Davalı şirketin devir bedelini eksik ödemek suretiyle asli borcunu ihlal ettiğinden davalı tarafın iade talebinin zamanında yapılmadığını ileri sürmek suretiyle bağımsız bölümleri davacı şirkete iade etmekten (geri devretmekten) kaçınmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceği-
Dava konusu taşınmaz hissesinin, iddia edildiği üzere, davalı-birleşen davada davacı tarafından ailesinin birikimleri ile kendi adına satın alındığı ispat edilmemiş olup anılan taraf ile .. arasındaki inanç ilişkisi çerçevesinde satın alınan taşınmazların aynı kişiye iadesi için ...'nün vekil tayin edildiği- Tarafların birbirlerini tanımaları ve sözleşmede yer alan bedel ile gerçek bedel arasındaki farkın, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığına dair iddia ve savunmaların ispatı bağlamında yeterli görülemeyeceği-Birleşen davada satış vaadi sözleşmesinin iptali isteminin reddine karar verilerek asıl davadaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak ileri sürülen tapu iptali ve tescil talebi yönünden işin esasına girilerek yapılacak inceleme ve değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği-
Davacı şirket yetkilisi ile davalı gerçek kişi arasında önceye dayalı ilişki bulunduğu gözetildiğinde, sonraki tarihli markayı rızası ile devrettikten sonra önceki tarihli ve aynı esas unsurlu markaların da tescil ve kullanımına rıza gösterildiğinin kabulünün gerekeceği, aradan geçen bunca zamandan sonra markaların hükümsüzlüğünün istenmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi anlamında hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olacağı, dava konusu tüm markalar yönünden hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, davalının kullanımlarının geçerli marka tescillerine dayalı olup davacının marka haklarını ihlal eder bir eyleminin de ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği-
Davacılar murisinin (06.06.1997 ve 24.12.1999 tarihlerinde) iki adet silah ruhsatı almış olması, şirket yönetim kurulu üyeliği ve spor kulübü derneği üyeliklerinin bulunması ile davalı şirket adına bir takım işlemler yapmış olması murisin hisse devir tarihinde fiil ehliyeti bulunduğu anlamına gelmeyeceği ve bu nedenle mahkemece davacıların murisi tarafından davalının murisine yapılan anonim şirket hisse devrinin iptali yerinde olduğu- Silah ruhsatlarının alındığı tarihler bakımından murisinin yoğun tedavi sürecinin bu tarihlerden sonra olduğu, yönetim kurulu üyelikleri bakımından ise murisin ayrıntılı bir tıbbî incelemeye tâbi tutulmamış olduğu anlaşıldığı gibi, davacılar murisinin intihar suretiyle vefatının davacılar üzerindeki muhtemel etkisi ile davacının babasının vefatı tarihinde on üç, davacının ise dokuz yaşında oldukları dikkate alındığında, davacıların taleplerinin hakkın kötüye kullanması mahiyetinde olduğundan söz edilemeyeceği- "Hisse devri yapan murisin devir tarihine yakın tarihlerde silah ruhsatı almış olduğu, şirkette yönetim kurulu üyeliği yaptığı ve yine bu tarihlerde dava dışı eşine de hisse devri yaptığı, hisse devri tarihinden itibaren dokuz buçuk yıl kadar sonra açılan eldeki davaya kadar davacıların hisse devrine ilişkin bir itirazları olmaksızın şirketle ilgili birçok işlem yaptığından davacı taleplerinin hakkın kötüye kullanması mahiyetinde olduğu" görüşünün benimsenmediği-
Dava konusunu HMK 125/2 uyarınca yargılama devam ederken devralan davacı şirketin tapuda devir işlemi sırasında, söz konusu taşınmazın bir bölümünün hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumda olduğu- Devletin, davacıya satın aldığı taşınmazın bir bölümünün uyuşmazlık konusu ve mevcut kaydın doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, dolayısıyla söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini TMK 1020 uyarınca davacının bilgisine sunmuş olduğu ve bu itibarla taşınmaza ait tapu kaydının bir bölümüne orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisi oluşmadığı- Davacının tapu kaydına orman şerhi konulması sebebiyle bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zarar açısından tapu sicili kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklı olarak Devlete karşı bir tazminat hakkının doğduğundan söz edilemeyeceği- "Yargılama sırasında dava konusunu devralan kişinin, davacının yerine geçip, onun hak ve yetkilerini kullanacağı, başka bir anlatımla HMK 125 gereğince dava konusu alacağı devralan kişinin esas itibariyle önceki malike halef olacağı, ayrıca somut olayda anılan şerhin tek başına taşınmaz üzerinde özel mülkiyeti sona erdiren bir işlevinin bulunmadığı, zarar ile sorumluluk arasında illiyet bağını kesecek ölçüde zarar görenin ağır kusurunun olmadığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
İş yeri sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemi-
Davalının "Tomurcuk" ibaresini de içeren markasını kullanımında Tomurcuk ibaresini ön plana çıkararak kullandığı ve bu kullanım şeklinin haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil ettiği iddia edildiğine göre, davalının bu şekilde Tomurcuk ibaresini ön plana çıkararak kullanımının süresi belirlenerek, sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı usulünce tartışılıp taraf delillerinin de değerlendirilmesi sureti ile varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği-
Kök murisin taşınmazın edindikten sonra tapu kaydına orman tahdit sınırları içerisinde kaldığına dair şerh konulduğu ve sonrasında taşınmazın 1/3'er oranında hisseler ile mirasçılar davacı ile dava dışı şahıslara intikal ettiği, aynı gün davacının diğer hissedarların 2/3 oranındaki hissesini de satın alarak taşınmazda tam hisse ile malik olduğu uyuşmazlıkta, davacının dava dışı şahıslara ait hisseleri devraldığı işlem sırasında, söz konusu taşınmazın hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumda olduğu- Devlet, yeni malikin bilgisine "satın aldığı 2/3 payın uyuşmazlık konusu ve mevcut kayıtların doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini" sunmuş olduğundan, taşınmaza ait tapu kaydına orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisinin oluşmamış olduğu- "Orman şerhli taşınmazdaki paylarını devretmemiş olsalardı, davacının kardeşleri olan diğer mirasçılara tazminat ödeme yükümlülüğünde olduğu kabul edilen Devletin sorumluluğunun somut olayda ortadan kalkacağının kabulünün mümkün olmayacağı, önceki malik açısından tazminata yönelik hakkın varlığı kabul edilirken, kötüniyetli olduğu kanıtlanamamış yeni malikin de bu haktan faydalanması gerektiği, zarar ile sorumluluk arasında illiyet bağını kesecek ölçüde zarar görenin ağır kusurunun olmadığı, aksi kabulün mülkiyet hakkının ihlâli niteliği taşıdığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Davacıların ihtiyari dava arkadaşı olduğu ilamda, her bir davacı için ayrı ayrı alacak kalemlerine hükmedildiğinden, alacaklı sayısı kadar takip bulunduğundan ve ayrı ayrı hükmedilen alacak kalemlerinin birlikte takibe konulması halinde haciz ve ödenen paraların paylaştırılmasında sorunlar oluşacağından, tek bir ilama dayanılarak birden fazla icra takibi başlatılmasının hukuka aykırı olduğundan söz edilemeyeceği-
Kooperatife karşı aidat yükümlülüğü bulunan davacı ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi yani kooperatif ile ilişkisini kesmiş ve genel kurullara katılma yönünde de bir irade ortaya koymamış olması nedeniyle üyeliğinin sona erdiğini "zımnen" kabul ettiği, yani, üyelik haklarından zımnen vazgeçerek "eylemli olarak" ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı- İhraç kararını zımnen kabul etmiş davacının kooperatifin kuruluşundan itibaren yirmi yıl gibi uzun bir süre geçtikten ve kooperatifin kurulduğu sıradaki hâlinden daha iyi duruma gelmesinden sonra "kooperatif üyeliğinin tespiti" istemiyle açtığı davanın dürüstlük kuralına uygun olmadığı- "Kooperatif üyeliğinden zımnen çıkmanın mümkün olmadığı, bir haktan feragatin açık ve tereddütsüz olması gerektiği, kooperatif üyeliğinden çıkma ya da üyelikten çıkarılma kararı olmadığı sürece üyeliğin devamının asıl olduğu, davalı kooperatif tarafından davacının üyelikten çıkarılması yönünde herhangi bir karar alınmadığı, davacının aidat ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde 1163 s. K. m. 27. maddesi ile kooperatif ana sözleşmesine göre parasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen ortağın ihracı için davalı kooperatif tarafından iki haklı ihtar gönderilmesi, ihtarların usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi ve gönderilen ihtarlarda süre verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
