Ön alım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle ön alım hakkını kullanması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmayacağı- Kötüniyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, Mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekeceği, bu gibi hâlde savunmanın genişletilmesi söz konusu olmadığı, eylemli paylaşmanın varlığı hâlinde davanın reddi gerektiği-
Davacının kooperatif ana sözleşmesinde kurucu ortaklar arasında yer aldığı, sermaye taahhüdünün 1/4’ünü ödediği, kooperatifin 12.10.1993 tarihinde tescil ve ilan edilerek hükmi şahsiyet kazandığı, kooperatifin aidat toplamasına rağmen davacının kuruluştan itibaren kooperatife herhangi bir ödemesinin bulunmadığı, kooperatifin genel kurullarına katılmadığı, hazirun listelerinde adının yer almadığı, kooperatife karşı aidat yükümlülüğü bulunan davacı ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi yani kooperatif ile ilişkisini kesmiş ve genel kurullara katılma yönünde de bir irade ortaya koymamış olması nedeniyle üyeliğinin sona erdiğini zımnen kabul ettiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçerek eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına geldiği, sonuç itibarıyla böyle bir ortağın kooperatifin kuruluşundan itibaren 20 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra üyeliğin tespiti istemiyle açtığı davanın TMK'nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı düştüğü ilke olarak kabul edilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
“Gayrimenkul Satış Sözleşmesi” başlıklı sözleşmeyle davalının davacıya karşı taahhüt altına girip girmediği- Pasif husumet-
Yükleniciden temlik yoluyla bağımsız bölüm satın alan davacının, inşaatın iskân ruhsatını almak için üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesine rağmen, iskânın arsa sahipleri tarafından çatı katında yapılan ruhsata aykırı ilaveler nedeniyle alınamadığı, arsa sahiplerinin kendi kusurlu davranışlarıyla iskân alımına engel olmalarının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği, bu nedenle davacının tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne dair verilen direnme kararının onanması gerektiği- "Sözleşmeye göre iskân ruhsatı alma yükümlülüğünün yüklenicide olduğu, inşaatın iskâna aykırı ve kaçak durumda bulunması nedeniyle yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirmediği, dolayısıyla ondan hak devralan davacının da tescil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin haksız feshinin tespiti ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir...
Vekalet sözleşmesinin karşılıklı güvene dayandığı ve vekilin Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesi uyarınca sadakat ve özen borcu ile vekil edenin yararına hareket etme yükümlülüğü altında bulunduğu, malikin vekile dilediği bedelle dilediğine satış yapma yetkisi vermesinin dahi dürüstlük kuralını aşarak makul ölçüler dışına çıkma hakkı tanımayacağı, vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde olan veya vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilen ya da bilmesi gereken üçüncü kişilerin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı ve Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince bu durumun hakimce re'sen gözetilmesi gerektiği, muris muvazaası iddialarında ise miras bırakanın gerçek irade ve amacının tespiti bakımından yörenin gelenekleri, sosyal ilişkiler, makul bir temlik sebebi olup olmadığı ve tarafların mali durumları gibi tüm unsurlar ile bildirilen tanık delilleri eksiksiz toplanıp değerlendirilmeden eksik inceleme ile karar verilemeyeceği-
İbraname düzenleme için gerekli özel yetkiye sahip olmayan davacılar vekilinin "vekâletnamesinde ibraname yetkisinin olmadığını" belirterek davalı Sigorta Şirketi tarafından yapılan ödemeyi aradan yaklaşık beş yıl geçtikten sonra iade etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu- Davalı sigorta şirket ile yapılan ibraname geçerli kabul edilerek dürüstlük kuralı gereği, yapılan ödemenin manevi tazminata mahsubu ile "manevi tazminatın bölünemezliği" ilkesi doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiği-
Üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilip, hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması gerektiği-
Somut olayda "satışın iptaline" karar verilmesi için iki husus ileri sürülmüştür: Birinci husus; "satışı gerçekleştiren kişinin, işlem tarihinde fiil ehliyetine sahip olmadığı" iddiasıdır. Satışı gerçekleştiren şirket temsilcisi tapudaki devir işlemleri sırasında fiil ehliyetini haiz değilse de, bu kişinin gerek şirketin Genel Kurulu gerekse Yönetim Kurulu tarafından alınan kararlar ve Rekabet Kurulu'ndan alınan izin doğrultusunda söz konusu devir işlemlerini gerçekleştirdiği anlaşıldığından, 09.03.1955 T. 22/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen "mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edeceği yani normal zekalı bir insanın dahi aynı tarzda muamelede bulunabileceği" kriterinin somut olay yönünden gerçekleşmiş olduğu, davacı anonim şirketin tamamen kendi aldığı kararlar doğrultusunda işlem yapan yetkili temsilcisinin yaptığı işlemin, temsilcinin işlem sırasındaki ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmesinin "dürüst davranma" ilkesi (TMK 2) ile bağdaşmadığı- İkinci husus; "Yapılan satışta aşırı yararlanma (gabin) bulunduğu" iddiasıdır. Aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesinin; objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlı olduğu- Mahkemece gabin (aşırı yararlanma) iddiası yönünden gerekli tahkikatın yapılması, taraflarca süresi içinde ve usulüne uygun şekilde bildirilip de toplanmayan deliller varsa bunları eksiksiz şekilde toplanması ve gabin iddiası yönünden sunulan deliller çerçevesinde bir sonuca ulaşılması gerekirken "ehliyetsizlik nedeniyle devir işlemlerinin geçersiz olduğunun kabul edilmesinden dolayı gabin iddiası yönünden herhangi bir inceleme yapılmaması"nın isabetli olmadığı-
Uyuşmazlık, davalı banka tarafından davacı şirkete avans niteliğinde verilen teminat mektubundaki avans ödemelerinin yapılıp yapılmadığına özellikle teminat mektuplarının düzenlenmesinden önce yapılan ödemenin teminat mektubuna karşılık yapılan ödeme sayılıp sayılmayacağına ilişkindir.
