Davacı alacaklı ile davalı borçlu arasındaki alacak - borç ilişkisinin davaya konu araç satışından kaynakladığı- Bu sebeple icra takibine konu 30.07.2015 düzenleme 20.06.2016 vade tarihli bononun düzenlendiği- Bononun ödenmemesi üzerine davacı tarafından borçlu hakkında icra takibinin başlatıldığı- Buna göre borcun doğumunun ve borçlu hakkında yapılan icra takibinin tasarruf tarihinden önce olduğu- Takibin kesinleştiği ve borçlunun adresinde İİK'nun 105 inci maddesinde tanımını bulan şekliyle aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağının düzenlendiği - İlk Derece Mahkemesinin davaya konu aracın davacı ve davalı arasında birden fazla kez devir ve tescil edildiği, takibe konu senedin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğu, davacı tarafın ve davalının devir konusunda iyi niyetli olmadıkları gerekçesine katılma imkanı bulunmadığı- Öte yandan davalı borçlu davalı ile dava konusu aracın devredildiği diğer davalı şirketin benzer ticari alanda faaliyet gösterdikleri, dava konusu tasarrufun "C" plakalı servis aracı devrine ilişkin olduğu anlaşıldığı- Mahkemece borçlunun ticari işletmesine dahil olan bu nitelikte başka araçlar olup olmadığı araştırılarak, dava konusu araç devrine ilişkin bu tasarrufun; İİK’nun 280/son maddesi gereğince, ticari işletmenin mühim bir kısmının devri niteliğinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Davalı firmanın dava konusu taşınmazın bedelini X firmasına ödeyerek satın aldığı, buna ilişkin satış bedelini davalı firmaya ödediği, paranın iade edildiği iddiasının ispat edilemediği, bilirkişi raporu ile taşınmazın davalı firmaya devir tarihi itibariyle tespit edilen değeri ile tapudaki resmi satıştaki devir bedeli arasında çok fazla bir farkın bulunmadığı, devirlerin yapıldığı şirketlerin birbirleriyle bağlantısının bulunmadığı, birbirlerinden bağımsız şirketler olduğu, tüm bu nedenlerle yapılan satış işleminin muvazaalı olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir...
Dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış işlemlerine konu değeri arasında fahiş oranda farklar bulunduğu, davalılar arasında akrabalık bağının bulunduğu, icra takibinin kesinleştiği, davalı borçlu hakkında geçici aciz vesikasının bulunduğu, ve bu haliyle davaya konu edilen taşınmaz satışlarının mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığının davacı tarafça ispat edildiği-
Tasarrufun iptali istemine ilişkin olan davada, harcın dava değeri tasarrufa konu taşınmazın tasarruf tarihindeki değeri ile takip çıkışı alacak miktarından hangisi düşük ise düşük olan tutardan ibaret olduğu- Mahkemece davacı yandan başvuru harcı ve nisbi peşin harç alınmadan davanın bitirilmesinin doğru olmadığı- Davacının yargı harçlarını ödeme yükümü altında olduğu anlaşıldığına göre, eksik peşin nispi karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça eldeki davaya devam etme olanağı bulunmadığı- Aksi halin kabulünde, harç kaybı yanında, istinaf ve temyiz sınırlarına göre tarafların kanun yoluna başvuru hakkının elinden alınmasına neden olacağından hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğuracağı-
Mirasçıların yaptıkları rızai taksim sözleşmesi ile dava konusu taşınmazdaki davalı borçlu hissesinin, önce dava dışı diğer mirasçıya sonrasında da davalı gösterilen (dördüncü) kişiye devredildiği anlaşıldığından, davalı borçlu ile dava dışı diğer mirasçı arasında İİK m. 282. gereğince zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu gözetilerek bu (üçüncü) kişinin de davaya dahil edilerek tasarrufun iptali davası yönünden taraf teşkilinin sağlanması gerektiği-
İtirazın iptali talebinin reddine ilişkin kararın kesinleştiği, başka bir ifade ile davacının anılan icra takibine bağlı olarak alacaklı olmadığı, bu haliyle tasarrufun iptaline ilişkin dava şartının somut olayda mevcut olmadığı ve ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu - Bununla birlikte davalı vekilinin ihtiyati haczin kaldırılmasına ilişkin talebin ise İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmesi gerektiği-
Davalının borçlandırıcı işlemden sonra ödeme güçlüğü içinde olduğu, ödeme emrinin kendisine tebliğ tarihi olan 18.07.2017 tarihinden üç gün sonra 21.07.2017 tarihinde taşınmazını davalı ......'ye devrettiği, taşınmazın gerçek rayiç değeri ile tapudaki satış bedeli arasında misli fark olduğu, ödemeye ilişkin ibraz edilen 21.07.2017 tarihli 70.000 TL tutarındaki dekontun taşınmazın satış tarihindeki gerçek bedelini karşılamaya yetmediğini, davalı ......'in satmış olduğu taşınmazda oturmaya devam ettiği, her ne kadar davalılarca buna ilişkin kira sözleşmesi ibraz edilmiş ise de, adi yazılı nitelikteki bu belgenin her zaman düzenlenmesi mümkün olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Tapudaki değer ile işlem tarihi için belirlenen gerçek değer arasında, mislini aşan fark bulunduğu ve F'nin borçlu R'nin eşi olduğu, dosyaya celp edilen ve eski adresleri de gösteren mernis kayıtlarına göre, karı koca olan davalı-borçlu ve davalı- 3. kişiler ile davalı- 4. kişi E'nin 2007-2014 yılları arasında aynı sitede oturdukları, yani komşuluk yaptıkları, ayrıca, duruşmada dinlenen kendi tanıklarının beyanına göre arkadaş oldukları, buna göre davalı E'nin borçlunun mali durumunu bildiğinden, davalılar arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesi gerektiği-
Dava konusu markaların borcun doğumundan sonra, borçlular ile organik bağ içinde olan diğer bir şirkete devredildiği, devirden sonra üçüncü kişi şirketin markayı kullanmadığı, dava dışı bir başka şirkete lisans yoluyla kullandırdığı - Markaların koruma sürelerinin dolduğu, üçüncü kişinin korumayı yenilemediği, bu hali ile mali değerinin çok düşmüş olduğu olguları birlikte değerlendirildiğinde, marka devrinin ticari kar amacının dışında sadece borçlunun alacaklılarından kaçırma amacı ile muvazaalı olarak yapıldığının anlaşıldığı, bu nedenlerle, davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği-
