Asıl borçlu şirket ile banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin birbirinin eki ve ayrılmaz parçası olduğu yönündeki açık hükümler uyarınca sözleşmelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda kullandırılan kredilere ilişkin belgelerde spesifik bir sözleşme atfı bulunmasa dahi önceki tarihli sözleşmelere bağlı limit artırımlarını imzalayan müteselsil kefilin, aradaki kronolojik ve hukuki bağ nedeniyle devam eden kredi ilişkisinden doğan borçtan kefalet limitiyle sınırlı olarak sorumlu tutulması gerektiği-
Aynı icra dosyasında süresinde faiz oranı ve başlangıç tarihine ilişkin şikayette bulunulması bu taleplerin icra mahkemesinin ilgili dosyası kapsamında değerlendirilmesi ve o dosyada kat ihtarnamesinin usulsüz tebliğ şikayetinin ileri sürülmeyip şikayete konu dosyada ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 110 uncu maddesi uyarınca davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) şeklinde bir davanın açılabilmesi için tüm taleplerin aynı davalıya karşı ileri sürülmüş olmasının şart olduğu, şirket tüzel kişiliğine yöneltilen genel kurul kararlarının iptali istemi ile gerçek kişi yöneticilere yöneltilen sorumluluk davasının farklı davalılara karşı açılması nedeniyle davaların yığılması koşullarının oluşmadığı ve tefrik edilerek bağımsız bir dava hâline gelen yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi olduğu gözetildiğinde, arabulucuya başvurulmadan açılan davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacının kooperatif ana sözleşmesinde kurucu ortaklar arasında yer aldığı, sermaye taahhüdünün 1/4’ünü ödediği, kooperatifin 12.10.1993 tarihinde tescil ve ilan edilerek hükmi şahsiyet kazandığı, kooperatifin aidat toplamasına rağmen davacının kuruluştan itibaren kooperatife herhangi bir ödemesinin bulunmadığı, kooperatifin genel kurullarına katılmadığı, hazirun listelerinde adının yer almadığı, kooperatife karşı aidat yükümlülüğü bulunan davacı ortağın uzun süre kooperatife uğramaması, aidat borcunun bulunup bulunmadığını takip etmemesi yani kooperatif ile ilişkisini kesmiş ve genel kurullara katılma yönünde de bir irade ortaya koymamış olması nedeniyle üyeliğinin sona erdiğini zımnen kabul ettiği, diğer bir anlatımla üyelik haklarından zımnen vazgeçerek eylemli olarak ortaklıktan çıkma iradesini yansıttığı anlamına geldiği, sonuç itibarıyla böyle bir ortağın kooperatifin kuruluşundan itibaren 20 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra üyeliğin tespiti istemiyle açtığı davanın TMK'nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı düştüğü ilke olarak kabul edilerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
Yükleniciden temlik yoluyla bağımsız bölüm satın alan davacının, inşaatın iskân ruhsatını almak için üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesine rağmen, iskânın arsa sahipleri tarafından çatı katında yapılan ruhsata aykırı ilaveler nedeniyle alınamadığı, arsa sahiplerinin kendi kusurlu davranışlarıyla iskân alımına engel olmalarının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği, bu nedenle davacının tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne dair verilen direnme kararının onanması gerektiği- "Sözleşmeye göre iskân ruhsatı alma yükümlülüğünün yüklenicide olduğu, inşaatın iskâna aykırı ve kaçak durumda bulunması nedeniyle yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirmediği, dolayısıyla ondan hak devralan davacının da tescil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin haksız feshinin tespiti ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir...
İbraname düzenleme için gerekli özel yetkiye sahip olmayan davacılar vekilinin "vekâletnamesinde ibraname yetkisinin olmadığını" belirterek davalı Sigorta Şirketi tarafından yapılan ödemeyi aradan yaklaşık beş yıl geçtikten sonra iade etmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu- Davalı sigorta şirket ile yapılan ibraname geçerli kabul edilerek dürüstlük kuralı gereği, yapılan ödemenin manevi tazminata mahsubu ile "manevi tazminatın bölünemezliği" ilkesi doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiği-
Üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilip, hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması gerektiği-
Uyuşmazlık, davalı banka tarafından davacı şirkete avans niteliğinde verilen teminat mektubundaki avans ödemelerinin yapılıp yapılmadığına özellikle teminat mektuplarının düzenlenmesinden önce yapılan ödemenin teminat mektubuna karşılık yapılan ödeme sayılıp sayılmayacağına ilişkindir.
Somut olayda "satışın iptaline" karar verilmesi için iki husus ileri sürülmüştür: Birinci husus; "satışı gerçekleştiren kişinin, işlem tarihinde fiil ehliyetine sahip olmadığı" iddiasıdır. Satışı gerçekleştiren şirket temsilcisi tapudaki devir işlemleri sırasında fiil ehliyetini haiz değilse de, bu kişinin gerek şirketin Genel Kurulu gerekse Yönetim Kurulu tarafından alınan kararlar ve Rekabet Kurulu'ndan alınan izin doğrultusunda söz konusu devir işlemlerini gerçekleştirdiği anlaşıldığından, 09.03.1955 T. 22/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen "mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edeceği yani normal zekalı bir insanın dahi aynı tarzda muamelede bulunabileceği" kriterinin somut olay yönünden gerçekleşmiş olduğu, davacı anonim şirketin tamamen kendi aldığı kararlar doğrultusunda işlem yapan yetkili temsilcisinin yaptığı işlemin, temsilcinin işlem sırasındaki ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmesinin "dürüst davranma" ilkesi (TMK 2) ile bağdaşmadığı- İkinci husus; "Yapılan satışta aşırı yararlanma (gabin) bulunduğu" iddiasıdır. Aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesinin; objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlı olduğu- Mahkemece gabin (aşırı yararlanma) iddiası yönünden gerekli tahkikatın yapılması, taraflarca süresi içinde ve usulüne uygun şekilde bildirilip de toplanmayan deliller varsa bunları eksiksiz şekilde toplanması ve gabin iddiası yönünden sunulan deliller çerçevesinde bir sonuca ulaşılması gerekirken "ehliyetsizlik nedeniyle devir işlemlerinin geçersiz olduğunun kabul edilmesinden dolayı gabin iddiası yönünden herhangi bir inceleme yapılmaması"nın isabetli olmadığı-
