Tasarrufun iptali davasında yalnızca davalı borçlunun borcu kabulünün, alacağın gerçek olduğunu göstermeyeceği- Davalı üçüncü kişivekili; "davacı alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir alacak borç ilişkisi bulunmadığını, belirtilen alacağın gerçek olmadığını, bir kimsenin 800.000,00 TL tutarında nakdi bir kimseye elden vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, günümüz koşullarında bu denli yüklü bir bedelin banka yahut aracı bir başka kurum olmaksızın elden bir kimseye verilmesinin beklenemeyeceğini" savunmuş, davacı taraf ise; "davalı ile aralarında altın ve para alışverişi sebebiyle alacak borç ilişkisi bulunduğunu, bu nedenle ödediği miktara karşılık kendisine bono verdiğini" iddia etmiş ancak davacı tarafından davalıya verildiği iddia edilen 800.000,00 TL'nin üzerinde bir miktarın banka yoluyla havale edildiği ya da bu miktarın bankadan çekildiğine dair bir belgenin olmadığı, davacı tarafa dava konusu alacağa esas delillerini sunması için süre verildiği, davacı tarafından sunulan belgelere göre alınan bilirkişi raporunda ise; davacı vekilince alacağa ilişkin olarak sunulan belgelerde taraflar arasında ticari ilişkinin olduğuna dair bir bilginin olmadığı, ilgili belgelerin mükellefiyet ve sicil belgeleri, vergi levhaları ve davacıya ait yıllık beyannameler olduğunun anlaşıldığı, davacı vekilince alacağa ilişkin olarak sunulan belgelere göre alacağın gerçek olup olmadığı tespitinin yapılamadığı belirtilmiş olup, alacağın gerçek olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığının görüldüğü-
Aynı sebeplerden aynı olaydan kaynaklanan tasarrufun iptali davalarında temyizde kesinlik sınırının belirlenmesinde (dava konusu gayrimenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değeri, takip dosyalarının toplam değerinden fazla olduğundan) dava konusu icra dosyalarının takip çıkış toplam değeri( 38.856,55 TL+4.448,94 TL= 43.305,49 TL) üzerinden dikkate alınması gerektiği, İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesine tabi olmasına rağmen istinaf taleplerinin 'kesinlik sebebi' ile reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Dava, davalı borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine kalması gereken miras payının murisi babası tarafından borçlunun kardeşi olan diğer mirasçılara ve ile mirasçı sıfatı bulunmayan diğer davalıya devredilmesini düzenleyen vasiyetnamenin iptali istemi- Borçlu tarafından tanzim edilmeyen vasiyetnamenin TBK m. 19 uyarınca muvazaa sebebiyle veya İİK’nun 277 vd uyarınca tasarrufun iptali yolu ile bertaraf edilmesinin olanaklı olmadığı- Davacı taraf terditli olarak açtığı davada TMK m. 562 hükmünde dayandığından,bu maddde dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği; mahkemece davacıya İİK m. 94 uyarınca icra dosyasından yetki alması için süre verilmesi, yetki belgesi alındıktan sonra tüm davacılar yönünden davanın TMK m. 562 uyarınca değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerektiği-
6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarının maktu olarak belirleneceği-
İİK'nun 282.maddesi gereğince borçlu ile hukuki işlemde bulunan üçüncü kişi mecburi dava arkadaşı olup davada haksız çıkmaları halinde yargılama giderinden birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmaları gerektiği- Tasarrufun iptali davalarında vekalet ücretinin takip konusu alacak miktarı ile iptali istenen tasarrufun tasarruf tarihindeki değeri karşılaştırılarak düşük olan değer üzerinden nispi olarak hesaplanması gerekeceği-
Borçlulardan biri hakkında tek bir icra takibi, diğer hakkında iki icra takibi olması durumunda açılan tasarrufun iptali davası-<br /><br />
Tarafların aynı sektörde faaliyet göstermesi, ticari adreslerinin aynı olması ve aralarında ticari ilişki bulunması durumunda üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu "bilen veya bilmesi gereken kişi" sayılacağı, ayrıca fabrika binası gibi ticari nitelikteki taşınmazların devrinin İİK'nın 280/3. maddesi uyarınca "ticari işletme devri" karinesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği-
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre edimler arasında aşırı bir oransızlıktan söz edebilmek için malın satış tarihinde borçlu aleyhine edimler arasında en az bir misli fark bulunması gerekeceği- Davacı tarafından davalı borçlu aleyhine düzenlenmiş 28.12.2016 tarihli kesin borç ödemeden aciz vesikasının dosyaya ibraz edilmiş olmasına göre; davacının aciz vesikasına bağlanan 205.217,60 TL üzerinden vekalet ücreti ve harca hükmedilmesi gerektiği- 'Tasarrufun iptaline' ilişkin davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK'nın 277 md) bulunması gerekeceği- Satılan taşınmaz üzerinde ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış sayılacağı- Bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekireceği-
Davalı borçluya ait bilinen adreste tutulan haciz tutanağının İİK. m. 105 kapsamında geçici aciz belgesi niteliğinde olduğu- İptali istenilen taşınmazın 111.760,00 TL bedelle üçüncü kişiye, onun tarafından da satın aldıktan 3 gün sonra 112.000,00 TL bedelle dördüncü kişiye devredildiği, bilirkişi raporuna göre dava konusu gayrımenkulün davalılara devredildiği tarihteki gerçek değerinin ise 325.000,00 TL olduğu- İİK m. 278/III-2'de edimler arasındaki aşırı farkın bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu- Üçüncü kişi tarafından taşınmazın tasarruf tarihindeki bilirkişilerce belirlenen gerçek değerinin ödendiği yasal ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması ve edimler arasında fahiş farkın bulunduğu hallerde üçüncü kişinin iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceği- Mahkemece davalı üçüncü kişiye yapılan tasarruf yönünden; misli aşan bedel farkının bulunmasına göre davanın kabulüne, davalı dördüncü kişi ile davalı borçlu arasında iş, arkadaşlık, tanıdıklık gibi herhangi bir ilişkinin, kötü niyetinin olduğu davacı tarafından ispatlanamadığından, davalı dördüncü kişi yönünden davanın redddine, İİK m. 283/1 gereğince de; dava konusu gayrımenkulün davalı üçüncü kişi tarafından davalı dördüncü kişiye devredildiği tarihteki gerçek değeri olan 325.000,00 TL'nin icra dosyadaki alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere davalı üçüncü kişiden tahsiline karar verilmesi gerektiği-
Yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olmasının zorunlu olduğu- Somut uyuşmazlıkta kısa karar ile gerekçeli karar hükümlerinde fark olduğu-
