İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

İtirazın kaldırılması ve temerrüt nedeniyle kiralanan taşınmazın tahliyesi- Ek protokol ile belirlenen kira bedeli-

Borçlunun cevap dilekçesi ekinde sunduğu sonraki tarihli, kira indirimine ilişkin ek protokolde, takip dayanağı kira sözleşmesinin taraflarca feshedildiğine dair bir düzenlemenin yer almadığı, tarafların iradesini yansıtan takibe dayanak kira sözleşmesi ile kararlaştırılan aylık kira bedelinin belirli olduğu, borçlu kiracı 30 günlük ödeme süresi içerisinde bu kira bedelini ödemediğinden temerrüdün gerçekleştiği- "Davalının yargılama aşamasında taraflar arasında düzenlenen 'kira indirimi hakkında' konulu tarihsiz ek protokolü dosyaya sunduğu, davacının bu ek protokolün varlığını açıkça kabul ettiği, ek protokolde kira artışı yapılacağının kararlaştırıldığı, ancak hangi tarihten itibaren uygulanacağının açık şekilde belirlenmediği, takibe konu kira bedelinin miktarının ispat yükünün kiralayana ait olduğu, mevcut delil durumu dikkate alındığında; aylık kira bedelinin davalının kabul ettiği ve ek protokolde belirlenen kira miktarı olduğunun kabulü gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Menfi tespit- Şirket birleşmesi- Avalistin ileri sürebileceği def'iler-

Senedin keşide tarihi ve davacı şirketin birleşme tarihi gözetildiğinde, davacının şirket birleşmesi nedeniyle bonodan sorumlu olduğu- Avalistin sorumluluktan kurtulmak için şekle aykırılık dışında ancak ödeme ya da zamanaşımı gibi def'ileri ileri sürebileceği-"Bononun, birleşmeden sonra düzenlenmiş olduğu" gerekçesiyle bonoda aval olan şirket yönünden menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, TTK. m 702/2 gereğince davanın reddi gerektiği-

Tarafların sulh olmaları halinde vekalet ücreti-

Avukat tarafından takip edilen dosyada tarafların sulh olmaları halinde; vekil eden ile avukat arasında sözleşme bulunmaması, sözleşmedeki ücretin geçersiz olması halinde vekil eden, sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse, mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar, sulh olunan miktar tespit edilemezse Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesi gereğince harcı ödenen dava değeri üzerinden vekalet ücretinin hesaplanması gerektiği-

Harici sözleşmeyle satın alınan bağımsız bölümün aynen ifasının imkansızlaşması nedeniyle doğan maddi ve manevi zararın tazmini talebi-

Geçerli sözleşmelerde aynen ifa yerine geçen müspet zarar talebinde bulunabileceği- Davacıların eldeki davada tapu iptal tescil davası da reddedildiğinden, aynen ifa yerine geçen müspet zarar kapsamında dairenin rayiç değerini istemiş olduğu- Davacılar tarafından yapıldığı iddia edilen faydalı ve zorunlu masrafların, sözleşme gereği kimin tarafından yapılması gerektiğinin tespiti gerektiği- Dava konusu taşınmazın rayiç değeri hesaplanırken, ifanın imkansız hale geldiği tarih olan tapu iptal tescil davasının reddedilip kesinleştiği tarihi itibarıyla hesaplama yapılması gerektiği- Cezai şart olarak kira bedelinin ödenmesi de talep edilmişse de, aynen ifa imkansız hale geldiğinden sözleşmeden dönülerek dairenin rayiç bedeli talep edilmiş olduğundan, artık sözleşme gereği cezai şart talep edilemeyeceği- Davacıların sunduğu ödeme belgelerinin, ek protokoller ile ek ödemelerin, taşınmaza yapılan faydalı ve zorunlu masrafların, bunların kim tarafından yapılması gerektiği ile ödeme belgelerinin, mahkemece değerlendirilerek uzman bilirkişilerden rapor alınarak karar verilmesi gerektiği-

Asıl davada el atmanın önlenmesi ve ecrimisil, birleştirilen davada ecrimisil istem-

Taşınmazda davacının kayden malik olduğu, davalının bir hakkının bulunmadığı, "taşınmazın daha önceden kendi mülkiyetinde bulunduğu, davacının rızası ile taşınmazı kullandığı, davacı ile arasında sözlü kira akdi bulunduğunu" belirten davalının kira sözleşmesinin varlığını ispat edemediği, davacının kullanımına muvafakat ettiğine dair belgesinin de bulunmadığı, davalının dava konusu taşınmazı imalathane olarak kullandığı, bu durumda el atmasının önlenmesine karar verilmesinin yerinde olduğu- Davalı "taşınmazın değerinin hatalı belirlendiğini" belirtmiş ise de, mahkemenin taşınmazın dava tarihindeki gerçek değerine göre dava değerinin belirlemesinin yerinde olduğu- "Davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmaz üzerinde bir mülkiyet iddiasında bulunmadığı, 'taşınmazın kendisine kiralandığını' savunduğu, uyuşmazlığın 'taşınmazın aynına ilişkin' değil, 'kira sözleşmesine dayalı olarak davalının taşınmazı kullanma yetkisinin bulunup bulunmadığı' noktasında toplandığı gözetilerek dava değerinin ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Toplu görüşme sürecindeki arabulucu belirlenmesi kararının kaldırılması- Tebligat usulsüzlüğü-

Davacı işveren ilk olarak gönderilen tebligatın usulsüz olmasından bahisle toplantıya katılamadığını iddia etse de 2. toplantıdan haberdar olduğu, toplu görüşme sürecini sakatlayacak bir durumun mevcut olmadığı, tarafların 2. toplantıda da anlaşarak süreci sonlandırmalarının mümkün olduğu, sürecin görevli makam tarafından usul ve yasaya uygun olarak devam ettirildiği görüldüğünden, "tebligat usulsüzlüğü" iddiasına dayalı "toplu görüşme sürecindeki arabulucu belirlenmesi kararının kaldırılması" istemine ilişkin davanın reddi gerektiği-

Kıymet takdiri ve satış talebinin reddi- İcra mahkemesi kararının konu itibariyle kesin olmadığı-

Kıymet takdiri ve satış talebinin reddine ilişkin icra müdürlüğü işlemi hakkındaki icra mahkemesi kararının konu itibariyle kesin olmadığı (Yargıtay 12. HD'nin önceki içtihadından dönmüş olduğu)-

Eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemi- Davaların yığılmasında ıslah-

Eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davada, bozma öncesi yapılan yargılama sırasında ıslah yapılması ve yargılamada sadece bir kere ıslah yapılabileceği (HMK m. 176/2) gözetilerek, ikinci ıslah talebinin reddi gerektiği- Davacının alacağını ispata yönelik herhangi bir bilgi veya belge sunamadığı, söz konusu ödemelerin yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığından, bazı alacaklar yönünden alacak miktarının dahi hesaplanamadığı, all risk poliçe bedelinin ise dosya içerisinde yer alan belgelere göre davalı tarafından yapıldığı- Davacı süresi içerisinde ödemelerin sigorta şirketine verilmek üzere davalı tarafa yapıldığı yönünde bilgi veya belge sunulmadığından söz konusu taleplerin ayrı ayrı reddi ile davacının teminat alacağı yönünden, talep edilen ve ıslah edilen miktarın taleple bağlılık ilkesi gereğince dikkate alınması gerektiği- "Davaların yığılması halinde her bir talep bakımından ıslah yapılmasının mümkün olması gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Ayıplı satım iddiasına dayalı ayıbın giderilmesi olmadığı taktirde aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi istemi- Şerit koruma destek sistemi-

Davacı, dava dilekçesinde "ayıbın giderilmesi, olmadığı taktirde ayıpsız misli ile değiştirilmesini" talep etmişse de ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden, tüketicinin tercihi yönünde verilecek hükmün hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozar mahiyette olmaması gerekliliğinin kabul edildiği- Bilirkişi raporlarıyla 2016 üretim yılı itibarıyla zaten araçta bulunmayan söz konusu (şerit korumaya ilişkin) sistemin sonradan takılmasının teknik olarak mümkün olmadığı, 2016 model aracın üretimde olmadığı anlaşılmış ise de "çoğun içinde az da vardır" kuralı gereği TBK. m. 219 hükmü de nazara alınmak suretiyle davalıların, davacıya bildirdikleri niteliğin, dava konusu araçta bulunmaması sebebiyle davacıya karşı sorumlu olduklarının kabulü gerektiği- Davacının satın aldığı araca ait broşürdeki hatalı bildirim sebebiyle eğer araç tasarımı müsait olsaydı takılabilecek sistemin bedelinin, davacının aracı satın aldığı tarihteki kur üzerinden hesaplanarak hükmedilmesi gerektiği- "Dava konusu araca ait broşürde ve internet sitesinde aracın anılan sisteme sahip olduğu belirtilmesine rağmen gerçekte 2016 model araçlarda bu sisteminin olmadığın, tasarımında olmayan bir otomobile de sonradan takılmasının teknik olarak mümkün bulunmadığı, davacının ayıbın giderilmesini, olmadığı takdirde ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep etmesi, aracın üretim yılı nedeniyle söz konusu sistemin zaten olmaması ve bu nedenle onarım veya misli ile değişimin mümkün bulunmaması, tacir olan davacının, satın aldığı aracın hangi teknik özelliklerinin mevcut olduğunu basit bir araştırma ile öğrenebilecek durumda olması karşısında davanın reddi gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-