Kural olarak, tanıklar hakkındaki hükümlerin yerel bilirkişiler hakkında da uygulanacağı, HUMK.nun 265. maddesi (HMK. m.261) uyarınca tanıkların ayrı ayrı dinlenilmesi öngörüldüğüne göre, yerel bilirkişilerinde birbirinden bağımsız olarak dinlenmesinin gerekeceği, zilyetlik maddi olaylardan olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi uyarınca, yerel bilirkişi ve tanık dahil zilyetliğin her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu-
Her ne kadar Kadastro Müdürlüğü’nden alınan yazı cevabında taşınmazın dere yatağı olarak tespit dışı bırakıldığı bildirilmiş ise de, somut ve bilimsel verilere dayalı olarak uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlarda, dava konusu taşınmazın öncesinde, derenin yatak değiştirmesi ile meydana gelen çakıl ve kaya bloklarından oluşan bir yer olduğunun anlaşıldığı, Yargıtay'ın içtihatlarına göre böyle bir yerin imar ve ihya yoluyla kazanılması mümkün olmadığı gibi güçlendirmek amacıyla getirilen toprak dışında, yoğun bir toprak taşınarak kaya bloklarının üzerinin doldurulmasının ve tarım arazisi haline dönüştürülmesinin de ihya sayılmadığı-
Mahkemece taşınmazın niteliğinin ve kullanım süresinin ve başlangıç tarihinin belirlenmesine çalışılmasının gerekeceği, şahit ve bilirkişi sözlerinin ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesinin, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerine başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlendikten sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirilme yapılarak karar verilmesinin gerekeceği-
Dava dışı kalan mirasçıların, böyle bir davada 11.10.1982 gün ve 3/2 sayılı YİBK'na göre, sonradan muvafakatlarının alınması ya da miras şirketine mümessil tayini suretiyle dava koşulunun yerine getirilmesinin de mümkün bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazın bahçesinde bulunan ağaçların yaşı dikkate alındığında dava tarihinden geriye doğru 20 yıllık zilyetliği kanıtlamaktan uzak olduğu, öte yandan, Dairenin ve HGK. nun yerleşmiş içtihatlarına göre, hayvan barındırmak amacıyla ağıl yapmanın ekonomik amaca uygun kullanım olarak nitelendirilmediği, dosya içindeki bu bilgiler ve açıklamalar karşısında taşınmazın tarım arazisi olarak kullanılmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekeceği-
Dava açmamış ancak; Anayasa Mahkemesi’nin verdiği yürürlüğünün durdurulması karar tarihi olan 17.3.2011 tarihinden önce hak sahipleri yararına kazanma koşullarının oluştuğu, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğunun da kabulünün gerektiği, bu gibi hak sahiplerinin 17.3.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir öneminin bulunmadığı, intikal tarihine kadar dava konusu taşınmazın teknik bilirkişi raporunda A harfiyle gösterilen bölümü üzerinde TMK.nun 713/2 maddesinde yazılı kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği hususunda duraksamamak gerekeceği-
Bilirkişi raporunda, taşınmazın 5. sınıf sulu dikili tarım arazisi olarak tescil edilmesi gerektiğinin belirtildiği, dava konusu taşınmaz "dağ" niteliği ile tescil harici bırakılan yerlerden olup, anılan yerlerde imar-ihyanın tamamlanmasından sonra ekonomik amaca uygun bir biçimde kazanmayı sağlayan zilyetliğin bulunması halinde iktisabının mümkün olduğu, öte yandan ve kural olarak 5. ve 6. sınıf arazilerinin imar-ihya ve zilyetlikle kazanılamayacağına ilişkin Dairenin kararlılık kazanmış içtihatları da gözetilerek taşınmazın niteliğinin tam olarak belirlenmesinin gerekeceği-
Bir yere toprak taşımanın imar ve ihya sayılmayacağı, öte yandan Dairenin ve HGK.nun yerleşmiş içtihatlarına göre, ev yapmanın ekonomik amaca uygun kullanım olarak nitelendirilmediği, kaldı ki davacının 1991 yılında başlayan imar-ihya çalışmalarından itibaren dava tarihine göre 20 yıllık sürenin geçmediği, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
