Ticari dava olduğu düşünülen Alanya, İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi veya Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bir davanın ticari dava olmadığı anlaşıldığında, usul ekonomisi de gözetilerek; mahkemece, ilgisine göre Alanya, İzmir veya Muğla Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı çevresindeki başka bir bir mahkemeye görevsizlik kararı verilebileceği-
Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olmasının, dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olduğu- Dava konusu olayda; dava tarihi olan 26.10.2020 tarihinden sonra arabulucuya başvurulduğu ve son tutanağın bir örneğinin de davacı vekilinin 06.03.2021 tarihli dilekçesi ekinde dosyaya sunulduğu ve bu hususun dava şartı yokluğunu ortadan kaldırmayacağı anlaşıldığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Tasfiyesine karar verilen bir şirkete karşı fesih davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı-
Davalının münferiden temsil yetkisine sahip olduğu ve tarafların ortağı bulunduğu dava dışı ............Ltd. Şti.'ye ait taşınmazı, kendisinin ortağı ve yöneticisi olduğu ...........Ltd.Şti.'ye devrettiği, taşınmazın devrinin .............Ltd.Şti kayıtlarında yer almadığı, devir nedeniyle şirket hesaplarında satış bedelinin ödendiğine dair bir kaydın da bulunmadığı, davalının şirketin yöneticisi olarak şirket sözleşmesi ile kanunlardan doğan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal ettiği, şirketin temsil ve yönetim yetkisinin kaldırılmasını talep etme hususunda davacı yönünden haklı nedenlerin bulunduğu, ancak incelemeye konu dava istinaf aşamasında iken ............. Asliye Ticaret Mahkemesinin ............. Esas sayılı dosyasından; "........... Ticaret Sicil Memurluğunda ........... sicil numarası ile kayıtlı .......... Ticaret Limited Şirketi'nin fesih ve tasfiyesine" şeklinde karar verildiği, kararın Yargıtay ............ Hukuk Dairesinin .............. sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği, kararın kesinleşmesi ile birlikte tasfiye sürecine giren şirkette tarafların yönetim ve temsil haklarının hukuken ortadan kalktığı, incelemeye konu davanın konusunun kalmadığı-
Aleyhine itirazın iptali davası açılan kimsenin, karşı taraf hakkında menfi tespit davası açamayacağı-
Sicil kaydının düzeltilmesi talebine konu şirketlerin re'sen terkin işlemlerinin usulüne uygun olmadığı iddiasıyla açılan ihya davasının derdest olduğu ve bu şirketlerin işlemleri dolayısıyla bir takım vergi ihtilaflarının da bulunduğu gözetilip, şirketlerin 6102 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesinin hatalı uygulanması nedeniyle ihyasına karar verilmesi halinde tüzel kişiliklerinin ayakta kalacağı dikkate alınarak davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının varlığının kabul edilmesi gerekeceği, bu durumda mahkemece, şirketlerin ihyasına yönelik davanın sonucu beklenilip bu sonuca göre yapılacak değerlendirmeyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi olmasının doğru olmadığı-
Dava şartlarının kamu düzenine ilişkin olduğu ve yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından re'sen dikkate alınacağı- Dava şartının tamamlanabilir olması halinde mahkeme tarafından bu eksikliğin giderilmesinin beklenebileceği, bu nedenle, ayırt etme gücüne sahip olmayan bir kişinin davasına devam edilebilmesi için kişiye vasi atanması gerekiyorsa bunun giderilebilir bir eksiklik olduğu ve beklenmesi gerektiği ancak kısıtlı kişi ölmüş ise bu eksiklik giderilemeyeceğinden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
İlk Derece Mahkemesince İİK'nın 134. maddesinde belirtilen ilgililerden olmayan davacının açtığı davada nispi harç ve teminat yatırtmaya yönelik olarak 492 sayılı Harçlar Kanununun 30 vd. maddeleri ile HMK'nın 114 ve 115. maddelerinin değerlendirilmemesinin hatalı olduğu- Nispi harç ve teminat hususunu gerekçede değerlendiren Bölge Adliye Mahkemesinin "...süre verilmesine gerek yoktur." şeklindeki gerekçesinin yerinde olmayıp, Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine aykırı olduğu, süre verilmemesinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğuracağı- İİK'nın değişik 134. maddesindeki ilgisiz kişilerden alınacak teminatın da HMK'nın 84. maddesindeki "yargılama giderlerine" yönelik teminat olmayıp, HMK'nın 114/2. maddesindeki dava şartı niteliğindeki teminat olduğu- İlk Derece Mahkemesince öncelikle davacıya nispi harcı yatırması için Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine uygun şekilde süre verilmesi, harç tamamlanır ise teminata ilişkin işlem yapılması, harç yatırılmaz ise Harçlar Kanunu'nun 30. maddesindeki düzenlemeye uygun olarak karar verilmesi gerekirken bu hususlar hiç değerlendirilmeden karar verilmesinin ve Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçe ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesinin hatalı olduğu- İİK'nın 134. maddesine 7343 sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen 3. ek fıkra uyarınca ilgisiz kişinin/kişilerin davasının reddi halinde para cezasına hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesinin isabetsiz olduğu-
Miras reddeden şikayetçilerin tasarruf hakkı kalmadığı mallar üzerinde haczin kaldırılmasını talep etmekte hukuki yararının bulunmadığı-
Davacı ilaç formülasyonunun, davalının patentine tecavüz etmediğinin tespiti istemi- İlk derece mahkemesince Yargtay 11. HD.'nin 2016/14642 E. 2018/6811 K. ve 06.11.2018 tarihli emsal kararına dayanılarak dava tarihi itibariyle ruhsat alınmayan dava konusu formüle ilişkin menfi tespit davasının hukuki yarardan yoksun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği- Bölge Adliye Mahkemesince, 6769 sayılı K. m. 154 hükmüne göre davacı tarafın dava konusu ettiği formüle ilişkin ticari faaliyete giriştiğine dair ciddi delil ve belge sunmadığı, bu nedenle davanın hukuki yarardan yoksun olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu belirtilerek istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği- İlk derece mahkemesinin gerekçesine dayanak yaptığı hususun dava konusu davacı formülünün ruhsat aşamasında olmadığından hareket ettiği, Bölge Adliye Mahkemesinin ise davacının anılan formülü konu alan ciddi ticari faaliyet delillerinden yoksun olduğuna dayandığı, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince, davanın esası hakkında ilk derece mahkemesinden tamamen farklı bir gerekçe ortaya konulduğu- Bu hale göre, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp davanın esası hakkında ortaya konulan bu yeni gerekçe kapsamında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken başvurunun esastan reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-