Mahkemece davanın HMK'nın 150/1. maddesi gereğince yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiği, ardından yasal 3 aylık süre geçtiği halde davanın yenilenmediği anlaşılmakla, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenilen şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu- Davacının aciz vesikasına bağlanan alacak mitarının temyize konu edilen Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında kaldığı-
Davacının davasının 16.01.2020 tarihinde HMK'nun 150.maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verildiği ve aradan 3 aylık yasal sürenin geçmesine rağmen davanın da yenilenmediği gerekçesiyle HMK'nun 150/5 maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin isabetli olduğu-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenilen şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu- Somut olayda, kesinlik sınırının daha düşük olan iş makinesinin tasarruf tarihindeki gerçek değerine göre belirleneceği ve miktarın Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında kaldığı-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak ile dava konusu şeyin değerinden hangisi az ise o değer oluşturur. Dosya içeriğine göre davacının alacağına konu takipte kesinleşen miktar 124.447,27 TL olup, temyize konu edilen bu miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kalmaktadır.
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak miktarı ile iptali istenilen şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturduğu- Dava konus taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin temyize konu edilen Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında kaldığı- 
Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığı- Ancak bu amaç için ve davalı üçüncü kişinin alacağın gerçek olmadığı yönünde bir iddiası olması gerektiği gibi bu iddianın somut olgulara dayandırılması gerektiği- Her soyut iddia için tasarrufun iptali davasına bakan hakimi, alacağın var olup olmadığını ticaret hukuku ilkeleri içerisinde bir menfi tesbit yargılaması gibi araştırma zorunluluğunu doğurmayacağı- Öncelikle, davalı üçüncü kişinin alacağın gerçek olmadığı iddiasının gerisinde alacaklı ve borçlunun anlaşma ile böyle bir borcu yaratabileceği yönünde ciddi şüphe uyandıran verilerin sunulması gerektiği- Davalı üçüncü kişi tarafından alacağın gerçek olmadığı yönünde bir iddia ileri sürülmediği gibi cevap dilekçesi dahi sunulmamış, takip dosyasındaki hacizlerde üçüncü kişilerin istihkak iddiaları ile karşılaşılmış, davacı alacaklı ile borçlunun anlaşarak bir borç ilişkisi ve devamında takip yarattıkları gibi bir durumun bulunmadığı anlaşılmış olduğundan, bu olguların ötesine geçilerek tasarrufun iptali davasında davacı alacaklının alacağının gerçek olduğunu ispatla sorumlu tutulmasın davacının adil yargılanma hakkını ihlal edeceği-
Terditli olarak açılan, İİK m. 277 vd.na göre tasarrufun iptali olmadığı takdirde TBK'nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemlerin iptali isteğine ilişkin davada, mahkemece öncelikle İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre değerlendirme yapılması, bu dava koşullarının olmadığının tespiti halinde TBK'nın 19. maddesine göre değerlendirme yapılması gerekirken, bu yönde açılmış bir dava yokmuş gibi karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Tasarrufun iptali davası ön inceleme oturumundan önce alacak tahsil ediliğiden, takip konusu alacak üzerinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT ne göre 1/2 nisbi vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken, tam vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-<br /> 
Her ne kadar davacı davaya konu senetlerin davalı S. T'a satılan dava konu iki adet taşınmazın bedeli olarak alındığını iddia etmiş ise de taşınmaz bedelini nakden ve tamamen alındığı anlaşılmıştır. TBK 19. madde uyarınca hiç kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağı- Davacı muvazaalı resmi işlemin tarafı olduğundan ve hiç kimse kendi muvazaasına dayanamayacağından muvazaa iddiasının dinlenmeyeceğinden davaya konu senetlerin davalı S. T'a satılan dava konu iki adet taşınmazın bedeli olarak alındığını iddiasına mahkemece itibar edilmediği-Hülasa davacının borçludaki alacağının gerçek olması dava ön koşulu şartının mevcut olmadığı.." gerekçesi ile "davanın reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-