Bonodan dolayı kısmi borçlu olunmadığının tespiti istemi- Takip konusu bononun teminat senedi olduğu, davalıya verilmesine karşın anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiği yönündeki iddialar yönünden davacı tarafça dosyaya herhangi bir yazılı belge sunulamadığı, dükkan satış sözleşmesinde bonoya atıf olmadığı, davalının bu yönde bir kabulünün bulunmadığı, davacı tarafça dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanılmış ise de üçüncü celsede yemin teklifinden vazgeçildiği, bu durumda senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında bulunan davacı tarafça senedin teminat amacıyla verildiği veya anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususu kanıtlanamadığından menfi tespit davasının reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı-
HMK'nun 396. maddesine göre durum ve koşulların değiştiği sabit olursa talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına karar verilebileceği, bu halde itiraza ilişkin HMK'nun 394/3. ve 4. fıkralarının kıyas yolu ile uygulanacağı belirtilmekle, bahsi geçen yasa maddesinin istinaf başvurusunu düzenleyen 5. fıkrasına atıfta bulunulmaması neticesinde ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına ilişkin kararlar ile bu kararlara yönelik itirazlar neticesi ilk derece mahkemesinin verdiği kararlara karşı istinaf yolunun kapatıldığı-
Dava dışı şirket ile davacı banka arasında kredi sözleşmesi bulunduğu ve kredi borcu nedeniyle dava konusu çeklerin davacıya ciro edildiği, ancak çek üzerinde çekin davacı bankaya rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, dava konusu çeklerin gizli (örtülü) rehin cirosuyla değil, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ile devredildiği, dolayısıyla dava konusu çekin dava dışı şirketin kredi borcuna teminat olarak alınmasının tek başına rehin cirosuna meydan vermeyeceği - Davacı bankanın dava konusu çekleri teminat amacıyla inançlı temlik cirosuyla devralarak hamil olduğu ve bu davada aktif husumet ehliyeti bulunduğu, bu itibarla istinaf mahkemesince esasa girilmeden davanın reddinin doğru olmadığı-
Aleyhine itirazın iptali davası açılan kimsenin, karşı taraf hakkında menfi tespit davası açamayacağı-
Faturaya dayalı menfi tespit ve teminat mektubunun iadesi istemi-
Davacıların icra takibine istinaden haksız yere ödediklerini iddia ettiği tutarın istirdatı istemi- Davalı bankanın icra takibine ve davaya konu olan kredileri .... tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırdığının bilirkişi raporuyla tespit edildiği, kredilerin kullandırılmasında esas alınan genel kredi sözleşmesi ve bu sözleşmeye bağlı cari hesap sözleşmelerinde davacıların kefaletinin bulunmadığı, bu itibarla davacıların söz konusu genel kredi sözleşmesi nedeniyle sorumlulukları bulunmadığı- Davalı banka tarafından dava dışı asıl borçlu şirketten olan alacakları için davacılardan kredi borcunun tahsil edildiği-
Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü davalı alacaklıya ait ise de alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği ispat yükünün davacı borçlu tarafa geçtiği - Dolayısıyla ispat yükü kendisine düşen davacının davaya konu kambiyo senedi sebebiyle davalıya borçlu olmadığını ispat edemediği nazara alındığında, Bölge Adliye Mahkemesince, davalı hakkında ceza mahkemesince verilen beraat hükmünün gerekçelerine ilişkin değerlendirmelerinin sonuca herhangi bir etkisi bulunmadığı-
Bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemi- İlk derece mahkemesince raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için alınan son raporda "senetteki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı" hususunda bir kanaat bildirilemediği, bu nedenle ispat yükü davalıya ait ise de taraflar arasında düzenlenen sulh sözleşmesinde de "...İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile .. aleyhine başlatılan takipte taraflar aralarında anlaşmış olup, takipten doğan 06.02.2013 tanzim tarih 28.02.2015 vade tarih, 850.000,00 TL meblağlı bonodan kaynaklanan borç tamamen kayıtsız şartsız ... tarafından kabul edilmekle takip konusu alacak taraflar arasında protokole bağlanmıştır....." hususunun belirtildiği, davacı hakkındaki takibin 2015 yılında yapıldığı, ödeme emrinin 21.04.2015 tarihinde tebliğ edildiği, sulh sözleşmesinin ise takibin kesinleşmesinden sonra yapıldığı, bu nedenle manevi baskıdan söz edilemeyeceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/04/2022 tarih 2019/(19)11-557 Esas 2022/632 Karar sayılı ilamı)-
Davacının bonodaki imzasının şirkete ait kaşe üzerinde bulunduğu, daha sonra kaşenin sol tarafına şirketin diğer ortağı ve davalının oğlu ............... tarafından ayrı bir imzanın atılmış olmasının davacının kaşe üzerine imza atmış olması nedeniyle şahsi sorumluluğu sonucunu doğurmayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile; davaya konu icra takip dosyası ve takibe konu bono kapsamında davacının, davalıya borçlu olmadığının tespitine, şartları oluşmadığından davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Bononun lehdarı olan ve bonoya dayalı olarak icra takibi başlatan davalıda bononun aslının bulunması gerektiğinden, davalıya bono aslını sunması için ihtaratlı kesin mehil verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bononun incelenemediği ve ispat yükünün davacıda olduğu belirtilerek karar verilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 219 ve 220 nci maddesi ve 2004 sayılı Kanun'un 167 nci maddesinin ikinci fıkrası da dikkate alınarak işlem yapılması gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesinin doğru olmadığı-