Dava konusu eve ilişkin abonelik kayıtlarından, masraf belgelerinden ve özellikle tanık olarak dinlenen davacının annesi-davalının ablasının beyanından; dava konusu taşınmazı davalının yaklaşık 20 yıl önce davalıdan haricen satın aldığı, satın aldıktan sonra taşınmaz üzerine önce 2004 yılında duvar, 2015 yılında ev yaptığı, taşınmazın ise 2018 yılında davalıya tapudan resmi olarak devredildiği, bu durumda evvelce haricen satılan ve bedeli ödenen taşınmazın sonradan devrinin yapılmasının, borcun tasfiyesi için gerçek malike intikalinin sağlanması niteliğinde olduğu, borçludan mal kaçırma kastı olmadığı-
Takipte kesinleşen miktar toplam 39.325,49 TL, dava konusu taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değeri ise; 51.094,74 TL olup, temyize konu edilen bu miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında olduğundan, "temyiz isteminin reddine" ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığı-
Davacının alacağın tamamının ödenmiş olması halinde konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği-SGK kayıtlarından davalı 3. kişinin  daha önce davalı borçlunun yanında çalıştığı, buna göre İİK 280/1 maddesi gereğince, davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun mali durumu ile alacaklılarını ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğu, davacının davayı açmakta haklı olmakla, yargılama giderlerinden davalıların sorumlu tutulmasının doğru olduğu-
TBK 19'a dayalı muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemi- Davacı vekilinin istinaf başvurusu hakkında inceleme yapılmadığı anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesince eksik ödenen temyiz harç ve giderlerinin bir haftalık kesin sürede ödenmesi için usulüne uygun olarak düzenlenen muhtıra, davalılar vekiline tebliğ edilmiş ve temyiz harç ve giderleri, davalılar vekili tarafından bir haftalık yasal süre içerisinde mahkeme veznesine yatırılmamış olduğundan temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararın uygun olduğu-
Davacının davalıların borçluların durumunu bildikleri ve bilmesi lazım gelen kişilerden olduğunun (İİK'nın 280/1) somut delillerle ispatlamamış olduğu-  Tasarrufun iptali davasında, davalı üçüncü kişiler arasında da ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan ve iptali istenilen taşınmazların toplam değeri alacak miktarından fazla olduğundan, takip konusu alacak miktarı üzerinden vekalet ücretinin nisbi olarak hesaplanarak, iptali istenilen taşınmazların satış tarihindeki değerlerine göre oranlamak sureti ile her bir davalının alacağı vekalet ücretinin tereddüt oluşturmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak ile dava konusu şeyin değerinden hangisi az ise o değerin oluşturacağı-
Davacının davasını aynı zamanda TBK'nin 19. maddesi kapsamında muvazaaya da dayandırdığı, birden fazla hukuki sebeple iptal talebinde bulunduğu (hakların yarışması) anlaşılmaktadır. Tasarrufun iptali davalarında borçlu ölmüş ise dava mirası reddetmeyen mirasçılarına yöneltilir. Borçlu (S) mirasçılarının mirası reddettikleri, hükmen redde ilişkin kararın eldeki dava açılmadan önce kesinleştiği anlaşılmakla iş bu davada kendilerine husumet yöneltilen (S) mirasçıları yönünden taraf sıfatı (husumet) nedeniyle red kararı verilmesi gerekirken bu konuda karar verilmemesi de doğru olmamıştır.
Adli tatil, her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar. Tasarrufun iptali davaları HMK’nın 103.maddesinde sayılan ve adli tatilde görülmesi gereken işlerden değildir. Somut olayda, mahkemece 10/05/2022 tarihli duruşmada davacı vekilinin hazır olmadığı, mazeret dilekçesi de sunmadığı anlaşılmakla dosyanın HMK'nin 150.maddesi uyarınca dava yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, dava dosyasının işlemden kaldırıldığı günden itibaren davanın yenilenmesi için kanunca davacıya tanınan 3 aylık süre 10/08/2022 günü sona ereceğinden bu tarihin adli tatil içine isabet etmesi nedeni ile HMK 104. maddesi uyarınca sürenin adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılması gerekecektir.
Tasarrufun iptali ile dava konusu taşınmazın değerine göre üçüncü kişinin tazminatla mahkum edilmesi talebine dayalı uyuşmazlıkta, taşınmazın değerinin keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak belirlenmesinde zorunluluk bulunduğu, keşif gider avansının usulüne uygun kalem kalem yazılarak belirlenmek suretiyle verilen kesin süre içinde yatırılmadığından, keşif deliline dayanılamayacağı- Deliller toplanmadan (keşif ve bilirkişi tetkikatı yapılmaksızın) dava değerinin belirlenmesi ve infazı kabil bir hüküm tesisinin kurulmasının mümkün olmaması nedeniyle tasarrufun iptali davanın reddedilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı-