Davacının kadastro çalışmalarında, kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü bir kısım yerin paftasında yolda kaldığını ileri sürerek eldeki davayı açtığı, bu durumda, köy tüzel kişiliğinin yanında Hazineye de husumet yöneltmesinin TMK.nun 713/3. maddesi uyarınca yasal zorunluluk olduğu-
Mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişileri davaya konu taşınmazın 60 yılı aşkın bir zamandan beri aktif yol olarak kullanıldığını açıkladıklarına göre davacının bayisi olan köyün taşınmaz üzerindeki zilyetliğini iradi olarak terk ettiğinin kabulünün gerekeceği, bu durumda davacının TMK.nun 996. maddesine göre; bayisi olan köyün zilyetlik süresini, kendi süresine ekleyemeyeceği, satın alma tarihi olan 27.07.2007 tarihinden tespit tarihi olan 18.02.2009 tarihine kadar TMK.nun 713 ve 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde öngörülen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresi de dolmadığından mahkemece davacının davasının reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Taşınmazın, Aşağı Dere Köyü Bizans dönemi düz yerleşim alanı haritasına göre üçüncü derece arkeolojik sit alanı olduğunun anlaşıldığı, ancak, uzman arkeolog ve bilirkişi aracılığıyla ve keşif yapılarak gerekli araştırma ve inceleme yapılmadan belirtilen yazılara dayanılarak hüküm kurulamayacağı, bu bilgiler olmasına karşın mahkemece dava konusu yerin gerçekten hangi derece sit alanı kapsamında kaldığının araştırılıp belirlenmesinin zorunlu olduğu-
Paftasında gösterildiği tarihten itibaren makul sayılabilen (2 yıl) süre içerisinde açılmış bulunan davalara bakılmasının ve paftasında gösterildiği tarihten geriye doğru kazanmayı sağlayan sürenin nazara alınmasının gerekeceği, tescil konusu yerin tespit dışı bırakıldığı tarihten dava tarihine kadar 3 yıl 9 ay 12 gün geçmiş bulunduğuna göre bu sürenin Dairece benimsenen makul süre olarak kabul edilmesine olanak bulunmadığı-
Tespit tarihinden itibaren davanın açıldığı tarihe kadar iki yıllık makul sürenin geçirildiği, tespit sonrası hukuki neden için ise taşınmazın paftasında yol olarak bırakıldığı tarihten itibaren davanın açıldığı tarihe kadar kazanmayı sağlayan yirmi yıllık sürenin dolmadığı, açıklanan ilkeler gözönünde tutularak davacı F. S. yönünden, karara esas teşkil eden fenni bilirkişi raporunda B harfiyle belirtilen 55 m2'lik yere yönelik davanın reddine, davacı O. B. S. yönünden ise davanın tefriki ile davanın açıldığı tarih gözetilerek HUMK.nun 409. maddesi uyarınca işlem yapılmasına karar verilmesinin gerekeceği-
Kural olarak, dere yataklarının Devlet’in hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılmasının mümkün olmadığı, ancak, aktif dere yatağında ve etki alanında kalmayan bir yerin, koşulları mevcut olduğu takdirde, niteliğine göre zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılabileceği-
Şayet davacı dışında başka mirasçılar var ise, ya da taşınmaz satış, bağış veya paylaşım sonucu davacıya düşmemiş ise, davacının tek başına üçüncü kişiye karşı dava açamayacağı ilkesi gereğince davanın reddine karar verilmesinin düşünülmesinin gerekeceği-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu arazide 40, kuru arazide 100 dönümü geçmeyeceği-
Bir arazinin kullanım süresi ve niteliği ile üzerinde imar- ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihi en iyi belirlenme yönteminin hava fotoğrafları olduğu, bu hava fotoğraflarının en az iki ayrı zamana ilişkin olmasının gerekeceği, bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için; tespit tarihinden geriye doğru 20-30 yıllık zaman aralığında çekilmiş (1978-1988 yılları arasında) stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olmasının ve fotoğrafların stereoskopla incelenmesinin gerekeceği-
Gerek dinlenen yerel bilirkişiler, gerekse davacı tanığı zilyetlik konusunda ortak beyanlarda bulunmuş iseler de, özellikle keşifte görevlendirilen uzman bilirkişilerin dosyada mevcut raporları kapsamlarına göre dava konusu taşınmazların hiçbir zaman ekilip sürülmediğinin, yabani otlarla kaplı olduğunun dosya kapsamıyla sabit olduğu, bundan ayrı, dava konusu taşınmazların eğim durumu, hiç ekilip sürülmemesi sebebi ve yabani otlarla kaplı bulunması ve bu halleriyle mera özelliğini taşımaları nedeniyle zilyetlik yoluyla kazanılması mümkün olmayan yerlerden olduğu-