Dava dayanağı olan icra takip dosyasında İİK'nun 105. maddesinde belirtildiği şekilde borçlu davalı şirketin adresinde yapılmış bir haciz bulunmadığı gibi İİK'nun 143.maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmadığı - Her ne kadar davalı borçlu şirketin kredi sözleşmesinde belirtilen adresinde haciz yapılmış ise de, bu adreste başka bir şirketin faaliyet gösterdiği, bu şirketin faaliyet gösterdiğine ilişkin olarak vergi levhası ile kira sözleşmesinin sunulduğu, yani davalı borçlu şirketin bu adresle bir ilgisi kalmadığı, davalı borçlu şirketin ticaret siciline kayıtlı olan adresinde ise haciz yapılmadığı - Bu durumda, davalı borçlu şirketin aciz hali ispatlanmamış olduğundan davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Borcun doğum tarihinin taraflar arasında yapılan ilk sözleşme tarihinin 27.02.2009 tarihi olduğu, alacağın gerçek olduğu ve takibin kesinleştiği, tasarrufun bu tarihten sonra 13.01.2016 tarihinde yapıldığı- Dava konusu taşınmazı devralan davalı üçüncü kişinin taşınmazı devreden davalı borçlu şirketin yetkilisi ile evli olduğu ve İİK m. 280/1 gereğince borçlu şirketin mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğu-
Davacının alacağını ihtiyati haciz konulan taşınmazların satışından tahsil etme olanağı bulunduğundan dolayı davacının ihtiyati haciz konulmak suretiyle icrayı haciz aşamasına geçilmesi olanağı bulunan taşınmazları sattırıp paraya çevirme olanağı varken, tasarrufun iptali davasını açmakta hukuki yararı bulunmadığı - Tasarrufun iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmayan davacının yargılama giderinden ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerektiği-
Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği- Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edildiği- Bu karinenin, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunun ispatla çürütülebileceği- Dosya içerisinde dinlenen tanık beyanlarına göre; davalıların iş yeri komşusu olduğunun belirtilmesine, dosya içerisinde yer alan belgelere göre de dava konusu gayrımenkulün Organize Sanayi Bölgesinde bulunan bir iş yeri olmasına, davalı borçlunun iştigal alanı ile davalı 3. kişinin ortaklığı bulunan dava dışı şirketin aynı sektörde faaliyet gösterdiğinin ve davalı borçlunun ticari işletmesini İİK madde 280/3 hükmüne uygun devretmediğinin de anlaşılmış olduğundan mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Dava dayanağı takip dosyasında İİK'nun 105 inci maddesinde belirtildiği şekilde borçlunun adresinde yapılmış bir haciz bulunmadığı gibi İİK'nun 143 üncü maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmadığı, bu durumda, davalı borçlunun aciz halinin ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın ön koşul yokluğundan reddine, yapılan yargılama giderlerinin davanın açılmasında haksız olan davacı üzerinde bırakılmasına karar verileceği-
Uyuşmazlığın, TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu- Devir bedeli ile gerçek bedel arasında fahiş fark olduğu, taşınmazın davalı N. tarafından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamından hemen sonra davalılara devredilmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı N.'nin söz konusu taşınmazı devretmiş olmasına rağmen devir tarihinden öncesinde, sonrasında ve halen oturmaya devam ettiğinden "davanın kabulüne" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
2004 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin 2 ve 3 üncü fıkrası uyarınca bir ilam hükmü icra edildikten sonra, bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icranın tamamen veya kısmen eski haline iade olunacağının ve üçüncü şahısların hüsnü niyetle kazandıkları haklara halel gelmeyeceğinin hüküm altına alındığı, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; icra takip dosyasına konu borcun davalı 3.kişi ............... tarafından cebri icra tehdidi altında yapılıp yapılmadığının araştırılması gerekeceği, böyle bir durumun varlığı halinde davalının davayı konusuz bırakan bir ödemesinden söz edilemeyeceği- İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı ............. vekili ve diğer davalı ............ vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davacı tarafın istinaf başvurusu bulunmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilirken, davalı ............ vekili ve diğer davalı .............. vekilinin istinaf başvuruları hakkında inceleme yapılmadığının anlaşıldığı, davalı ............. vekili ve diğer davalı ............... vekilinin istinaf başvurusu hakkında HMK’nın 359/1-2. hükümlerine uygun şekilde değerlendirme yapılmadan karar verilmesinin doğru olmadığı-
Uyuşmazlığın, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu- Davalının dava konusu meskeni satın aldıktan sonra aidatlarını ödediği, elektrik su aboneliklerini adına aldığı, davalılar arasında akrabalık, arkadaşlık, tanıdıklık ilişkisinin bulunmadığı, davalının borçlunun mali durumunu ve ızrar kastını bilecek kişilerden olduğunun ispat edilmediği, gerçek satış ile tapuda gösterilen değer arasında misli bir fark olmadığı anlaşıldığından, davalı hakkında verilen " tasarrufun iptali davasının reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Uyuşmazlığın, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu-
Davalı borçlunun murisi tarafından noterde düzenleme şeklindeki vasiyetname ile bankalardaki hak ve alacaklarının devrine ilişkin tasarrufların borçlunun miras payı olan 1/3 oranında davacının haciz ve satışını isteyebilmesine karar verilmiş ise de, davacı vekili tarafından davalı borçlunun murisi adına bankada bulunan paranın davalı borçlunun miras payı olan 1/3 oranında davalıya ödendiği, bankada murisin parasının kalmadığı iddia edilmiş olup, böyle bir durumun varlığı halinde verilen kararın infaz kabiliyetinin mümkün olmayacağı, bu nedenle bu miktar için davalı aleyhine tazminata karar verilmesi gerekeceğinden, öncelikle borçlunun murisi 'ın belirtilen bankada ne kadar parası olduğunun ve vasiyetname gereğince davalıya ne kadar ödeme yapıldığının tespit edilerek ödeme yapıldığının anlaşılması halinde yapılan ödeme miktarının davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği-