Dava dilekçesinde "saklı payların verilmediğinden bahsedilerek mahfuz hisse araştırması yapılmasının" talep edildiği, mahkemece ana vakıaya zımnen bağlı olan tenkis istemi yönünden hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında talebin açıklattırıldığı, davalı tarafın bu yöne ilişkin itirazları reddedilerek yargılamaya tenkis istemi yönünden devam edildiği, buna karşılık davanın reddine ilişkin gerekçeli kararda davacıların tenkis talebi yönünden hüküm kurulmadığı, ne var ki karar gerekçesinde "sonradan sunulan dilekçe tarihi dikkate alındığında hak düşürücü sürenin dolduğundan" bahsedildiği, bu karara karşı davacılar vekili tarafından sunulan istinaf ve temyiz dilekçelerinde ısrarlı şekilde "tenkis talebi yönünden" bir karar verilmemesinin açıkça itiraz konusu yapıldığı dikkate alındığında, dava dilekçesinde tenkis talebi yönünden yeterli açıklamanın bulunduğu, dolayısıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı ve tenkis istemi yönünden eksik harcın tamamlatılıp esasa girilmesi gerektiği- "Davacıların dava dilekçesinde tenkis talebine ilişkin iddianın yer almadığı, saklı pay ihlâlinin vasiyetnamenin iptali sebebi olarak ileri sürüldüğü" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından kabul edilmediği-
Ortaklığın giderilmesi kararına dayalı olarak yapılan satışlara ilişkin ihalenin feshi davalarında, alıcı ile birlikte hissedarların tamamının hasım olarak gösterilmesi gerekeceği- İhalenin feshine konu bağımsız bölümün hissedarı olan ..............’nın ortaklığın giderilmesi davasında taraf olduğu ancak ihalenin feshi davasında yer almadığı sabit olup, davacının temyiz itirazlarında hissedar ............. ile aralarında miras taksim sözleşmesi yaptıklarını, tescil davası açmadıklarını bu durumda ihalenin feshi davasında taraf olarak gösterilmesi gerektiğini ileri sürdüğü, mahkemece bu hususun değerlendirilmediği gerekeceği-
HMK'nın 114. maddesi hükümlerinde dava şartlarının belirtildiği, somut olayda taraflar arasında yetki sözleşmesi olmadığı, İİK'nın 154. maddesi gereğince iflas yoluyla takipte yetkili merciin borçlunun muamele merkezinin bulunduğu mahaldeki icra dairesi ve mahkemeleri olduğu, davacı vekili tarafından yetkiye itiraz üzerine borçlunun ikametgahının bulunduğu yerde iflas talepli icra takibi başlatmadığı gibi, yetki itirazı üzerine dosyayı yetkili birime gönderip iş bu yetkili birimden ödeme emri tebliğ ettirmediği, bu haliyle borçlunun ikamet adresinde yapılmış bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Çiğ süt alım-satım sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağına ilişkin icra takibinde; tarafların farklı yetki şartları içeren iki ayrı sözleşmeye dayandığı ve bir tarafın diğerinin sunduğu belgedeki imzayı inkâr ettiği hallerde, yetki itirazı hakkında karar verilmeden önce imza incelemesi yapılarak gerçek akdi ilişkinin saptanması gerektiği-
Özel Dairece verilen bozma kararının temyiz etmeyenin direnme kararını temyiz edemeyeceği- Haczin şahsi bir hak olduğu ve TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen tapuya güven ilkesinden davalı haciz alacaklısı bankanın yararlanamayacağı- Haczin ancak haciz tarihinde gerçekten takip borçlusuna ait olan taşınmazlar üzerine konulabileceği- Davalı yüklenici şirket adına kayıtlı olan taşınmazlar arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince davacı arsa sahiplerine bırakılan yerlerden olup, taşınmazların gerçek sahibi davalı yüklenici şirket olmadığından, borçlu yükleniciye ait olmayan taşınmazlar üzerine konulan hacizlerin kaldırılması gerektiği- "Haczin konulduğu tarihte taşınmazın davalı yüklenici şirket adına kayıtlı olduğu, davalı bankasnın iyiniyetli üçüncü kişi olduğu ve TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen tapuya güven ilkesinden yararlanması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Birden fazla alacaklı bulunması ve ihale bedelinin alacağı karşılamaması durumunda, İİK'nın 140. maddesi gereğince sıra cetveli yapılması gerektiği, somut olayda, icra dairesinin 08.08.2024 tarihli kararı ile satış bedeli paylaştırılan taşınmazda, satış tarihi itibariyle sadece şikayet olunanın haczi bulunup, satış bedelinden şikayet olunanın alacağı ödendikten sonra, kalan satış tutarının şikayetçi borçluya iadesine karar verildiği, icra dairesinin 08.08.2024 tarihli kararı sıra cetveli olmayıp, söz konusu işlem karar başlığında belirtildiği gibi satış sonrası paylaştırma kararı olduğu, İlk Derece Mahkemesinin işlemi sıra cetveli ve derece kararı olarak nitelendirmesinin doğru olmadığı, diğer taraftan şikayetçinin, taşınmazın güncel tapu kaydındaki takyidatlar ile hacizlerin düşüp düşmediği dikkate alınarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmüşse de, şikayetçi borçlunun başkaca hacizlerin varlığı araştırılarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiği isteminde hukuki yararı bulunmadığı, bu nedenle mahkemece HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğundan şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, icra dairesinin sıra cetveli düzenlemediği ve taraf sıfatının da şikayet şartı olmayıp itiraz olduğu gözetilmeden aktif husumet yokluğu nedeniyle şikayetin usulden reddine karar verilmesinin doğru görülmediği-
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılamada sonucunda da dava şartlarına aykırı bir durumun varlığı tespit edilmediği, İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararında yer alan her iki davanın kabulüne ilişkin hükmün, taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği hususunda tereddüt bulunmadığı- Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararı ile verilen boşanma davalarının kabulüne yönelik hükmün kesinleştiği gözetilerek konusu kalmayan boşanma davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve tarafların boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışlarını belirlemek suretiyle, tespit edilen bu kusurlu davranışlar uyarınca boşanmanın eki niteliğindeki tazminat ve nafaka talepleri yönünden olumlu olumsuz hüküm kurulması gerektiği- "Boşanma davalarında verilen hüküm sonucu ile gerekçenin bir bütün olduğu ve bölünemeyeceği, dolayısıyla boşanmaya esas alınan kusur belirlemesinin istinaf edilmesi hâlinde kesinleşmiş bir boşanma hükmünün varlığından söz edilemeyeceği, eldeki davada da İlk Derece Mahkemesi kararının taraflarca kusur belirlemesi bakımından istinaf edildiği gözetildiğinde ortada kesinleşmiş bir boşanma hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla derece mahkemeleri tarafından davaların esası hakkında karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bu yöne ilişkin direnme kararının onanarak, sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
İflas idaresinin alacak kayıt talebini tamamen reddettiği ve bunun üzerine açtığı kayıt kabul davası da reddedilen davacının kayıt terkini davasında hukuki yararı bulunmadığı- Kayıt terkini istemine ilişkin davalarda iflas idaresine husumet yöneltilemeyeceği-
Taraf teşkili- Makul süre-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi istemli davada; aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanarak daha önce açılmış bir davanın bulunması halinde, önceki dava kesinleşinceye kadar "derdestlik" dava şartı engelinin mevcut olduğu-