Üçüncü kişi tarafından alınan ödeme yasağı kararı nedeniyle müşteki borçlu tarafından karşılığı bulundurulan çek bedelinin ödenmemesinden dolayı borçlunun çek tazminatından sorumlu tutulmayacağı-
Takip alacaklısının ibraz işlemini muhatap adına vekaleten yaptığı, bu durumda takip alacaklısının aynı zamanda muhatap banka durumunda olmadığı, ayrıca muhatap olduğu kabul edilse bile takip alacaklısının birden fazla şubesi olması nedeniyle başka şubeye ibrazda TTK. mad. 789.'daki istisna nedeniyle makbuz hükmünde sayılamayacağı, geçerli bir ibraz bulunduğundan ve alacaklı yetkili hamil olduğundan takip yapmasında yasaya aykırılık olmadığı-
Takip talebi ve ödeme emrinde TTK. 783/3'e uygun olarak “%10 çek tazminatı talebi yalnızca çek keşidecisine yöneliktir.” ibaresine yer verildiğine göre, lehtar ciranta borçlunun bu yöndeki itirazının reddi gerekeceği-
Takip talebi ve ödeme emrinde, çek tazminatı sadece keşideciden talep edildiğine göre lehtar ciranta borçlunun çek tazminatına ilişkin itirazının kabulünün isabetsiz olduğu-
Bononun arka yüzündeki ciro silsilesindeki bozuklukların lehtar ile keşideci arasındaki ilişkiyi etkilemeyeceği- HMK. mad. 297/1-e uyarınca hükümde, “gerekçeli kararın yazıldığı tarihin” yer almasının zorunlu olduğu-
Çek tazminatının sadece keşideciden talep edildiğine göre lehtar ciranta borçlunun çek tazminatına ilişkin itirazının kabulünün isabetsiz olduğu-
Yetki sözleşmesi, ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında yapılabileceğinden ve gerçek kişi olan tarafların tacir olduklarına ilişkin bir belge dosyada bulunmadığından söz konusu yetki sözleşmesinin geçerli olmadığı-
İİK. mad. 169/a-6 uyarınca, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklının, kötü niyetli kabul edileceği- 17.07.2003 gün ve 4949 sayılı Kanun’un 46. maddesi ile yapılan değişiklikten önce hem alacaklı hem de borçlu için tatbiki gereken tazminat oranı yüzde kırk iken, bahsi geçen bu yasa değişikliğinden sonra alacaklı için oranın yüzde yirmiye düşürülmesine rağmen borçlu için yüzde kırk olarak aynen bırakılmış olduğu ve daha sonra 02/07/2012 gün ve 6352 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle borçlu için de bu oranın yüzde yirmi olarak alacaklıyla eşitlenmiş olduğu- Alacaklı (davalı) tarafından borçlu (davacı) aleyhine yapılan takibe konu bonoda tahrifat yapıldığı bilirkişi raporuyla belirlendiğinden; takipte kötüniyetli olduğu anlaşılan alacaklının, fazladan talep ettiği asıl alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminatla sorumlu tutulması gerektiği-
Borcun yenilenmesinin ancak tarafların bu yöndeki açık iradeleri ile mümkün olduğu, mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması durumunda tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmayacağı- Davalının ödeme emri kendisine tebliğ edilmeden önce davacıya 500,00 TL nakit ödeme yaptığı, ayrıca takipten sonra fakat itirazın iptali davasından önce davacıya borcuna karşılık çek verdiği uyuşmazlıkta, borcun yenilenmesinden söz edilemeyeceği- Çek verilmesi ödeme sayılmadığından vadeyi uzatmasının mümkün olmadığı, borcun bir kısmı için verilen ve ödenip ödenmeyeceği belli olamayan ileri tarihli çek yönünden de davalı borçlunun itirazın iptali davası açılmasına sebebiyet verdiği, her dava açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanacağından borcun çek verilen kısmı içinde davalı yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu olup, yargılama aşamasında ödenen çek bedeli nedeniyle bu kısım yönünden davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığı- "Borca karşılık verilen ileri tarihli çekin vadeyi uzatacağı bu nedenle davacı alacaklının çekin karşılığı olan miktar yönünden çeki keşideciye iade etmeden temel ilişkiye dayanak takip yapamayacağı, zira borca karşılık verilen ileri tarihli çekin ifa yerine değil, ifa uğruna edim olduğu" görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
