İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

Teminat senedi- Menfi tespit davası- Avans-

Davacı ve davalının iddialarının değerlendirilmesi kapsamında işyeri kayıtlarında inceleme yapılabilmesi için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş olup gerek bilirkişi tarafından defterlerin tarafına sunulması istenilmiş gerekse kesin süre verilerek defterlerin ibrazı veya bilirkişi incelemesine açılmasına ilişkin ihtarda bulunulmuş ise de davalı tarafın defter ve kayıtlarda inceleme yaptırılmasına elverişli olacak hiçbir kaydı ibraz etmediği ve incelemeye esas olacak şekilde bilirkişiye de açık hâle getirmediği, dosyadaki tüm tanık beyanlarına göre davacının yapmış olduğu işlemlerde işverene teminat senedi şeklinde senet düzenleyip verdiği, takibe konu işbu senedin de verilen ihtarlar gereği dosyanın mevcut hâliyle değerlendirilmesi neticesinde tanık beyanları ile sabit olduğu üzere teminat senedi olduğu, davacının almış olduğu yüksek avans gereği borçlu olduğu hususuna ilişkin delil bulunmadığı gerekçesiyle senedin teminat senedi olduğunun kabulü gerektiği-

Eşit davranma yükümlülüğü- Feshin son çare olması- İşe iade- İşten çıkış kodunun düzeltilmesi istemi- Güncel hukuki yarar-

Davalı "davacının son kullanma tarihi geçmiş ürünleri uyarılara rağmen zamanında raflardan kaldırmadığından bahisle haklı nedenle iş sözleşmesinin feshedildiği" savunulmuşsa da davacının süt izni dolayısı ile yarım gün çalıştığı, ileri sürülen eylemlere ilişkin tüm sorumluluğun davacıda olmadığı, davalı tarafça sorumluluğu olan diğer personele söz konusu olumsuzluklarla ilgili yaptırım uygulandığına dair bilgi sunulmadığı, eşit davranma yükümlülüğüne uygun hareket edilmediği, yapılan feshin orantılı olmadığı, feshin son çare olması ilkesine de aykırı olduğu görülmekle feshin haklı veya geçerli sebeple yapıldığının davalı tarafça ispat olunmadığı gözetilerek işe iade talebinin kabulü gerektiği- İş sözleşmesinin haklı veya geçerli olarak feshedildiği davalı tarafça ispat olunmadığından işten çıkış kodunun Kod (49) yerine, Kod (04) (Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi) olarak düzeltilmesi gerektiği, işe iade davasının kesin olmak üzere kabulüne, işten çıkış kodunun tespiti davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Davacının işe iade davası ile çıkış kodunun düzeltilmesine yönelik amacına ulaşması mümkün olduğuna göre, çıkış kodunun düzeltilmesine karar verilmesi talebiyle ayrı bir dava açmasında güncel hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği, çıkış kodunun düzeltilmesine ilişkin davanın güncel hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Muvazaa- Asıl işveren- Alt işveren- Yıllık ücretli izin hakkı-

Muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerektiği- Davalı tarafından ihbar olunan şirketlere ihale edilen işleri asıl işin bir bölümü olduğundan, geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işin, alt işverene verilen bölümünün, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerektiği, bu koşul mevcut olmadığından asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaa nedeniyle değil, "unsur eksikliği" nedeniyle geçersiz olduğu (ancak hatanın kararın sonucuna etkili olmadığı)- 208 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunan davacının yalnızca 22 gün izin kullanarak çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, mahkemece, davacı asıl duruşmaya çağrılarak çalışma süresi boyunca yıllık izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı konularındaki beyanının alınması gerektiği (HMK m. 31)-

Dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden tasarrufun iptali- Taşınmazın aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi-

Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ile doğrudan işlem yapmayıp dava konusu malı sonradan iktisap eden dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden işlemin iptaline karar verilebilmesinin, bu kişilerin borçlunun alacaklılardan mal kaçırma ve ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kötüniyetli kimselerden olduğunun ispatlanması şartına bağlandığı- Borçluya ait birden fazla taşınmazın aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi ile devredilen malların fiilen borçlunun yakınları tarafından kullanılmaya devam edilmesi şeklindeki hayatın olağan akışına aykırı olguların, son devralan kişinin borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bildiğine dair yasanın aradığı açık emareleri tereddütsüz biçimde ortaya koyduğu-

Tasarrufun iptali davası- Ayni hak- Şahsi hak- Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ilişki-

Tasarrufun iptali davalarının ayni hak tesisi amacını taşımayıp alacaklıya yalnızca alacağını tahsil kabiliyeti sunan şahsi bir hak bahşettiği gözetildiğinde, davanın kabulü hâlinde işleme konu malvarlığının iptal ve tescili yerine, alacaklıya münhasıran takibe konu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesi gerektiği- Borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi arasındaki akrabalık ve ortaklık ilişkisi sebebiyle işlemin kanun gereği mutlak surette iptale tabi olmasında bir isabetsizlik bulunmasa da, ilk derece mahkemesince kurulan hükümde tanınan haciz ve satış yetkisinin salt dayanak takip dosyasındaki alacak miktarı ile sınırlandırılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu-

İtirazın iptali- Tahkim şartı- Münhasır yetki- Cezai şart- Yabancılık unsuru barındıran hukuki ilişkiler-

İtirazın iptali davalarının takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu, bu sebeple uyuşmazlığın çözümünde takibe dayanak yapılmayan başka bir sözleşmedeki tahkim şartının değerlendirilemeyeceği- Yabancılık unsuru barındıran hukuki ilişkilerde akdedilen milletlerarası yetki sözleşmelerinin, iç hukuktaki her kesin yetki kuralının milletlerarası usul hukuku bağlamında "münhasır yetki" teşkil etmemesi nedeniyle doğrudan bertaraf edilemeyeceği- Şirket ortakları arasındaki salt cezai şart alacağının tahsilinin devletin mutlak egemenlik alanına girmediği hususu gözetilerek, takibe dayanak yetki sözleşmesinin geçerliliği incelenmeden iç hukuktaki kesin yetki kuralı dayanak yapılarak davanın usulden reddine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- Karşı oy yazısında “bozma kararında merciin bizzat mahkemenin yetkili olup olmadığı hususunda kesin bir tespitte bulunması gerektiği” görüşünün ileri sürüldüğü-

Arabuluculuk dava şartı- Görevsiz mahkemede dava açılması- Adil yargılanma hakkı- Mahkemeye erişim hakkı- Usul ekonomisi-

Görevsiz mahkemede dava açıldıktan sonra ancak dosyanın görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırılması durumunda arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olacağı-

Davalılar arasında farklı tarihlerde yapılan para transferlerinin tasarrufun iptali davası açısından değerlendirilmesi (İİK m. 278, 280)-

Davalı üçüncü kişi tarafından devir tarihinden bir gün önce 'arsa bedeli' açıklamasıyla yapılan havalenin taşınmaz hisse devir bedeline ilişkin olduğu, taşınmazın devir tarihinden sonra gerçekleşen para transferlerinin ,se devirden önceki tanışıklığı ispata elverişli olmadığı- Taraflar arasındaki devirden yaklaşık bir ay kadar önce yapılan para transferlerinin hangi amaçla yapıldığının belirlenmesi, bu tarih aralığına ilişkin banka hesap hareketleri ile dekontların getirtilerek değerlendirme yapılması, dekontlarda ve hesap hareketlerinde herhangi bir açıklama bulunmaması halinde üçüncü kişiden 'para havalesi yapılmasının sebeplerinin' açıklattırılarak, İİK. m. 280 anlamında taraflar arasında tanışıklık olup olmadığı ve davalı üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi gereken yakınlıktaki kişilerden olup olmadığının tespiti gerektiği-

Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i, ticaret unvanının terkini ile maddi ve manevi tazminat istemleri- Marka koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmesi- Davalının iflası-

6769 s. Sınai Mülkiyet Kanununun, özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirdiği- Marka koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olduğu- Somut olay bakımından SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabete dair kısmı yönünden reddi gerektiği- Davalının iflasına karar verildiği ve tasfiyeye başlandığı anlaşıldığından, müflis şirket yönünden hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminatların 'iflas masasına kayıt ve kabulüne' şeklinde hüküm kurulması gerektiği- "Tasfiyesine başlanılmışsa da iflas kararı ile ilgili basit tasfiye kararı verilmiş olup 2. alacaklılar toplantısının yapılmadığı, davacı şirketin iflas masasına alacak kaydı talebi bulunmadığı anlaşıldığından, kayıt kabul davası olamayacağı" şeklindeki karşı görüşe itibar edilmediği-