Kadastro mahkemesinin kesinleşen hükmü ile M.H. adına tesciline karar verilen 3518 parselde teknik bilirkişinin 09.05.2003 tarihli raporunda (a) harfi ile belirtilen 385 m2'lik bölümünün müdahile ait olduğunun belirlendiği gerekçesiyle bu kısma yönelik davanın kabulüne karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı, ancak 3518 parselin (a) harfi ile belirtilen bölümü dışında kalan bölümünün (521m2lik bölüm) gerek eldeki davanın konusu olmadığı gerekse de Dairenin 01.11.2010 gün 2010/3947-5199 Esas ve Karar sayılı bozma kapsamı dışına çıkılarak, kadastro mahkemesi yargılaması sonucunda Hazine adına tesciline karar verilip kesinleştiği halde, bu bölümün de M.H. mirasçıları adına tesciline karar verilmiş olmasının doğru olmadığı, her ne kadar Hazine dava konusu edilen taşınmaz bölümü yönünden taraf değil ise de tapu sicilinin doğru esaslara dayanmasının ve düzgün tutulmasının Devlet'in sorumluluğu altında ve kamu düzeni gereği olduğu, diğer bir deyişle tapu sicilinin düzenli tutulmasına dair kararların kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle kendiliğinden göz önünde tutulması gereken hususlardan olduğu-
Oluşan bir sicil kaydının korunabilmesi bakımından, illetini teşkil eden geçerli bir sebebin olması gerekeceği-
Taşınmazın resmi senedinde davacı taraf bulunmadığından, dava dışı üçüncü kişiden alınarak davalı adına tesciline ilişkin yargılamada satış bedelinin davacı tarafından ödendiği iddiasının, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline imkan vermeyeceği-
İ. sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresinin on yıl olarak kabul edildiği-
Davacı tüketici, yüklenicinin temlikine dayalı tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğundan o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin tüketici mahkemesinde görülmesinin, aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılmasının yasadan kaynaklanan zorunluluk olduğu-
Somut uyuşmazlığın çözümü için, kayda işlenen vakfın mukataalı veya icareteynli vakıflardan olup olmadığının veya miri arazilerde mukataalı hayrata tahsis edilmeyen ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının saptanmasının gerekeceği-
Dava konusu taşınmaz imar uygulaması ile “Resmi kurum alanı” olarak ayrıldığından taşınmazın davacı adına tescili imkanı bulunmadığından tapu iptali ve tescil isteğinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı-
Mahkemece, düzenleme ortaklık payı düşüldükten sonra kalan miktarın davacılar adına paylı olarak tescili gerekirken bozma ilamına aykırı olarak taşınmazın tamamının tesciline karar verilmesinin doğru olmadığı-
Dava konusu taşınmazların karşılıklı trampasının, resmi biçim koşuluna uyularak yapılmadığından geçersiz olduğu-
Tescile karar verilebilmesi için arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenici tarafından arsa maliklerine karşı üstlenilmiş olan edimlerin yerine getirilmiş olmasının gerekeceği, yüklenici ve yükleniciden alacağı temlik alan davacının, inşaat sözleşmesinden doğan edimlerin yerine getirilmesi ile yükümlü olduğu-