Tasarrufun iptali davasının, alacağın daha önceye dayandığı ispat edilemediğinden, dava özel şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı- Dava tarihinde iptale tabi tasarruf bulunmaması ve dava açıldıktan sonra tasarrufların yapılmış olması nedeniyle, hukuki yarar yokluğu nedeniyle, bu taşınmazlara ilişkin tasarrufun iptali davasının usulden reddine karar verilmesi gerekeceği- Davalı lehine, davanın usulden reddedilmesi sebebi ile maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı-
Süresi içerisinde harçların yatırılmadığı, vekilin istifa edip yeniden vekil olarak atanmasının süreyi yeniden başlatmayacağı, vekilin istifa beyanını yalnızca ilgili mahkemeye bildirmesi vekil bakımından sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı, istifa eden vekilin vekâlet ile üzerine aldığı görevlerin istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam edeceği, anlaşıldığından , temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen 01.07.2020 tarihli ek karar ilgili Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekeceği-
İvazlar arasında önemli oransızlık olduğu gibi üçüncü kişinin borçlunun oğlunun bacanağı olması nedeni ile İİK'nın 280/1. maddesine göre borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğu, dava konusu taşınmazın satışının İİK'nın 280/3. maddesine göre işyeri devri olduğu, devrin yasaya uygun olarak yapılmadığının anlaşıldığı bu nedenle davalının haksız olması nedeni ile yargılama giderinden sorumlu olmasının yerinde olduğu- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331/1. maddesi ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 6. maddesi ve ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra, tasarrufa konu taşınmazın alacağa mahsuben ipotek alacaklısına ihale edilmiş olduğu da gözetilerek, kendisini vekille temsil ettiren davacı şirketin, asıl ve birleşen davalar yönünden, daha düşük olan takibe konu alacak miktarları üzerinden, davacı şirket lehine asıl ve birleşen davası yönünden, A.A.Ü.T'nin 13/1 maddesi uyarınca, ölçümlendirilerek tespit olunan nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, mahkemece maktu vekalet ücreti takdir edilmiş olması doğru görülmediği-
Somut olayda; davacı vekilinin borçlu davalı E.Z ile diğer davalılar H. ve E. arasında devam eden Adana Genel İcra Dairesinin 2022/... Esas sayılı icra takibine konu alacak ilişkisinin muvazaalı olduğu ve taraflar arasında devam eden boşanma katılma payı ve ziynet eşyalarına konu davalardaki tazminat talebinin sonuçsuz bırakılmasının amaçlandığı iddiasıyla eldeki davayı açtığı, tasarrufun iptali talebinin taşınmaz yönünden aynına ilişkin olmadığı, TBK'nın 19.maddesine göre açılan davalarda alacağın teminat altına alınabilmesi için İİK 281.maddesine göre ihtiyati haciz kararı verilebileceği, bu sebeple mahkemenin ihtiyati tedbir taleplerinin reddine ilişkin kararının yerinde olduğu anlaşılmakta ise de, taşınmazın uyuşmazlık konusu olmaması, malvarlığına yönelik olmayan eldeki davada mülkiyet hakkına yönelik ihtiyati haciz verilmesi yerinde olmadığından davalı vekilinin istinaf talebi bu yönlerden kabul edilerek, davada Adana Genel İcra Müdürlüğünün 2022/... Esas sayılı takip dosyasına davalı-alacaklı adına gelen ve gelecek olan paraların üzerine dava değeri olan 1.675.000,00-TL'nin %15'i oranında teminat yatırılması halinde, yine dava değeri olan 1.675.000,00 TL'nin icra kasasına girmesi durumunda yapılan  tahsilatın alacaklıya ödenmemesi yönünde  ihtiyati haciz konulmasına yönelik karar verilmesinin isabetli olduğu-
Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gereceği-
Davacının alacağın dayanağı olan çeklerin, dava konusu tasarruf tarihinden önceki ticari bir ilişkiye dayalı olduğunun ispat edilememiş olmasına göre, mahkemece "davanın reddine" dair verilmiş olan kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Mahkemece yapılacak işin; 6183 sayılı Yasa'nın 24 ve devamı maddeleri gereğince, davalılar arasında yapılan tasarruflar arasında mislini aşan bedel farkı bulunup bulunmadığının, yine davalı 3.kişinin davalı borçlunun maksadını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olup olmadığı konusunda aralarında herhangi bir akrabalık, arkadaşlık, iş ortaklığı gibi bir durumun varlığının araştırılarak sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu- Davacının davalı borçludan tasarruf tarihi itibariyle alacağının ne kadar olduğunun bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi ve bu miktar ile tasarruf konusu taşınmazların bilirkişi raporu ile tespit edilen gerçek değerlerinin karşılaştırılması ve daha düşük olan değer üzerinden harca hükmedilmesi gerekirken karşılaştırma yapılmadan taşınmazların gerçek değeri üzerinden harcın belirlenmesinin doğru olmadığı- 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücretinin tutarı maktu olarak belirleneceği-
Dava konusu borcun ödendiği gerekçesiyle konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre davalıların davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davalılar aleyhine harç, vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmesine karar verilmesi gerekeceği-
Devam eden tasarrufun iptali davası sonucunda, davacı bankanın lehine hüküm kurulması ihtimali de dikkate alınarak, olası bir yargılama gideri ve vekalet ücretleri de değerlendirilerek, davalı tarafından neticeden 400.000,00 TL tutarında kesin, süresiz banka teminat mektubunun ilk derece mahkemesine sunulması halinde "dava konusu ... plaka sayılı araç üzerine konulmuş olan ihtiyati haczin kaldırılmasına" karar verilebileceği-
Dava konusu ruhsatın Sağlık Bakanlığı tarafından kadroları da kapsayacak şekilde iptal edilmiş olmasına, ruhsatsız söz konusu kadroların da kullanılamayacağının belirtilmiş olmasına, dava açılışında davalıların haksız olduğunun anlaşılmasına, vekalet ücreti ve yargılama masraflarından davalıların sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulunmadığı-