Asıl borçlu şirket ile banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin birbirinin eki ve ayrılmaz parçası olduğu yönündeki açık hükümler uyarınca sözleşmelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda kullandırılan kredilere ilişkin belgelerde spesifik bir sözleşme atfı bulunmasa dahi önceki tarihli sözleşmelere bağlı limit artırımlarını imzalayan müteselsil kefilin, aradaki kronolojik ve hukuki bağ nedeniyle devam eden kredi ilişkisinden doğan borçtan kefalet limitiyle sınırlı olarak sorumlu tutulması gerektiği-
Tapunun beyanlar hanesine şerh işlendikten sonra bu şerhi tapuda görmesine rağmen taşınmazı devir alan davacının iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemeyeceği, hâl böyle olunca, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Aynı icra dosyasında süresinde faiz oranı ve başlangıç tarihine ilişkin şikayette bulunulması bu taleplerin icra mahkemesinin ilgili dosyası kapsamında değerlendirilmesi ve o dosyada kat ihtarnamesinin usulsüz tebliğ şikayetinin ileri sürülmeyip şikayete konu dosyada ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği-
Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlar nedeniyle Türk Medenî Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğuna gidilebilmesi için gerçek bir zararın ve tapu işlemleriyle nedensellik bağının bulunmasının şart olduğu, tapu kütüğünde 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uygulamasına tabi olduğuna dair şerh bulunan ve fiziki sınırları sabit olup ilk tesis kadastrosundaki bariz yazım hatası nedeniyle kütükte yüzölçümü fiili durumunun yaklaşık on katı fazla gösterilen taşınmazı devralan kişinin yerinde basit bir gözlemle dahi anlaşılabilecek bu durumu bilecek konumda olması karşısında Türk Medenî Kanunu'nun 2. ve 1020. maddeleri uyarınca iyiniyetli sayılamayacağı, bu durumda doğan zararın sicilin hatalı tutulmasından kaynaklandığından ve nedensellik bağından söz edilemeyeceğinden tazminat davasının reddine karar verilmesi gerektiği-
Babasından dolayı bağlanan ölüm aylığı 09.02.2012 tarihli Kurum denetmen raporuna dayalı olarak boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesilen ve bu işleme karşı açtığı dava da reddedilerek kesinleşen davacının, 03.09.2015 tarihli yeni başvurusunun Kurumca kesinleşen davaya ilişkin düzenlenen denetmen raporu gerekçe gösterilerek kabul edilmemesinin yerinde olup olmadığı; bozma kararında belirtilen araştırma ve incelemeler yapılarak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği-
Sermaye şirketlerinde tüzel kişilik perdesi aralanmadıkça ortakların şirket borçlarından dolayı şahsen sorumlu tutulamayacağı, bu itibarla iş sözleşmesinden kaynaklanan alacak taleplerinin asıl işveren konumundaki tüzel kişilik yerine doğrudan şirket sahibine yöneltilmesinin pasif husumet yokluğu sonucunu doğuracağı- Hukuk muhakemesi kuralları çerçevesinde husumette yanılma hali kabul edilerek gerçek borçlu tüzel kişiliğin davaya dahil edilmesi amacıyla davacıya usulüne uygun şekilde kesin süre verilmiş olmasına rağmen bu emredici sürenin gereklerinin yerine getirilmediği- Taraf teşkili sağlanmadan ve maddi hukuk bakımından borçlu sıfatı bulunmayan şahıs aleyhine yargılamaya devam edilemeyeceği hususundaki mutlak hukuki illiyet bağı karşısında, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi yönünde tesis edilen hükmün usul ve yasaya uygun olduğu-
Kâr paylaşımı- Üçüncü kişinin fiilini taahhüt- Otoyol projesi- Liman projesi- Azlinin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı- Zamanaşımı-
Taraflar arasında kesinleşmiş bir sulh sözleşmesi bulunmasına rağmen, başvuru sahibinin kullanmaktan feragat ettiği sınıfları da kapsayacak şekilde marka tescil sürecine devam etmesinin dürüstlük kuralına açıkça aykırılık teşkil ettiği- Kötüniyetli tescil başvurusunun başlı başına bir marka hükümsüzlüğü nedeni olduğu gözetilmeden uyuşmazlığın salt bir sözleşmeye aykırılık davası gibi değerlendirilerek reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- Karşı oyda ise "Sulh protokolündeki taahhüdün ancak markanın ticari hayatta fiilen kullanılması hâlinde ihlal edilebileceği ve salt tescil başvurusunun eylemli ihlal oluşturmadığı" gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği görüşünün ileri sürüldüğü-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110 uncu maddesi uyarınca davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) şeklinde bir davanın açılabilmesi için tüm taleplerin aynı davalıya karşı ileri sürülmüş olmasının şart olduğu, şirket tüzel kişiliğine yöneltilen genel kurul kararlarının iptali istemi ile gerçek kişi yöneticilere yöneltilen sorumluluk davasının farklı davalılara karşı açılması nedeniyle davaların yığılması koşullarının oluşmadığı ve tefrik edilerek bağımsız bir dava hâline gelen yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi olduğu gözetildiğinde, arabulucuya başvurulmadan açılan davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalının sözleşmeyi feshetmesi haksız bir fesih olarak kabul edilemeyeceğinden avukatın azlinin de "haksız azil" olarak kabul edilemeyeceği- Dava konusu ihtilafın, tarafların serbest iradeleri ile yaptıkları ve geçerli olan bu sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinden, sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle davacı avukatın sözleşme hükümleri gereğince hak etmiş olduğu vekalet ücreti miktarının tespiti bakımından yeniden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, henüz tahsilatla sonuçlanmayan ancak tahsilatı mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek dosyalardan dolayı ücret istenebileceğinin hakkaniyet ilkesi gereğince kabulü ile kısmi tahsilatın sağlandığı dosyalardan da ücret verilebileceği yönünde yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu-