İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

Cebrî İcra Kanunu Taslağı

Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan İcra ve İflas Kanunu Bilim Komisyonunca hazırlanan Cebrî İcra Kanunu Taslağı, karşılaştırma cetveli ve görüş bildirim formu ile birlikte yayımlanmıştır.

Hizmet tespit davası- İşe giriş bildirgesi- İmza inkârı-

Davalıya ait iş yerinde 25.08.2011-05.07.2012 tarihleri arasında kesintisiz çalışma iddiası ile kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti istemiyle açılan eldeki davada, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilirse de tespiti istenen döneme ilişkin yazılı belgelerin varlığı hâlinde öncelikle bu belgelerin geçerli olup olmadığının belirlenmesi gerektiği ve sonucuna göre değerlendirme yapılması gerektiği, bu itibarla davalı iş yerinden davacı adına 05.07.2012 tarihli işe giriş bildirgesi verilerek 05.07.2012-05.06.2015 tarihleri arasında kesintisiz hizmet bildirimi yapıldığı, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihi doğrulayan ve imzasını içeren 04.07.2012 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinde davacının işe başlama tarihinin 05.07.2012 olarak belirtildiği, yine dosyada yer alan ve davacının imzasının bulunduğu ibraname başlıklı belgede de davacının davalı iş yerindeki işe başlama tarihinin 05.07.2012, işten ayrılış tarihinin ise 05.06.2015 olarak yazılı olduğu anlaşılmakla; davacının iş sözleşmesindeki imzayı inkâr edip etmediğinin sorulması, imza inkârı var ise bu hususun araştırılması, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürdüğü takdirde bu iddia üzerinde durulmalı, anılan belgelerin geçerli olduğunun kabulü hâlinde ise iş bu yazılı belgeler karşısında aksinin eş değer belgelerle ispatlanması gerektiği hususu gözetilmesi; imzanın davacıya ait olmadığı iddiası bulunduğu ve ispatlandığı takdirde ise davacının çalıştığını iddia ettiği dönemde hizmetinin varlığı tereddütsüz belirlenmek suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerektiği-

Kıyı Emniyeti- Kurtarma ücreti

Makina arızasından sonra Kıyı Emniyeti tarafından yapılan faaliyetin kurtarma faaliyeti olduğu, gemi kaptanının talebi olmamakla birlikte açık bir direnmesinin de sözkonusu olmadığı ve olay sırasında esen sert rüzgar ve kuvvetli akıntı gözönüne alındığında sonradan çağrılan iki römorkörün de gerekli ve uygun olduğu, dolayısıyla da kurtarma faaliyeti yaptıklarının kabulü gerektiği- Gerçekleştirilen kurtarma faaliyeti sonucunda dava konusu gemi emniyet altına alındığından faydalı netice elde edilmiş olup davalı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün kurtarma ücretine hak kazandığı- Taraflar arasında önceden belirlenmiş bir kurtarma ücreti bulunmadığı, bu durumda kurtarma ücretinin belirlenmesinde kurtarılan değerlerin nazara alınacağı- Kurtarmaya ilişkin kıstaslar ile somut olayın meydana geldiği yerin yarattığı risk, geminin tipi, yükün çeşidinin tehlikeli niteliği, kazanın yarattığı tehlikenin sonucunda meydana gelebilecek olası riskler ile bunların yaratacağı zararlar, kurtarma hizmeti için yapılan çalışmalar, verilen hizmetin niteliği, çabukluğu ve etkinliği ve kurtarma faaliyetinin başarılmış olması hususları gözönüne alındığında birleşen davada davacı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün isteyebileceği kurtarma ücretinin kurtarılan değerlerin % 5'i kadar olabileceği-

Islah- İspat yükü- Menfi tespit

İspat yükü kendisinde olmadığı halde, ispat yükünü üzerine alan tarafın savunmasını ıslah yolu ile değiştirmesinin mümkün olmadığı-

A.Ş. GK kararının iptali istemi- Sermaye artırımı- Dürüstlük kuralı-

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının genel kurula katıldığı, muhalefetini tutanağa geçirdiği, davanın 3 aylık sürede açıldığı, mahkeme ara kararına uygun şekilde oluşturulan bilirkişi heyetinin hazırladığı 2. bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, davalı şirketin devlet desteği aldığı, iptali istenen genel kurul kararından 6 gün sonra davalı şirket tarafından şirket taşınmazı ipotek verilmek sureti ile kredi kullanıldığı, devlet desteği ve banka kredisi ile ticari faaliyetlerini devam ettirme ve yatırım yapma şansına sahip olan bir şirketin, alınan son bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere beklenenin üzerinde %2000 oranında sermaye artırımı yapması ve yine şirket tarafından mahkemeye sunulan finansal raporlar ile davacıya verilen finansal raporlar arasında çelişki bulunması sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, şirketin dava konusu genel kurul kararını alırken dürüstlük kuralına uygun davranmadığı kanaati oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin 06.12.2018 tarihli genel kurulunun sermaye artırımına ilişkin (7) numaralı maddesinin iptaline karar verilmiş, hüküm davalı tarafça istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı şirketin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.Davalı şirketin mali gücünün tespit edilmesi bakımından cari oran, likidite oranı ve nakit oranın ölçülmesi gerektiği- Davalı şirketin cari oran, likidite oranı ve nakit oranının istenen seviyelerin altında bulunduğu, ödeme gücünün de beklenen seviyelerin altında olduğu, finansal tablosu sonuçlarına göre toplam .. TL kısa vadeli borcunun bulunduğu, çeltik kurutma tesisinin 2018 yılında tamamlandığı, dolayısıyla şirketin ödemelerini ve faaliyetlerini sağlıklı olarak sürdürebilmesi bakımından işletme sermayesine ihtiyaç duyduğu, bunun da en geçerli koşulunun sermaye artışı olduğu gözetildiğinde genel kurul kararıyla sermayenin belirtilen miktar ve oranda artırılmasının dürüstlük kuralına aykırı olmadığı- "Davalı şirketin kredi kullandığı, devlet desteği aldığı, buna rağmen beklenenin üzerinde sermaye artırımı yapıldığı, davacıya verilen ve toplantıda sunulan finansal raporların arasında çelişki bulunduğu, bu nedenlerle dava konusu genel kurul kararı alınırken dürüstlük kuralına uygun davranılmadığına" ilişkin kararın isabetli olmadığı-

Tezgahüstü piyasalarda türev araç alım-satım işlemleri çerçeve sözleşmesi- Davalı bankanın ödemeyi kabul etmemesi- Yüksek kur değerinden ödeme yapılması- Muarazanın giderilmesi- Tespit davası- Hukuki yarar-

Davacı, yapmak istediği ödememin davalı banka tarafından kabul edilmemesi sebebiyle daha yüksek kur değerinden ödeme yapmak zorunda kaldığı iddiasında bulunduğu uyuşmazlıkta, davacı ile banka arasındaki sözleşmenin devam etmesi sebebiyle davacının yüksek kurdan yaptığı fazla ödemelerin istirdadını talep edebileceği, her ne kadar davacı davasını muarazanın giderilmesi olarak adlandırsa da, davanın niteliği itibariyle Ağustos 2018 tarihinde USD kurunun 7,00 limitine ulaşmadığının tespitine ilişkin olduğu, diğer yandan davacı istediği hukuki korumaya ancak bir eda davasıyla kavuşabileceğinden, davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı-

Verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırılmaması- Celse atlanılmasına sebebiyet verilmeden ücretin yatırılması-

Mahkemece, yapılan kesin süre ihtarının gider avansına ilişkin olduğu belirtilerek bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtar edilmişse de yapılan ihtarın delil avansı mı yoksa gider avansı mı olduğu noktasında belirsizlik arz ettiği- Hem gider avansı yatırılması için ihtar yapılıp, kesin sürede yatırılmaması halinin sonucu olarak delil avansına ilişkin ihtaratın yapıldığı, bu nedenle kesin mehilin sonuç doğurmayacağı- Davacı tarafından sonraki celseden önce belirtilen ücret yatırılmak suretiyle celse atlanılmasına da sebebiyet verilmediği dikkate alınarak gerekli bilirkişi incelemesi yaptırılıp sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-

Kıymet takdirine süresinde itiraz etmeyen borçlunun Covid 19a dayalı ihalenin feshi istemi-

Asıl olan malın gerçek değerinden ihale edilmesi olup malın muhammen değerin üzerinde satılmış olması her zaman zarar unsurunun oluşmayacağı ve malın gerçek değerini bulduğu anlamında yorumlanamayacağı- Covid 19 salgını sonrası taşınır ve taşınmaz değerlerinde büyük artışlar olduğundan, şikâyetçi borçlunun ihalenin feshini istemekte hukuki yararı bulunduğu- "Borçlunun kıymet takdirine itiraz etmediği ve kıymet takdir tarihinden makul bir süre olan dokuz ay sonra taşınmazın muhammen bedelin üstünde ihale edildiği gözetildiğinde, borçlunun hukuki menfaatinin bulunmadığı, borçlunun olağanüstü koşullar nedeniyle yeniden kıymet takdiri yapılmasını talep etme hakkı varken bu hakkını kullanmayarak ihalenin feshini istemesinin açıkça hakkın kötüye kullanımı olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-

Hizmet tespiti davası- Hizmet akdinin unsurları- Sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları-

Davacının İş-Kur görevlendirmesi üzerine İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzaladığı belirli süreli hizmet sözleşmesi kapsamında 3,5 ay süre ile Anadolu Sağlık Meslek Lisesinde okul ve çevresinin temizliği işini yaptığı, sonrasında yine İş-Kur bünyesinde toplum yararına çalışma projesi kapsamında 2,5 ay süreli okul ve çevre temizliği işi için yeni bir belirli süreli hizmet sözleşmesi ile görevlendirilmesinin İlköğretim Okuluna yapıldığı ancak rahatsızlığı sebebiyle görevlendirilmesinin sona erdirilmesini talep etmesi üzerine yerine başkasının görevlendirildiği- Tanık beyanlarına göre davacının Anadolu Sağlık Meslek Lisesindeki çalışmasının sona ermesinden sonra okulda görevli öğretmen ve çalışanlara köy ürünleri ve kendi evinde yapıp getirdiği yemekleri satarak kazanç sağladığı, okulun hizmetlilerinden gelen şikayet üzerine yemek yenilen alanların ve yemek artıklarının temizlemesi hususunda davacının personel görev dağılım çizelgesinde adına yer verildiği- Davacının yaptığı bu işler sırasında okula gelen damacana suları almasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, ayrıca okul müdürlüğünce tutulduğu belirtilen defterde "okulun temizliği" şeklinde ifadelerle yapılan ödemelerin hizmet sözleşmesi gereği ödenen ücret olarak kabulüne olanak bulunmadığı ve bu hâli ile davacının kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştığı, hizmet sözleşmesinin unsurlarının somut olayda oluşmadığı ve davanın reddi gerektiği- "Davacının Anadolu Sağlık Meslek Lisesinde iş sözleşmesine bağlı çalışmasının sona ermesinden sonra da aynı şekilde çalışmaya devam ettiği, işyerinde öğretmenlere yemek getirip satmasının aradaki iş ilişkisinin niteliğini değiştirmediği, dosyadaki tanık anlatımları, yardımcı personel listesinde davacının adının bulunması, görev dağılım çizelgesinde görevinin belirlenmesi, ziyaretçi defterinde bir çok yerde davacının adının yanında temizlik görevlisi açıklamasının bulunması dikkate alındığında davacının hizmet sözleşmesi kapsamında çalıştığının sabit olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-