Davacıların ceza dosyasındaki duruşmada verdikleri beyanları ile davalının sanık olarak verdiği beyanlarla bonodaki bedelin dönüştürüldüğü yönünde olduğundan, bononun tahrifatsız ve keşidecilerince paraf edilmemiş halindeki bedeli aşan miktar yönünden menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Hüküm ile gerekçe arasındaki bu çelişki nedeniyle HUMK’un 381. ve 388 (HMK’nın 294 ve 297) maddeleri uyarınca hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği gibi, davacının kar kaybı talebiyle ilgili olumlu – olumsuz bir karar verilmemesi ve ıslah edilen miktar ile ilgili olarak ıslah tarihi gözetilmeden hüküm altına alınan tüm bedele dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin de doğru olmadığı-
Davalı şirket bahsi geçen senede ciro yoluyla hamil olup ilişkinin doğrudan tarafı olmadığı gibi senet üzerinde imza incelemesi yapılamadığı da dosya kapsamı ile sabit olduğundan davalı senet hamiline karşı kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi gerekeceği-
Davacı, ihtiyati haciz tutanağında dava konusu çeklerdeki imzaların kendisine ait olmadığını ve bu nedenle dava açma hakkını saklı tuttuğunu belirttiğinden, aynı tarihli bir protokol düzenlenmiş ise de bu protokolün ihtiyati haciz sırasında manevi cebir altında düzenlendiğinin ve davacıyı bağlamayacağının kabulü gerekeceği-Mahkemece, TBK.nun 74. madde hükmü uyarınca ceza mahkemesinin maddi vakıayı saptayan kararının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği-
"Menfi tespit davasının kabulü"ne ilişkin kararın Yargıtayca bozulması halinde takibin durmaya devam edeceği- (yani bu durumda alacaklının, yerel mahkemece verilen "olumsuz tespit davasının kabulüne" ilişkin kararla durmuş olan icra takibine, bu karar Yargıtayca bozulsa dahi devam edemeyeceği)
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda düşük süt veriminden ötürü zararın, davacının bildirdiği miktardan daha fazla bir miktar olduğu kabul edilerek, davacının talebinin aşılması sonucunu doğuracak ve 6100 sayılı HMK 26/1'e aykırı şekilde, bu miktarın hüküm altına alınmasına karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davacının kendi rızasıyla kredi kartı aslını ve ek kartı dava dışı kişiye teslim ettiği, ihtilafa konu harcamaların asıl kart ile yapıldığı, davacıya ait kredi kartı ile dava dışı bu kişinin yaptığı önceki harcamaların davacı tarafından itiraz edilmeden ödendiği ve bu kişinin ortadan kaybolması nedeniyle aralarındaki güven ilişkisinin bozulduğu, yapılan ihtilaflı harcamalardan dolayı kredi kartını 3. şahsa teslim eden ve böylece kendisi dışında kullanılmasına yol açan davacının tamamen kusurlu olduğu-
Davacı taraf, mal rejiminin tasfiyesi ile birlikte dava dilekçesinde açıkca "davalı tarafça açılan icra takibine konu borca ilişkin olarak menfi tespit talebi" nde bulunduğundan, bu davanın, yasal dayanağı İİK 72. maddesi uyarınca genel hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekeceği ve görevli mahkemenin de Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, aile mahkemesi olmadığı -
Menfi tespit ilamının kesinleşmeden takip konusu yapılamayacağı-
Davalı banka ile dava dışı kredi borçlusu arasında, süresiz ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen bir kredi ilişkisi kurulmuş olup davacı bu ilişkinin kurulduğu sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla yer almakta olup, bankaca talep edilen alacağın hangi tarihte verildiği ve hangi sözleşmeye dayalı olduğunun belirlenip, davacının kefil olduğu sözleşme ile kullandırılan kredinin ödenmiş ve borç doğuran kredi yeni sözleşmeler kapsamında verilmiş ise davacının bu yeni borçtan sorumluluğunun bulunmadığının dikkate alınarak davalı banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği-
