Kira ilişkisi kurulduktan sonra alınan taahhütnamenin kiracının serbest iradesini yansıttığının kabul edileceği- "Taahhütnamede yer alan tarihlerin sonradan doldurulduğu" iddiasını ispatla yükümlü olan davalının bu hususta yazılı tahliye taahhütnamesi ile aynı kuvvette delil sunamaması karşısında hukuken geçerli tahliye taahhütnamesi doğrultusunda tahliliye karar verilmesinin yerinde bulunduğu- "Kira sözleşmesinin ekiymiş gibi imzalatılan belgenin aslında bir tahliye taahhütnamesi olduğunun ve şirketin Türkçe bilmeyen yabancı yetkilisinin iradesinin fesada uğratıldığının sonradan öğrenildiğini, işlemin yapıldığı dili bilmeyen tarafın işlemin içeriğini anlamasının mümkün olmadığı gibi sağlıklı bir iradeye de sahip olamayacağı, kira bedeli artışı için silah olarak taahhütnamenin kullanıldığını ve bu hususun e-mail yazışmalarından anlaşılacağını, kira süresi bitmeden tahliye taahhüdü imzalanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu" ileri süren davalı vekilinin temyiz isteminin reddi gerektiği-
Asıl davada eser sözleşmesine dayalı eksik ve ayıplı iş bedelinin tahsili, birleşen ... sayılı dosyada eser sözleşmesine dayalı bakiye alacak için başlatılan icra takibine itirazın iptali, birleşen ..sayılı dosyada ise faturalara dayalı başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemi-
6. HD. 29.09.2025 T. E: 55, K: 3139
Davacının iş bedeli bakiye alacağını ispat ettiği, buna karşılık davalı yanca ödeme iddiasının ispat edilemediği anlaşılması karşısında davalının itiraz ve iddialarının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile İcra Dairesinin takip dosyasında davalının itirazının iptaline, takip konusu alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, alacağın varlığı ve miktarı yapılan yargılama sonunda keşfen belirlendiğinden likit olmayan alacakla ilgili davacı vekilinin "icra inkâr tazminatı talebinin reddine" karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı-
Bölge adliye mahkemesinin yerel mahkeme kararını kaldırarak esastan yeni bir hüküm kurduğu hallerde, Yargıtay’ın bozma kararı sonrası dosyanın HMK m. 373/2 uyarınca BAM’a gönderilmesi gerektiği; Yargıtay ilamındaki maddi hata nedeniyle dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilerek orada verilen kararın "yok hükmünde" sayılacağı ve ortadan kaldırılması gerektiği-
Somut olayda, hem yüklenici tarafından açılan asıl dava hem de taşeron tarafından açılan birleşen dava birleştirme kararına rağmen, bağımsızlıklarını koruyacağından, her dava ayrı ayrı değerlendirilip sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, asıl davada yüklenicinin alacak talebinde bulunduğu gözardı edilerek bilirkişilerce kesin hesap yapılmasından dolayı yüklenici alacağının taşeron alacağından kesin hesap hakedişinde mahsubu suretiyle asıl davada yazılı şekilde ret hükmü kurulmasının doğru olmadığı, bu durumda mahkemece, asıl davada talep edilip de bilirkişilerce kesin hesap hakedişinde yüklenici alacağı olarak hesaplanan şantiye harcamaları 19.721,35 TL ve % 3 saha giderleri katılım payı 35.354,75 TL olmak üzere toplam 55.076,10 TL + %18 KDV = 64.989,79 TL alacağın birleşen davada taşeron alacağından mahsup edilmemesi, şantiye harcamaları ve saha giderleri katılım payı alacakları olan toplam 64.989,79 TL üzerinden asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Ana para ipoteğinde, taraflar arasındaki temel ilişkiden doğmuş bulunan bir alacağın teminat altına alındığı - Temel borç ilişkisinin geçersiz olması dolayısı ile alacak doğmadıysa, yapılan tescilin, görünürdeki alacaklı lehine bir rehin hakkını doğurmayacağı – Tapudaki tescilin alacağı doğurmayacağı ve alacağın varlığı için bir delil teşkil etmeyeceği - Rehinli alacaklının, rehin hakkını kullanmak için kişisel alacağını da ispat etmesi gerekeceği – Bu konuda açılmış olan itirazın iptali davasında ispat yükünün davacı – alacaklıda olduğu-
Müteselsil kefil aleyhine başlatılan itirazın iptali davasında; alacağın banka kayıtlarına intikal tarihi yerine gerçek temerrüt tarihinin esas alınması gerektiği ve hüküm fıkrasında asıl alacak miktarının açıkça belirtilmemesinin infazda tereddüt yaratacağı-
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kesin karara karşı yapılan "yargılamanın iadesi" talebinin, miktar itibarıyla kesinlik veya temyiz kabiliyeti yokluğu gerekçesiyle bir "ek karar" ile reddedilemeyeceği; bu talebin HMK m. 375 vd. uyarınca ayrı bir hukuki süreç olarak değerlendirilip incelenmesi gerektiği-
Şirket ortakları arasındaki paylaşım protokollerine dayalı alacak davasında; davalının takas-mahsup savunmasına konu ettiği hesap kartlarının ticari defter niteliğinde olmadığı gerekçesiyle reddi yoluna gidilmişse de, davacının söz konusu kartların bir kısmında parafının bulunduğunun anlaşılması karşısında, kart asılları üzerinden yapılacak inceleme ile bu kayıtların takas-mahsup edilebilir nitelikte olup olmadığı saptanmadan eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğu-
