacak miktarı ile iptali istenen tasarrufun tasarruf tarihindeki değeri karşılaştırılarak düşük olan değer üzerinden nispi olarak hesaplanması gerekeceği-
Davalı ............, davacının tasarrufun iptali isteminde bulunduğu iki takip dosyasından sadece birinden borçlu olduğu halde, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ............. hakkında her iki takip dosyası bakımından sorumlu olacak şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği-
Tasarrufun iptaline ilişkin davalarda sadece "geçici hukuki koruma tedbiri" olarak ihtiyati haciz kararı verilebileceği, bu nedenle "dava konusu aracın yakalanması yahut yediemine teslimi" şeklinde bir "ihtiyadi tedbir kararı" verilemeyeceği-
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre edimler arasında aşırı bir oransızlıktan söz edebilmek için malın satış tarihinde borçlu aleyhine edimler arasında en az bir misli fark bulunması gerekeceği- Davacı tarafından davalı borçlu aleyhine düzenlenmiş 28.12.2016 tarihli kesin borç ödemeden aciz vesikasının dosyaya ibraz edilmiş olmasına göre; davacının aciz vesikasına bağlanan 205.217,60 TL üzerinden vekalet ücreti ve harca hükmedilmesi gerektiği- 'Tasarrufun iptaline' ilişkin davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK'nın 277 md) bulunması gerekeceği- Satılan taşınmaz üzerinde ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış sayılacağı- Bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekireceği-
Davalıların ticari defterleri incelenerek aralarında ticari iş ilişkisi veya başkaca bir ilişki olup olmadığı, davalının davalı borçlu şirketin durumunu İİK. m. 280/1 gereğince bilen veya bilmesi gereken kişi olup olmadığının araştırılması gerektiği- Dava konusu gayrimenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değerini belirlemek için dosyadan aldırılan bilirkişi raporunda üzerinde fabrika binası olduğu belirtildiğinden, İİK. m. 280/3 gereğince ticari işletme devri hususunun değerlendirilmesi gerektiği-
