Babasından dolayı bağlanan ölüm aylığı 09.02.2012 tarihli Kurum denetmen raporuna dayalı olarak boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ve bu işleme karşı açtığı dava da reddedilerek kesinleşen davacının, 03.09.2015 tarihli yeni başvurusunun Kurumca kesinleşen davaya ilişkin düzenlenen denetmen raporu gerekçe gösterilerek kabul edilmemesinin yerinde olup olmadığı; bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği-
Sermaye şirketlerinde tüzel kişilik perdesi aralanmadıkça ortakların şirket borçlarından dolayı şahsen sorumlu tutulamayacağı, bu itibarla iş sözleşmesinden kaynaklanan alacak taleplerinin asıl işveren konumundaki tüzel kişilik yerine doğrudan şirket sahibine yöneltilmesinin pasif husumet yokluğu sonucunu doğuracağı- Hukuk muhakemesi kuralları çerçevesinde husumette yanılma hali kabul edilerek gerçek borçlu tüzel kişiliğin davaya dahil edilmesi amacıyla davacıya usulüne uygun şekilde kesin süre verilmiş olmasına rağmen bu emredici sürenin gereklerinin yerine getirilmediği- Taraf teşkili sağlanmadan ve maddi hukuk bakımından borçlu sıfatı bulunmayan şahıs aleyhine yargılamaya devam edilemeyeceği hususundaki mutlak hukuki illiyet bağı karşısında, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi yönünde tesis edilen hükmün usul ve yasaya uygun olduğu-
Kâr paylaşımı- Üçüncü kişinin fiilini taahhüt- Otoyol projesi- Liman projesi- Azlinin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı- Zamanaşımı-
Taraflar arasında kesinleşmiş bir sulh sözleşmesi bulunmasına rağmen, başvuru sahibinin kullanmaktan feragat ettiği sınıfları da kapsayacak şekilde marka tescil sürecine devam etmesinin dürüstlük kuralına açıkça aykırılık teşkil ettiği- Kötüniyetli tescil başvurusunun başlı başına bir marka hükümsüzlüğü nedeni olduğu gözetilmeden uyuşmazlığın salt bir sözleşmeye aykırılık davası gibi değerlendirilerek reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- Karşı oyda ise "Sulh protokolündeki taahhüdün ancak markanın ticari hayatta fiilen kullanılması hâlinde ihlal edilebileceği ve salt tescil başvurusunun eylemli ihlal oluşturmadığı" gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşünün ileri sürüldüğü-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110 uncu maddesi uyarınca davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) şeklinde bir davanın açılabilmesi için tüm taleplerin aynı davalıya karşı ileri sürülmüş olmasının şart olduğu, şirket tüzel kişiliğine yöneltilen genel kurul kararlarının iptali istemi ile gerçek kişi yöneticilere yöneltilen sorumluluk davasının farklı davalılara karşı açılması nedeniyle davaların yığılması koşullarının oluşmadığı ve tefrik edilerek bağımsız bir dava hâline gelen yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi olduğu gözetildiğinde, arabulucuya başvurulmadan açılan davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalının sözleşmeyi feshetmesi haksız bir fesih olarak kabul edilemeyeceğinden avukatın azlinin de "haksız azil" olarak kabul edilemeyeceği- Dava konusu ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinden, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle davacı avukatın sözleşme hükümleri gereğince hak etmiş olduğu vekalet ücreti miktarının tespiti bakımından yeniden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, henüz tahsilatla sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalardan dolayı ücret istenebileceğinin hakkaniyet ilkesi gereğince kabulü ile kısmi tahsilatın sağlandığı dosyalardan da ücret verilebileceği yönünde yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu-
Ön alım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle ön alım hakkını kullanması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmayacağı- Kötüniyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, Mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekeceği, bu gibi hâlde savunmanın genişletilmesi söz konusu olmadığı, eylemli paylaşmanın varlığı hâlinde davanın reddi gerektiği-
Davacının kooperatif ana sözleşmesinde kurucu ortaklar arasında yer aldığı, sermaye taahhüdünün 1/4’ünü ödediği, kooperatifin 12.10.1993 tarihinde tescil ve ilan edilerek hükmi şahsiyet kazandığı, kooperatifin aidat toplamasına rağmen davacının kuruluştan itibaren kooperatife herhangi bir ödemesinin bulunmadığı, kooperatifin genel kurullarına katılmadığı, hazirun listelerinde adının yer almadığı, kooperatife karşı aidat yükümlülüğü bulunan davacı ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi yani kooperatif ile ilişkisini kesmiş ve genel kurullara katılma yönünde de bir irade ortaya koymamış olması nedeniyle üyeliğinin sona erdiğini zımnen kabul ettiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçerek eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına geldiği, sonuç itibarıyla böyle bir ortağın kooperatifin kuruluşundan itibaren 20 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra üyeliğin tespiti istemiyle açtığı davanın TMK'nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı düştüğü ilke olarak kabul edilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
“Gayrimenkul Satış Sözleşmesi” başlıklı sözleşmeyle davalının davacıya karşı taahhüt altına girip girmediği- Pasif husumet-
Yükleniciden temlik yoluyla bağımsız bölüm satın alan davacının, inşaatın iskân ruhsatını almak için üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesine rağmen, iskânın arsa sahipleri tarafından çatı katında yapılan ruhsata aykırı ilaveler nedeniyle alınamadığı, arsa sahiplerinin kendi kusurlu davranışlarıyla iskân alımına engel olmalarının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği, bu nedenle davacının tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne dair verilen direnme kararının onanması gerektiği- "Sözleşmeye göre iskân ruhsatı alma yükümlülüğünün yüklenicide olduğu, inşaatın iskâna aykırı ve kaçak durumda bulunması nedeniyle yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirmediği, dolayısıyla ondan hak devralan davacının da tescil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
