Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin mahkeme kararı ile feshedildiği, kararın kesinleştiği, fesihte davacının kusurlu olduğu, dava konusu taşınmazda davacı yüklenici tarafından herhangi bir inşai faaliyet yapılmadığından davacının talep edebileceği herhangi bir alacak bulunmadığı, davacı davalıya çek ile 28.000,00 TL ödendiğini belirtmiş ise de dosyaya sunulan belgelerden çeklerin ne amaçla verildiğine dair herhangi bir bilgi ve beyan bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Somut olayda, 27/01/2025 tarihli ihtiyati tedbir kararı verilmiş, kararı veren mahkemece ilgili icra dairesine kararın uygulanması için aynı tarihte yazı gönderilmiş, arabuluculuk süreci 27/01/2025 tarihinde başlamış ve 18/02/2025 tarihinde anlaşamama ile sonuçlanmış, 10.03.2025 tarihinde ikinci kez arabuluculuğa başvuru yapılmış, 28.03.2025 tarihinde anlaşamama ile sonuçlanmış, menfi tespit davası açıldığına dair kayıtların dosyasında yer almadığı anlaşılmış olup arabuluculuk sürecinde süreler durmuş ise de tedbir talep eden, borçlu tarafından menfi tespit davası açılmadığından HMK m. 397/1 gereğince ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılacağı-
İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında, icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği-
Taşınmaz satış sözleşmesi kapsamında asma kat ve kış bahçesi yapımı ile ruhsat alımı taahhütlerinin teminatı olarak verilen bonoya dayalı menfi tespit davasında; tapu devrinin gerçekleşmiş olması nedeniyle sözleşmenin resmi şekil eksikliği gerekçesiyle geçersizliğinin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu, senedin bedelsizliği iddiasının ise eksik imalat bedelleri ile ruhsat alınamaması durumunda oluşacak değer kaybı miktarı bilirkişi marifetiyle saptanarak değerlendirilmesi gerektiği-
Davacı şirket yetkilisi adına atılmış olan imzanın davacı şirketin yetkilisi olan kişilerin eli ürün olmadığının tespit edildiği bu durumda çekin keşideci tarafından tanzim edilmemiş olması nedeniyle sahte çek olduğu, sahtecilik iddiası herkese karşı ileri sürülebilen mutlak defilerden olup çek hamillerinin iyiniyetli olup olmamaları hukuki sonucu değiştirmeyeceğinden, menfi tespit talebinin kabulüne karar verilmesi yerinde olduğu-
Kredi kefaletinden kaynaklı menfi tespit ve istirdat davasında; davanın yargılama sırasında ödeme nedeniyle konusuz kalması hâlinde yargılama giderlerinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331. maddesi uyarınca tarafların dava açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre paylaştırılması gerektiği, davacının bilirkişi raporuyla saptanan sorumluluk miktarını aşan kısım yönünden haklı olduğu gözetilmeden tüm giderlerin davalıya yüklenmesinin usul ve yasaya aykırı bulunarak kararın bozulması gerektiği-
Avalin sadece kambiyo senetlerinde söz konusu olacağı- Düzenleme yeri bulunmadığından dava konusu bononun adi senet hükmünde olduğu ve davacının avalist olarak sorumluluğundan söz edilemeyeceğinden davacı yönünden menfi tespit isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Senette davacı şirketin avalist olarak adı ve imzasının yer aldığı, 'aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerli olacağını' belirten TTK m. 702/2 hükmü gereğince menfi tespit davası reddi gerektiğine" dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının hatalı olduğu-
Kaçak elektrik kullanılmadığı ileri sürülerek açılan menfi tespit davasında, ispat yükünün davalı alacaklıda olduğu-
Bonolara dayalı menfi tespit davasında; davalının ceza soruşturmasındaki ifadesinde bonoların taşınmaz satışı karşılığında verildiğini kabul etmesi ve bu taşınmazların 2019 tarihli "İki Taraflı Anlaşma Senedi"ndekilerle örtüşmesi karşısında, belgenin bonolara açıkça atıf yapmadığı gerekçesiyle imza incelemesi talebinin reddedilerek davanın reddine karar verilmesinin eksik inceleme teşkil ettiği ve söz konusu belgedeki imza inkarı üzerine teknik inceleme yapılması gerektiği-
Bonoya dayalı menfi tespit davasında; senedin rakam hanesindeki "600.000.000" ibaresinin eski TL dönemine ait olduğu veya açığa atılan imzanın anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının HMK uyarınca yazılı delille ispatlanması gerektiği, TTK m. 676/1 uyarınca rakam ve yazı arasındaki farkta yazıya itibar edileceği ve davacının bu iddialarını kesin delille kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği-