İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

İhtiyati tedbir kararının cebri satışa etkisi-

Mahkemece verilen tedbir kararında "tedbirin cebri satışa engel olduğuna" dair bir ibare yer almadığından, tapu kaydına düşülen şerhin cebri icra yolu ile yapılacak satışa engel olmayacağı, mahkemenin, aksi yöndeki cevabının da sonuca bir etkisinin bulunmadığı-

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu m. 8/İ-2- Sınırdaş arazi sahibinin önalım hakkı- Taşınmazın asgari tarımsal arazi büyüklüğü-

Sınırdaş arazi sahibinin önalım hakkı tarımsal bütünlüğün korunması amacıyla düzenlenmiş olmasına rağmen, tarım arazisinin büyüklüğüne bakılmaksızın her satışta komşu taşınmaz malikine önalım hakkı tanındığının kabulünün, asgari tarım arazisi büyüklüğünü haiz taşınmaz malikinin mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazını dilediği kişiye gerçek bedeli üzerinden devretme serbestisini ortadan kaldıracağı- Dava konusu taşınmazın tarımsal amaçla kullanıldığı, satın alınan ve davaya konu taşınmazın büyüklüğünün 5403 sayılı Kanun’un 8. maddesinde belirtilen asgari tarımsal arazi büyüklük miktarı ile hedeflenen miktarın çok üzerinde olduğu (hatta 5403 sayılı Kanun'un 8/A maddesinde belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün de üzerinde olduğu), bu taşınmaz hakkında önalım hakkının kullanılması için haklı bir sebep bulunmadığı- "Kanun'un aramadığı ve düzenlemediği koşullar gözetilerek, 5403 sayılı Kanun hükümleri yorumlanmak suretiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Yapay piyasa oluşturulduğu iddiası- Pasif husumet- Zarar unsuru- Hukuki yarar-

"Yapay piyasa oluşturulduğu" iddiasına konu işlemlerde, "davacının, (davalı) müşterileri adına olup uhdesinde yer alan hesaplar üzerinden, müvekkili nezdinde riske neden olacak şekilde (davalı) çalışanı vasıtasıyla diğer davalılarla el ve iş birliği içinde hareketle yapay piyasa oluşturulmak suretiyle işlem yapıldığı ve bu şekilde haksız fiilde bulunulduğu" ileri sürüldüğünden, davalılara husumet yöneltilmesinin yerinde olduğu- Davacının ileri sürdüğü yapay piyasa oluşturma eylemi nedeniyle nasıl bir zarara uğradığı dosya kapsamından tam olarak anlaşılamadığından, mahkemece öncelikle, davacıya ne gibi bir zararının oluştuğu hususu açıklattırılarak eldeki davada hukuki yararının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiği- Davacının hukuki yararının mevcut olduğuna kanaat edilmesi hâlinde, ileri sürülen iddia ve ortaya konulacak zarar doğrultusunda bilirkişilik yapmaya ehil ve aralarında SPK uzmanlarının da bulunduğu bilirkişi heyetinden denetime elverişli rapor alınıp bir kısım davalılar aleyhine açılan ceza davaları birlikte değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerektiği- "Davalıların pasif husumetlerinin bulunmadığı" şeklindeki karşı görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-

Kesinleşen işe iade davası- Boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar- Belirsiz alacak davası-

Kesinleşen işe iade davasında parasal olarak belirlenmiş olan boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının işverenden tahsiline yönelik talep belirsiz alacak niteliğinde olmadığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Yargıtay 9. HD. Kararı)-

Teminat senedi- Menfi tespit davası- Avans-

Davacı ve davalının iddialarının değerlendirilmesi kapsamında işyeri kayıtlarında inceleme yapılabilmesi için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş olup gerek bilirkişi tarafından defterlerin tarafına sunulması istenilmiş gerekse kesin süre verilerek defterlerin ibrazı veya bilirkişi incelemesine açılmasına ilişkin ihtarda bulunulmuş ise de davalı tarafın defter ve kayıtlarda inceleme yaptırılmasına elverişli olacak hiçbir kaydı ibraz etmediği ve incelemeye esas olacak şekilde bilirkişiye de açık hâle getirmediği, dosyadaki tüm tanık beyanlarına göre davacının yapmış olduğu işlemlerde işverene teminat senedi şeklinde senet düzenleyip verdiği, takibe konu işbu senedin de verilen ihtarlar gereği dosyanın mevcut hâliyle değerlendirilmesi neticesinde tanık beyanları ile sabit olduğu üzere teminat senedi olduğu, davacının almış olduğu yüksek avans gereği borçlu olduğu hususuna ilişkin delil bulunmadığı gerekçesiyle senedin teminat senedi olduğunun kabulü gerektiği-

Eşit davranma yükümlülüğü- Feshin son çare olması- İşe iade- İşten çıkış kodunun düzeltilmesi istemi- Güncel hukuki yarar-

Davalı "davacının son kullanma tarihi geçmiş ürünleri uyarılara rağmen zamanında raflardan kaldırmadığından bahisle haklı nedenle iş sözleşmesinin feshedildiği" savunulmuşsa da davacının süt izni dolayısı ile yarım gün çalıştığı, ileri sürülen eylemlere ilişkin tüm sorumluluğun davacıda olmadığı, davalı tarafça sorumluluğu olan diğer personele söz konusu olumsuzluklarla ilgili yaptırım uygulandığına dair bilgi sunulmadığı, eşit davranma yükümlülüğüne uygun hareket edilmediği, yapılan feshin orantılı olmadığı, feshin son çare olması ilkesine de aykırı olduğu görülmekle feshin haklı veya geçerli sebeple yapıldığının davalı tarafça ispat olunmadığı gözetilerek işe iade talebinin kabulü gerektiği- İş sözleşmesinin haklı veya geçerli olarak feshedildiği davalı tarafça ispat olunmadığından işten çıkış kodunun Kod (49) yerine, Kod (04) (Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi) olarak düzeltilmesi gerektiği, işe iade davasının kesin olmak üzere kabulüne, işten çıkış kodunun tespiti davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Davacının işe iade davası ile çıkış kodunun düzeltilmesine yönelik amacına ulaşması mümkün olduğuna göre, çıkış kodunun düzeltilmesine karar verilmesi talebiyle ayrı bir dava açmasında güncel hukuki yararının varlığından söz edilemeyeceği, çıkış kodunun düzeltilmesine ilişkin davanın güncel hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiği" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Muvazaa- Asıl işveren- Alt işveren- Yıllık ücretli izin hakkı-

Muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerektiği- Davalı tarafından ihbar olunan şirketlere ihale edilen işleri asıl işin bir bölümü olduğundan, geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işin, alt işverene verilen bölümünün, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerektiği, bu koşul mevcut olmadığından asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaa nedeniyle değil, "unsur eksikliği" nedeniyle geçersiz olduğu (ancak hatanın kararın sonucuna etkili olmadığı)- 208 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunan davacının yalnızca 22 gün izin kullanarak çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, mahkemece, davacı asıl duruşmaya çağrılarak çalışma süresi boyunca yıllık izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı konularındaki beyanının alınması gerektiği (HMK m. 31)-

Dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden tasarrufun iptali- Taşınmazın aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi-

Tasarrufun iptali davalarında, borçlu ile doğrudan işlem yapmayıp dava konusu malı sonradan iktisap eden dördüncü kişi konumundaki şahıslar yönünden işlemin iptaline karar verilebilmesinin, bu kişilerin borçlunun alacaklılardan mal kaçırma ve ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kötüniyetli kimselerden olduğunun ispatlanması şartına bağlandığı- Borçluya ait birden fazla taşınmazın aynı tarihlerde ve tamamen aynı silsile takip edilerek birbiri ardına devredilmesi ile devredilen malların fiilen borçlunun yakınları tarafından kullanılmaya devam edilmesi şeklindeki hayatın olağan akışına aykırı olguların, son devralan kişinin borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bildiğine dair yasanın aradığı açık emareleri tereddütsüz biçimde ortaya koyduğu-

Tasarrufun iptali davası- Ayni hak- Şahsi hak- Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ilişki-

Tasarrufun iptali davalarının ayni hak tesisi amacını taşımayıp alacaklıya yalnızca alacağını tahsil kabiliyeti sunan şahsi bir hak bahşettiği gözetildiğinde, davanın kabulü hâlinde işleme konu malvarlığının iptal ve tescili yerine, alacaklıya münhasıran takibe konu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere haciz ve satış yetkisi verilmesi gerektiği- Borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi arasındaki akrabalık ve ortaklık ilişkisi sebebiyle işlemin kanun gereği mutlak surette iptale tabi olmasında bir isabetsizlik bulunmasa da, ilk derece mahkemesince kurulan hükümde tanınan haciz ve satış yetkisinin salt dayanak takip dosyasındaki alacak miktarı ile sınırlandırılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu-