İcra mahkemesi kararlarının ilgili olduğu icra takibi bakımından kesin hüküm oluşturduğu ve takibin devamı için gerekli olduğu göz önüne alındığında şekli anlamda kesinleşen karara karşı temyiz kanun yolunun açılmasının alacaklının alacağına kavuşmasını geciktireceği için hak arama özgürlüğünü zedeleyeceği- İcra mahkemesinin itirazın kaldırılması istemlerini, icra takibinin gerektirdiği hızı dikkate alarak icra ve iflas hukukunda düzenlenen güçlü delillere dayalı olarak incelenip karara bağlanması usul ekonomisi ilkesinin, bu ilke de adil yargılanmanın bir gereği olduğu- Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf dilekçesinin süre aşımından reddi kararı usule ilişkin nihai karar olup, İİK'nın 365. maddesinin son fıkrası uyarınca bu karar tarihinde itirazın kaldırılması ve tahliye kararına ilişkin icra mahkemesi kararı ile birlikte Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin süre aşımından reddine ilişkin kararının şekli anlamda kesin hüküm niteliğinde olduğu- İcra mahkemesinin itirazın kaldırılmasına ilişkin kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, borçlunun genel mahkemelerde İİK'nın 72. maddesine göre menfi tespit davası açarak takibi durdurma hakkı bulunduğundan bu bağlamda da mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceği- Tefhimin yasaya uygun olmaması sebebiyle tefhime göre kanun yolu süresinin başlangıcından söz edilemeyeceği, kanun yolu süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlaması gerektiği, mahkemeye erişim ve hukuki dinlenilme hakkının kamu düzeninden olduğu,bu ilkelerin kanun yolu olan istinaf veya temyizde re'sen dikkate alınması gerektiği görüşünün doğru olmadığı-
Bilirkişi kurulu raporunda; imzaların borçluların eli ürünü olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurulu raporunda ise; imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiği, imza aidiyetinin tespit edilememesine rağmen alacaklının yeniden rapor talebinin bulunmadığı, imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun kesin olarak saptanamadığından borçlunun imza itirazının kabulü gerektiği-
Yargılama aşamasında davalı tarafın tazminat talebi olmadığı, alacaklı aleyhine tazminata hükmolunma şartları oluşmadığı, bu nedenle borçlu (davalı) lehine tazminata karar verilmesi isabetsiz olduğu-
Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasının -işin ivediliği ve niteliği nedeniyle İİK 366 uyarınca- mümkün olmadığı-
İcra müdürlüğünün alacağın zamanaşımına uğradığından bahisle icra emri düzenlenmesi talebinin reddedildiği, alacaklının söz konusu müdürlük kararının iptali talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin kabulüne dair verilen kararın borçlu tarafından temyiz edildiği, uyuşmazlık konusu değerin temyiz kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesi ile temyiz dilekçesinin reddine karar verildiği-
Temyiz incelemesinin murafaalı yapılmasının reddi gerektiği (5311 s. K.'la değişik İİK. mad. 366)-
Alacaklının üzerine atılı sahtecilik suçundan beraat ettiği görüldüğü, alacaklının, sahtecilikten ceza verilen senet lehtarı ile fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiği yönünde kötü niyet ve ağırkusuru ispat edilemediği, alacaklı bonoyu ciro yoluyla elde eden hamil olup senedin lehtarı konumunda olmadığından senetteki tahrifatı bilebilecek konumda olmadığı, bu durumda borçlu lehine kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği-
Takibe dayanak çekin konu edildiği davacılar tarafından davalı bankaya karşı açılmış bulunan menfi tespit davasında çeklerin bedelsiz kalıp kalmamasının iyi niyetli davalı banka yönünden çeklerin bir ödeme vasıtası olduğu sonucunu değiştirmeyeceği, dava konusu çekler dava dışı şirket tarafından davalı bankaya ciro ve teslim edildiğini, her iki davacı şirketin müşterek imza yetkisi tanıdıkları ve bu yöndeki kararın ticaret sicil gazetesinde yayınlandığı davacı şirketlerin üzerilerindeki keşide tarihi yaklaşmakta olan çeklerden doğacak borçlarından haksız şekilde kurtulmak çabasıyla şirketlerini münferit temsilden müşterek temsile dönüştürmüş oldukları,davacılar tarafından açılmış bulunan menfi tespit davasının gerekçesi doğrultusunda hükmün kesinleştiği-
İcra takibine dayanak ilamın borçlu lehine esastan bozulması üzerine takas talebine konu bir alacak bulunmadığı ve takas mahsup talebinin reddinin gerektiği-
Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili talebiyle açılan davada yapılan yargılama sonucunda kamulaştırma bedelinin tespitine karar verildiği, ilk kararın verildiği tarihe kadar yasal faiz işletilmesine, daha önce depo edilen bedel dikkate alınarak davalılardan alınarak davacıya ödenmesine şeklinde hüküm kurulduğu-