Bonoya dayalı menfi tespit davasında; senedin rakam hanesindeki "600.000.000" ibaresinin eski TL dönemine ait olduğu veya açığa atılan imzanın anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının HMK uyarınca yazılı delille ispatlanması gerektiği, TTK m. 676/1 uyarınca rakam ve yazı arasındaki farkta yazıya itibar edileceği ve davacının bu iddialarını kesin delille kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği-
İcra dosyasına konu senetler nedeniyle açılan menfi tespit davasının arabuluculuğa tabi olduğu ve arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verileceği-
İflasın ertelenmesi sürecinde ipotekli taşınmazın satışı ve bankalar arası alacak temliki uyuşmazlığında; mahkemece ipoteğin fekki ve temlikin geçerliliği tartışılmış olsa da davacının "borçlu olmadığının tespiti" (menfi tespit) talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmamasının ve yargılama sırasında gerçekleşen yeni temlik işleminin taraf teşkili yönünden değerlendirilmemesinin usul ve yasaya aykırı bulunarak kararın bozulması gerektiği-
Bonolara dayalı menfi tespit davasında; dava değeri üzerinden eksik harcın tamamlatılmaması, yargılama sürerken davacı şirketin sicilden terkin edilmesi nedeniyle taraf ehliyetinin kaybolması ve dava konusu senet asıllarının dosyada bulunmaması nedenleriyle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği-
Bonoda bedelsizliği veya teminat iddiasını savunan borçluya karşı; alacaklının senedin veriliş nedenini dosyadaki maddi gerçeklerle ve tarihlerle çelişecek şekilde açıklaması durumunda, ispat yükünün alacaklıya geçeceği ve bu iddiasını kanıtlayamayan alacaklının takibinin iptali gerekeceği-
Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığı- Ancak bu amaç için ve davalı üçüncü kişinin alacağın gerçek olmadığı yönünde bir iddiası olması gerektiği gibi bu iddianın somut olgulara dayandırılması gerektiği- Her soyut iddia için tasarrufun iptali davasına bakan hakimi, alacağın var olup olmadığını ticaret hukuku ilkeleri içerisinde bir menfi tesbit yargılaması gibi araştırma zorunluluğunu doğurmayacağı- Öncelikle, davalı üçüncü kişinin alacağın gerçek olmadığı iddiasının gerisinde alacaklı ve borçlunun anlaşma ile böyle bir borcu yaratabileceği yönünde ciddi şüphe uyandıran verilerin sunulması gerektiği- Davalı üçüncü kişi tarafından alacağın gerçek olmadığı yönünde bir iddia ileri sürülmediği gibi cevap dilekçesi dahi sunulmamış, takip dosyasındaki hacizlerde üçüncü kişilerin istihkak iddiaları ile karşılaşılmış, davacı alacaklı ile borçlunun anlaşarak bir borç ilişkisi ve devamında takip yarattıkları gibi bir durumun bulunmadığı anlaşılmış olduğundan, bu olguların ötesine geçilerek tasarrufun iptali davasında davacı alacaklının alacağının gerçek olduğunu ispatla sorumlu tutulmasın davacının adil yargılanma hakkını ihlal edeceği-
Çekin davacı ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki nedeniyle davacının şirketten alacağı ürünler nedeniyle doğabilecek borcuna karşılık verildiğinin, davalı ve şirketin faktoring sözleşmesinin tarafı olup aynı yerde faaliyet gösterdiklerinin, müteselsil kefil olan şirket ortaklarının aynı kişiler olduğunun, sözleşmenin her iki şirket adına aynı yetkili kişi tarafından imzalandığının, davalı faktoring şirketince senedi düzenleyen ve diğer ilgililer açısından da borcun varlığı bakımından teyit işlemleri yapıldıktan sonra olumlu bir sonuca varılması halinde faktoring işlemi yapılması gerektiği halde bu işlemin yapılmadığı-
Şirket gayrimenkullerinin, bir ortağın şahsi borcu için teminat (ipotek) gösterilmesinin "mutat (olağan) işler" dışında kaldığı; bu tür olağanüstü işlemler için mülga 6762 sayılı TTK m. 165 uyarınca "ortakların ittifakı" (oy birliği) şartının aranması gerektiği-
Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı, toplanan delillere göre davacının dava takibi değil davadan önce müvekkili ile diğer taraf arasında uzlaşma işlemlerine ilişkin hizmet verdiğinin anlaşıldığı, davacının vekil olarak düzenlediği protokolün davalı tarafından imzalanmış olmasına rağmen dava dışı şirket tarafından imzalanmadığı dolayısıyla söz konusu protokolün dava dışı uzlaşma belgesi olarak kabul edilemeyeceği-
İki ortaklı ve her iki ortağın münferiden (tek başına) temsile yetkili olduğu limited şirketlerde; bir müdürün açtığı davadan diğer müdürün feragat etmesi durumunda ortaya çıkan "menfaat çatışması" nedeniyle şirkete temsil kayyımı atanması gerektiği-
