İcra takibine itiraz üzerine, aynı alacak için tüketici hakem heyetine başvurulduğu, heyetin başvurunun reddine karar verdiği ve bunun üzerine tüketici hakem heyeti kararına karşı itiraz yoluna başvurulduğu, itiraz yoluna başvurulduğu sırada devam eden dava olmadığından derdestlik olmayacağı, icra takibi yapılmasının alacak davası açılmasına engel teşkil etmediği- Mahkemece, "2025 yılı itibarıyla 149.000,00 TL altındaki uyuşmazlıklar için, davacının hem İcra ve İflas Kanunundaki haklarını kullanabileceği hem de hakem heyetlerine başvuru yapabileceği, her iki yasal imkânın birbirine derdestlik oluşturmayacağı" dikkate alınarak işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiği-
İİK m. 58/3 uyarınca, alacaklının, yabancı para alacağının Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi ve ayrıca bu alacağın "hangi tarihteki kur" üzerinden tahsilini istiyor ise bunu da açıkça göstermesi gerektiği- Takip talebinde, yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesi hususunun yer almaması ve yabancı para alacağın aynen tahsilinin istenmesi durumunda, kamu düzenine ilişkin bu eksikliğin re'sen dikkate alınması ve davacının İİK m. 58/3 uyarınca usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle itirazın iptali davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Mirasbırakanın alacaklısının "mirasçılık belgesi verilmesine" yönelik talebinde hukuki yararın (icra dairesi ya da mahkemeden alınan) yetki belgesi ile ortaya konulacağı, yetki belgesi alınmadan mirasçılık belgesi istenemeyeceği-
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 9/6. maddesi uyarınca elektronik yolla tebligatın, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı- UYAP evrak işlem kütüğünde bir belgenin “okundu” olarak görünmesinin, Kanun'da düzenlenen anlamda tebliğ veya tefhim niteliği taşımadığı- Salt bu kayda dayanılarak hak düşürücü sürelerin veya kesin sürelerin başladığının kabulünün, 6100 sayılı Kanun'da güvence altına alınan "usuli haklar ile hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkı ilkelerine" açıkça aykırılık teşkil edeceği- Sürelerin başlaması için, ilgili Yönetmelik ile belirlenen beş günlük yasal sürenin dolması veya fiili bir tebligat işleminin gerçekleşmesi aranacak olup, sisteme girilip evraka bakılması (okunması), yasal tebligat prosedürünün yerini tutmayacağı, yine 6100 sayılı Kanunun 114 ve 115. maddeleri kapsamında, dava şartlarının ve usule ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde doğacak sonuçların, davanın tarafının ancak usulüne uygun şekilde ihtar edilmiş olması durumunda uygulanabileceği dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişkin kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiş olduğu-
Sıra cetvelinin düzenlendiği tarihte tasarrufun iptali davasında henüz karar verilmediği ve ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmediği anlaşıldığından, kendisine sıra cetvelinde pay ayrılması mümkün olmayan şikayetçinin şikayetinin esastan reddine karar verilmesi gerektiği- "Şikayetçinin haczinin sıra cetvelinin düzenlendiği tarihte kesin hacze dönüşmediği, sıra cetvelinin bedeli paylaşıma konu mal üzerinde, satış tarihi itibarıyla haczi bulunan alacaklılar dikkate alınarak düzenlenmesi nedeniyle şikayetçinin sıra cetvelinin iptalini istemekte hukuki yararının bulunmadığı" gerekçesiyle "hukuki yarar şikayet şartı yokluğundan şikayetin usulden reddine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
Mirasçılıktan çıkarılmaya ilişkin iptal davasının çıkarmadan yararlanan mirasçılara yöneltilmesinin zorunlu olduğu, taraf teşkili sağlanmadan karar verilemeyeceği- Davacının mirasçılıktan çıkarılmasına ilişkin eldeki iptal davasının reddedilmesi durumunda; tefrik edilen belirli mal bırakılmasına ilişkin vasiyetnamenin iptali davasını açamayacağı- Mahkemenin dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verebilmesi için, davada taraf olarak gösterilen kişilerin gerçekten o davada taraf sıfatına sahip olmaları gerektiği- Bir davada taraflardan birinin davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerektiği ve bu kararın, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, yine davanın esasına ilişkin bir karar olduğu- Tefrik edilmesi gerektiği belirtilen dava bakımından, davacının aktif husumet ehliyetinin olup olmadığı, mirasçılıktan çıkarılmaya ilişkin asıl dava sonucunda saptanması mümkün bir husus olduğundan, tefrik edilen dava yönünden, mirasçılıktan çıkarılmanın iptaline ilişkin dava sonucunun beklenmesi; asıl davanın reddi durumunda tefrik edilen davada davacı sıfatı bulunmayacağından davanın husumetten reddine, aksi takdirde davacının vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis talebinin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği-
Müdahalenin önlenmesi ve eski hâle getirme istemine ilişkin eldeki davada, kat malikleri kurulu toplantısında bu hususta yetki verildiği anlaşılan davacı site yönetiminin aktif husumet ehliyetinin bulunduğu- "Kat malikleri kurulu tarafından verilen yetkinin eldeki davada site yönetimi açısından aktif husumet ehliyetini sağlamadığı" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-
7343 sayılı Kanun ile değişik İcra ve İflas Kanunu’nun 134'üncü maddesi uyarınca; satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerin ihalenin feshi talebinde bulunması hâlinde ihale bedeli üzerinden nispi harç yatırmasının ve %5 oranında teminat göstermesinin şart olduğu, noksan harcın tamamlatılmasının Harçlar Kanunu’nun 30'uncu maddesi uyarınca yargılamaya devam edilebilmesi için öncelikli bir zorunluluk, teminatın ise HMK’nın 114/2'nci maddesi kapsamında bir dava şartı teşkil ettiği gözetilerek; mahkemece bu mali yükümlülükler usulüne uygun süre verilerek giderilmeden davanın esası hakkında hüküm kurulamayacağı- "Şikayetçi ipotek veren üçüncü kişi ihalenin feshini isteyebilecek ilgili konumunda olup temyiz isteminin esasının incelenerek sonucuna göre ipoteğe karar verilmesi gerektiği" görüşünün karşı oy yazısında ileri sürüldüğü-
Kesinleşen işe iade davasında parasal olarak belirlenmiş olan boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının işverenden tahsiline yönelik talep belirsiz alacak niteliğinde olmadığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Yargıtay 9. HD. Kararı)-
Görevsiz mahkemede dava açıldıktan sonra ancak dosyanın görevli iş mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuk başvurusunda bulunularak başvurunun sonuçlandırılması durumunda arabuluculuk dava şartının yerine getirilmiş olacağı-