Davalı (D)'nin taşınmazı (S)'den satın aldığı 01.12.2009 tarihi itibariyle taşınmazın rayiç değeri 170.000,00 TL belirlenmiş olup, satış senedinde 35.000,00 TL satış bedeli gösterilmiş ise de (D) tarafından sunulan banka dekontlarına göre (E) isimli kişiye dava konusu taşınmazın satış bedeline ilişkin olduğu açıklamaları yazılmak suretiyle toplam 185.000,00 TL gönderilmiş olduğu, davalı (D)'nin borçlu şirket yetkilisini ve kızını tanımadığı, taşınmazın anahtarı kendisine bırakılan site yöneticisi vasıtasıyla emlakı görüp beğendikleri, satın aldıktan sonra tadilat da yaptırdığı, buna göre davalı (D)'nin iyi niyetli 3. Kişi olduğu, ancak muris (B)'nin vergi dairesine borçlu olduğu halde kızı (S)'ye yaptığı taşınmaz mal satışının muvazaalı olduğundan iptal edilmesi gerektiği, (D) ile (S)'nin arasında akrabalık ve iş ilişkisi bulunmadığı gibi alım bedelini banka vasıtası ile ödediği ve iyi niyetli alıcı durumunda olduğu gerekçesiyle davalı (D) aleyhine açılan davanın reddine, davacı vekilinin davalı-3. kişi (S) aleyhine açtığı davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı borçlunun bilinen adresinde tutulan haciz tutanağının İİK 105 inci maddesi gereğince aciz vesikası hükmünde olduğu, dava konusu tasarrufun ise haciz tarihinden geriye doğru 2 yıl içinde yapılmadığı, bu nedenle bedel farkından dolayı iptale karar verilemeyeceği, ancak mahkemece İİK 277, 279 ve 280 maddelerinin hükümde tartışılması gerektiği-
Dava konusu gayrımenkullerin tapuda gösterilen değerleri ve tasarruf tarihlerindeki gerçek değerleri arasında misli aşan bedel farkı bulunmasına rağmen İİK madde 278/2 de belirlenen 2 yıllık haciz süresinin geçmiş olması sebebi ile iş bu madde kapsamı gereğince iptale tabi olmasa da; dava konusu gayrımenkullerin davalı tarafından borçlu ile aralarındaki ticari ilişkiden doğan alacağa karşılık alındığının beyan edilmiş olması karşısında borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının adı geçen davalı üçüncü kişi tarafından bilindiğinin veya bilinmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında İİK 280/1 deki koşulların oluştuğu-
Taşınmaz üzerindeki ipotek bedeli bu şekilde dikkate alındığında fahiş bedel farkının olmadığı- Dördüncü kişi konumundaki davalı yönünden ivazlar arasındaki fahiş fark yeterli olmayıp kötü niyetinin ispatlanmış olması gerektiği, bu davalı yönünden İİK. m. 280/3 hükmünün de uygulama yeri olmadığı- Davalıların davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğunun davacı tarafından somut deliller ile de ispat edilemediğinden davanın reddi gerektiği-
İvazlar arasında önemli oransızlık olmadığı gibi anılan davalılar arasında bir akrabalık olmadığı nüfus kayıtları ile sabit olduğundan her iki davalı yönünden borçlunun mali durumunu bildikleri veya bilmesi lazım gelen kişilerden oldukları davacı tarafından ispat edilememiş olduğundan mahkemece "davanın reddine" karar verilmesi gerekeceği-
Davacı ile davalı borçlu şirket arasında satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiş olduğu, davalı borçlu müteahhit firmanın yaptığı inşaat neticesinde kendi adına alacak taşınmazı 60.000,00 TL bedelle satıldığı, aldığı bedel karşılığında da bononun düzenleneceğinin kararlaştırıldığı, alacağın dava konusu tasarruf tarihinden önce doğduğunun belirlendiği, dava konusu gayrımenkulün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında misli aşan farkın da bulunduğu-
Davalılar arasında baba-kız ilişkisinin bulunduğu ve dava konusu gayrimenkulün düşük bedel ile devredildiğinin anlaşıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davalı borçlunun aciz halinin olmadığı gerekçesi ile tasarrufun iptali davasının usulden reddine karar verilmesinin isabetli olduğu- Taşınmazların devir tarihi itibariyle belirlenen bedelleri ile davalıların bankası vasıtasıyla yapmış oldukları ödemelerde fahiş fiyat farkının bulunmadığı, davalının ortağı olduğu şirket ile dava dışı borçlu şirketin farklı illerde bulundukları aralarında ticari ilişkinin tespit edilemediği, bu nedenle mali durumlarını bilebilecek kişilerden olmadığı gerekçesi ile diğer davalılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
İpotek bedelleri dikkate alındığında ivazlar arasında aşağı doğru önemli bir oransızlık bulunmadığından ve davalı üçüncü kişi ile borçlu arasında akrabalık, yakınlık veya borçlunun mali durumunu bilebilecek kişilerden olduğu da davacı tarafından ispatlanmamış olduğundan "davanın reddine" karar verilmesi gerekeceği- Dava konusu taşınmazın borçlunun ipotek alacaklısı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile satıldığının ve satış bedelinden bir bedelin kalmadığının tesbiti halinde konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, yargılama giderinin haksız olan davacı aleyhine hükmedilmesi, aksi durumda yani satılmadığının tesbiti halinde ise davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
Dördüncü kişi yönünden bedel farkının iptal nedeni olmadığı, kötü niyetinin ispatı halinde bu davalı yönünden de davanın kabul edilebileceği-
