Dava konusu taşınmazın keşif tarihine göre en az 25-30 yıldan beri tarımsal faaliyete konu olmadığı ve davacının zilyetlik iradesinin varlığına dair herhangi bir emareye de rastlanmadığından iradi terk unsuru nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekeceği-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanun’da yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Dava açıldıktan sonra davalı, dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde; davacı taraf seçim hakkını kullanarak, dilerse temlik eden ile olan davasından vazgeçerek davaya devralan kişiye karşı devam edebileceği, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebileceği-
Tapu iptali ve tescil davasında; davacı vekillerini azlettiği halde vekillerden birinin taşınmazı oğlu olan diğer davalıya satış suretiyle devrederek vekaletsiz iş gördüğünü ileri sürmüş olup; ağır ceza mahkemesinde davalı vekiller hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yağma, kişileri hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından dava açılmış olduğundan bu davanın bekletici mesele yapılması gerekeceği-
Dava konusu taşınmazları çevresiyle birlikte bir bütün olarak ele alıp aynı kapsamda değerlendirmenin mümkün olduğu, o halde, 2863 sayılı Kanunda 22.05.2007 tarihinde 5663 sayılı Kanunla yapılan değişiklik mutlak manada birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarıyla birinci ve ikinci derece arkeolojik alanların dışındaki taşınmazların zilyetlik yoluyla kazanılacağı anlamına gelmeyeceği-
Yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, aksi takdirde tazminat isteği-
Dava konusu taşınmaz bölümünün, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesinin ve ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’nın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesinin gerekeceği-
Davanın miras payına dayalı pay iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğu, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunmadığı, şöyle ki; 20.01.2010 tarihli oturumda, kayıt maliki Hazine ile gerçek kişilerin davaya dahil edilmesi ve taraf teşkilinin sağlanması için davacı tarafa 30 günlük kesin süre verilmesine, davacının mazeret bildirmesi nedeniyle kesin süre ve sonuçlarının meşruhatlı olarak davacıya tebliğine karar verildiği, davetiye 27.01.2011 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş ise de, davetiyeye kesin süre ve sonuçlarını hatırlatan herhangi bir meşruhatın düşülmediği, o halde; mahkemece verilen sürenin HUMK.nun 163. maddesinin (6100 sayılı HMK.nun 94.m.) hükmüne uygun olduğundan söz edilemeyeceği-
Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağı-
Davacı kadastro tespit tarihinden önceki satışa dayandığına, eldeki davanın açıldığı tarihte, dava konusu yer Kadastro Mahkemesi’nde davalı olduğuna, teknik bilirkişi raporunda F harfiyle gösterilen ve 109 ada 169 parsel numarası alan taşınmaz hakkında henüz tapu kaydı oluşmadığına, Kadastro Mahkemesi tarafından bu yerle ilgili herhangi bir tescil kararı verilmediğine göre uyuşmazlığın çözümünde Kadastro Mahkemesi’nin görevli olduğu hususunda duraksamamak gerekeceği-
