Çocuk ile baba arasında kurulan kişisel ilişkide çocuğun yüksek menfaatinin gerekleri gözönünde bulundurulurken, davacı baba yönünden babalık duygularını tatmin edecek ve bu hakkın rahatça kullanılmasına engel olmayacak şekilde kişisel ilişkinin sağlanması gerektiği, bu bağlamda yapılan yargılama ve toplanan delillerden annenin, çocuk ve babanın görüşmesi hususunda zorluk çıkarttığı görüldüğünden, davacı baba ve ortak çocuk arasında kişisel ilişki kurulması için babanın kişisel ilişki sürelerinin mahkemece hüküm altına alınmasını istemesinde hukuki yararının bulunduğu muhakkak olup açılan davada ön inceleme tutanağı imzalanmadan dava, davalı anne tarafından kabul edildiğine göre karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. maddesi gereğince davacı taraf lehine vekalet ücretinin yarısı ile davacı yararına yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekeceği-
Boşanma ve fer'ileri davasında davalı erkeğin vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediği-
Davalıların yönetim kurulu üyesi oldukları şirketin anonim şirket olduğu, anonim şirket kurucu ortaklarının, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerinin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesinde düzenlendiği, kollektif şirket ortaklarının sorumluluğuna ilişkin TTK'nın 238/2. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığı gerekçesiyle taraf ehliyeti (pasif husumet) yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davanın açılma zamanı ve yargılama usulü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 118. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup dava dilekçesinin bizzat davacı tarafından mahkemenin tevzi bürosuna teslim edileceği yönünde bir düzenleme olmadığı gibi ilk derece mahkemesi gerekçesinin aksine dava dilekçesindeki imzanın davacıya ait olup olmadığının böyle bir iddia olmadığı halde mahkemece değerlendirilmesinin isabetsiz olduğu, o halde, İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun dava tensibi hazırlanarak Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi ve devamı maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesi ve devamı maddeleri uyarınca alınması gereken harçlar ve gider avansının yatırılması için Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120/2. maddesi uyarınca davacıya süre verilmesi ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken hiçbir yasal düzenlemeye dayanmayan, varsayıma dayalı gerekçelerle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddedilmesinin isabetsiz olduğu-
Asliye hukuk mahkemesinde ileri sürülen ve görevsizlik kararı verilen bir talebin, görevli mahkemeye gönderilmeyip aynı talebin yeniden asliye ticaret mahkemesinde ileri sürülmesinde hukuki yarar bulunduğundan söz edilemeyeceği-
Tedbir kararından sonra takip başlatılması sebebiyle geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemeyeceği-Davalı şirkete geçici mühlet kararı verilmiş olması, eldeki dava yönünden olumsuz dava şartı teşkil ettiği- Bu sebeple eldeki itirazın iptali davasında geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemeyeceğinden ilgili mahkemece davanın HMK'nın 114. ve 115. maddeleri gereğince 'dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi'nde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı- Açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; taraf vekillerinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince 'esastan reddine' karar verilmesi gerekmiş olduğu-
İnançlı işleme dayalı iddianın yazılı delille kanıtlanması gerekeceği, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi olmaması durumunda ise delil başlangıcı niteliğinde belgeler var ise iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği, davacı tarafça yazılı inanç sözleşmesi yahut delil başlangıcı nitelinde bir belge sunulmadığı, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle birleştirilen davanın da reddine karar verilmesi gerektiği-
İşçinin işçilik alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı-
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün dosyaya emsal teşkil edecek 2020/400 E. 2020/453 K. sayılı kararı ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2020/2045 Esas ve 2020/1746 Karar sayılı kararına göre 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi gerekliliğinin ortaya çıktığı, bu nedenle davalı idarenin 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle tazminat talep edilmesine göre uyuşmazlığın çözümünde adli yargı görevli olacağından mahkemece esasa yönelik inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken yargı yolu nedeni ile ret kararı verilmesinin doğru olmadığı-
Davalının, merkezi İspanya'da bulunan bir banka olan şirket hakkında kendisine borçlu olduğundan bahisle icra takibi başlatıldığı, söz konusu takipte borçlu İspanyol şirket olarak gösterilmekle birlikte adres olarak Türkiye'deki temsilciliğin adresinin gösterildiği, temsilciliğin başındaki yetkili eldeki davayı açarak takip konusu borçla ilgilerinin bulunmadığını, hukuki ilişkinin asıl şirketle olduğunu, borç ilişkisinin tarafı olmadığını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunduğu, yargılama içerisinde icra tehdidi altında ödeme yapıldığını belirterek ödenen bedelin istirdadını istediği, mahkemenin bu şekilde açılan bir davada temsilciliğin aktif dava ehliyetinin olmadığı gerekçesiyle davayı reddettiği, Özel Daire davacının şirketi temsil yetkisi bulunmadığı sabit ise de bu dava şartı eksikliğinin şirketten alınacak bir vekâletname ile tamamlanabileceği gerekçesiyle bozma kararı tesis ettiği, bu hâliyle Özel Daire ve Mahkeme arasındaki anlaşmazlık yabancı bankanın Türkiye'deki temsilciliğinin eldeki davayı açıp açamayacağı noktasında düğümlendiği, söz konusu temsilciğin tek başına dava ehliyeti yahut şirketi temsile ilişkin genel hükümler anlamında kanuni temsil yetkisi bulunmuyor ise de TTK'nin istisnai bu duruma özgü olarak düzenlenen 103/1-b maddesi gereği yabancı tacir ile Türkiye'de faaliyet gösteren kişi arasındaki ilişki ne olursa olsun acente statüsünde sayılacağından bu maddenin sağladığı imkân dâhilinde yabancı şirketi temsilen dava açabileceği- "TTK'nin 103 ve 105. maddelerinin somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığı, istisnai yetkinin 103. maddenin ilk cümlesinde açıkça öngörüldüğü üzere ancak başka bir kanunda buna engel bir hükmün var olmaması hâlinde söz konusu olabileceği, oysa somut olayda davacının BDDK izni ile faaliyet gösteren ve ilgili Yönetmelik ve Tebliğ gereği herhangi bir hukuki iş ve işlem içerisine girmesinin yasak olduğu, üstelik davanın şirket adına ve namına dile getirilmiş bir borçsuzluk yahut usulsüzlük iddiası üzerinden açılmadığı, tam aksine bizatihi temsilciliğin hukuken hiçbir işlemin tarafı ve muhatabı olamayacağı iddiasına dayanıldığı, şirketten ayrı bir hukuki varlığı olmayan irtibat bürosunun bu şekilde bir dava açamayacağı, davanın ancak ve ancak temsilciliğin başındaki gerçek kişinin icra takibinden çekinip bizzat kendi malvarlığından ödeme yapması hâlinde dinlenebilir olacağı, tam tersine ödemenin şirket tarafından yapıldığının belirtildiği gözetildiğinde dava ehliyeti ve temsilci sıfatı bulunmayan irtibat bürosunun kendi nam ve hesabına dava açması mümkün olmadığından mahkemenin tamamlanabilir bir dava şartı eksikliğinin söz konusu olmadığı yönündeki gerekçesinin haklı ve yerinde olduğu" görüşü dile getirilmiş ise de bu görüşlerin Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
