Tasarruf tarihine yakın tarihte üçüncü kişinin hesabından çekilen paranın tasarrufa yapılan ödeme olarak değerlendirileceği- Taşınmazın rayiç ve anlaşma değeri kadar bir ödemenin yapıldığı sabitken, üçüncü kişinin "tasarruf tarihinden 7 ay sonra kendisine yapılan mahsül satışının satış bedelinden düşüldüğünü" belirtmesi halinde, "satıştan 7 ay sonra yapılan ödemenin alacağa mahsuben yapıldığının ve bu nedenle mutad ödeme olmadığının" kabul edilemeyeceği, mahkemece "tasarrufun iptali davasının reddine" karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasına konu alacağın tamamının mı yoksa bir kısmının mı temlik edildiğinin belirlenip HMK.m.20 uyarınca yetki incelemesinin yapılması gerektiği- Davanın açılmamış sayılmasına ilişkin ek kararı ile birlikte maktu vekalet ücretine hükmedilmesi ve aynı sebebe dayanılarak karar verildiğinden tek vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği-
Davalı bankanın, üzerinde 1. dereceden ipoteği bulunan taşınmazı kredi borcuna karşılık satın alması durumunda, taşınmaz satışı iptal edilse dahi ipotek devam edecek olduğundan, borçlunun muvafakati ile alacağına karşılık devir almasında mal kaçırma olgusu olmadığı- İpotek dikkate alındığında taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli bir oransızlık da bulunmadığından, muvazaa olgusu ispatlanmadığından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalı vekilinin "yapılan toplam ödemenin 122.000TL olduğunu" açıkça belirtmesi ve bunun dışında bir ödeme iddiasında bulunmaması durumunda, taşınmaz için yapılan ödemenin toplam 122.00TL olduğunun kabul edilmesi gerektiği- Borçluya banka kanalıyla gönderilen 122.000TL, tapuda geçen 122.000TL’ye eklenerek satış için (122.000+122.000=) 244.000TL ödenmiş olduğunun kabul edilemeyeceği- Ödenen bedel ile taşınmazın gerçek değeri arasında önemli oransızlık bulunduğundan ve mahkemece yapılan inceleme ve araştırma yeterli olduğundan, tasarrufun iptaline dair verilen direnme kararının yerinde olduğu-
Asıl dava ile birleştirilen davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 s. TTK uyarınca, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki görev değil iş bölümü ilişkisi olduğundan, birleştirilen davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 4/6. maddesi gereğince, uyuşmazlığın, ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği-  Görevli mahkemede yargılaması yapılan davalar bakımından yapılan incelemede; davalının icra ceza mahkemsinde beyanlarından davalıların komşu olmaları ve görüştükleri dikkate alındığında, davalının borçlunun mal kaçırma kastını bildiği veya bilebilecek durumda olan kişilerden olduğu, davalının, davalının boşandığı eşinin kardeşi olduğu anlaşıldığından, borçlunun mal kaçırma kastını bildiği veya bilebilecek durumda olan kişilerden olduğu- Davalı yönünden ise; İİK'nin 278. maddesi kapsamında, taşınmazın satış değeri ile satış tarihindeki gerçek rayiç değeri arasında misli farkın bulunduğu anlaşıldığından davanın bedele dönüştüğü gözetilerek kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu-  Üzerinde ipotek bulunan taşınmazın kıymet taktir raporuna göre takibe konu alacağı karşılamadığı-
Borçlular hakkında icra takibi başlatılmasından sonra borçlulara ait bazı taşınır ve taşınmaz malların borçluların hısımlarına devredilmesi sebebiyle açılan tasarrufun iptali davalarında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu-
İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali, bunun kabul edilmemesi halinde ise TBK'nın 19. madde kapsamında muvazaa nedeniyle iptali istemine ilişkin davada, Davalı borçlunun taşınmazını borcun doğumundan sonra oğluna devrettiği, tapuda gösterilen bedel ile mahkemece belirlenen değeri arasında mislini aşan fark olduğu, başkaca bir ödemenin ispatlanmadığı, davalı üçüncü kişinin işlem tarihinde bu bedeli ödeyecek gelirinin olmadığı, davalılar arasındaki yakınlık nedeniyle  davalı üçüncü kişinin davalı-borçlunun durumunu ve amacını bilecek kişilerden olduğu, bu hali ile tasarrufun iptali şartlarının oluştuğu-
Borçluyu tanıdığı ve ona borç para verdiğine ilişkin beyanları bulunan davalının borçlunun mali durumunu biliyor kabul edileceği- Satışta ivazlar arasında önemli oransızlık olan ve ödemelere ilişkin belgelerin tarihleri ile satış tarihleri arasında bir uyum bulunmayan davalılar yönünden de iptale karar verilmesi gerektiği- Satış tarihinde önce olan ipoteğin kim tarafından hangi tarihte, hangi bedel ödenerek kaldırıldığı, ipoteği koyan banka kayıtları ve anılan davalının belgelerine göre araştırılarak, ipotek bedelinin davalı üçüncü kişi tarafından ödendiğinin kanıtlanması halinde anılan davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği- Taşınmazın satış tarihindeki değeri belirlenirken sonradan yapılan iyileştirme ve eklentilerin de gözetilmesi gerektiği- Tapu bedeli dışında verilen çekin ne zaman, kim tarafından tahsil edildiğinin araştırılması, borçlunun ortağı olduğu şirketçe yapılan  tahsilatın da, borçluya yapılmış bir tahsilat olduğunun kabulü gerektiği-  Dava konusu alacak miktarından daha düşük olan dava konusu taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri üzerinden harç ve vekalet ücretinin takdir edilmesi gerektiği- Devir tarihine yakın tarihlerde (1 hafta önce) çekilen kredinin de bedel farkı değerlendirilirken gözetilmesi gerektiği- Dördüncü kişi konumundaki davalı hakkındaki iptal davasının kabulü için, kötü niyetinin ispatlanması gerektiği, diğer taşınmazı satın alan şirket ortakları ile olan akrabalık bağının, borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma amacını bilme için yeterli olmadığı-
Davalı bankanın ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle takibe geçmek yerine ipotek tesis ettiği taşınmazı satın aldığı, satışın asıl kaynağının "geri satım vaadi" olarak isimlendirilen taahhüdün yerine getirilmemesi olduğu ve taşınmaz satışı iptal edilse dahi ipoteğin devam edecek olduğu gözetildiğinde, diğer alacaklılara gidecek bedel kalmasının mümkün olmayacağı- Bankanın borçlunun muvafakati ile alacağına karşılık taşınmazı devir alınmasında mal kaçırma olgusu ortaya konulmadığı ve ipotek dikkate alındığında, taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında önemli bir oransızlık da bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Dava konusu taşınmaz için tapuda ödenen bedel ve üçüncü kişi tarafından ödenen ipotek bedelin toplamı ile bilirkişi tarafından taşınmazın satış tarihinde takdir edilen gerçek değeri arasında bir misli fark olmadığından, ivazlar arasında bir bedel farkı olmadığının kabulüyle davanın reddi gerekeceği- Davacı vekilinin yargılamanın istinaf dilekçesinde belirttiği borçlu ile üçüncü kişinin babasının yakın arkadaş olduğuna ilişkin soyut iddia dışında, bu iddiayı ispatlayan bir bilgi veya belgeye rastlanmadığından, davanın reddine karar verilmesi gerektiği-