HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU > - Dava Çeşitleri, Dava Şartları ve İlk İtirazlar > - Dava Şartları ve İlk İtirazlar > - Dava Şartları > Madde 114 - Dava şartları
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmamış ise de, 2942 sayılı Kanun’un 14/3. maddesinde öngörülen hükmün dava şartlarının bulunup bulunmadığı ile bağlantılı olup, kamu düzenine ilişkin bir hüküm niteliği taşıdığı gibi, bu hükme aykırı şekilde verilen kararın kanunun açık hükmüne aykırılık teşkil ettiği dikkate alındığında Bölge Adliye Mahkemesince HMK’nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine aykırı olan bu durumu resen göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması gerektiği- Tapu kayıtlarına göre dava konusu taşınmazda asıl davada davacının 1/2 oranında paylı malik olduğu, taşınmazın kalan 1/2 kısmında ise asıl davada davacı ve birleşen dava dosyasındaki davacılar ile dava dışı maliklerin elbirliğiyle malik oldukları, dava konusu taşınmazın ise tamamının elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, asıl ve birleşen davadaki davacılar dışında taşınmazın dava dışı ortaklarının da bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince 2942 sayılı Kanun'un 14/3. maddesine aykırı şekilde verilen ve Bölge Adliye Mahkemesince eleştirilmekle yetinilen kararda, birleşen davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine dair kararın yanı sıra, asıl davanın davacının taşınmaza ilişkin talebi yönünden, davacıların taşınmaza ilişkin talebi yönünden usulden reddine, davacının ecrimisil talebinin reddine de karar verildiğinin görüldüğü, Özel Daire bozma kararında ise, sadece birleştirilen davanın usulden reddine karar verilmesinin doğru görülmediğinin belirtilmesi, asıl davada reddedilen hususlara bozma kararında değinilmemesi dikkate alındığında, birleştirilen dava ile birlikte, asıl davada davacının taşınmaza ilişkin talebi yönünden, yine asıl davada davacıların taşınmaza ilişkin talebi yönünden ve davacının ecrimisil talebi yönünden de işin esası hakkında inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
"2942 sayılı Kanun'un 14/3. maddesinin kamu düzenine ilişkin bir hüküm olmadığı, taleple bağlılık ilkesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın lehine bozma kararı verilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ve onanması gerektiği" görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşün Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın iş sözleşmesinden kaynaklandığını, bu nedenle iş mahkemelerinin görevli olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinden doğduğu ileri sürülen ücret alacağı, ikramiye alacağı, ilave tediye ve diğer sosyal haklara ilişkin talepleri bakımından yargı yolunun caiz olup olmadığına ilişkindir...
Uyuşmazlığa konu davanın 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde açıldığı, tahkikat aşamasına geçildiği gözetilerek bu aşamada 6100 sayılı Kanun'un 324. maddesi uyarınca sadece "delil avansı" istenebileceği, delil avansının, o delille iddiasını ispatlayacak tarafça yatırılması gerektiği, ancak ilgilisinin bu gerekliliği yerine getirmemesi hâlinde, diğer tarafın da delil avansını yatırabileceği, delil avansı yargılamada gerek davacı gerekse davalı tarafından tamamlanabilecek bir masraf kalemi olduğundan, yalnızca davacılardan eksikliğin tamamlanmasının istenilmesinin davalı tarafın davayı takip hakkını engellemekte olduğu, kaldı ki paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davalarının "çift taraflı dava teorisi" uyarınca iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardan olduğu, anılan hususların tamamı gözden kaçırılarak Mahkemece verilen kesin süre içerisinde gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmediği-
Davacı yüklenici şirket vekilinin açıklama dilekçesinde, direnme kararı verilmesini talep ettiği beyan dilekçesinde ve temyize cevap dilekçesinde; ek sözleşmenin bir suretini gergin ve tartışmalı ortamın etkisiyle stresle ve bir anlık dalgınlık sonucu dikkatsizlik eseri ihtirazı kayıt koymaksızın itirazsız imzaladığını ifade ettiği, oysa davacı taraf sözleşme konusu işi üstlenen yüklenici olarak basiretli tacir gibi hareket etmekle yükümlü olduğu gibi davacının müzayaka hâlinden ve davalı iş sahibinin davacının zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden ve tecrübesizliğinden bilerek yararlanmış olmasından bir başka ifadeyle davacının iradesinin fesada uğratıldığından da söz edilemeyeceği, edimler arasında açık bir nispetsizlik bulunmadığı da gözetildiğinde somut olayda aşırı yararlanmanın (gabinin) koşulları gerçekleşmediği, bu durumda mahkemece aynı tarihli olan ve davacı yüklenici tarafından itirazsız imzalanan ek sözleşmenin (sulhnamenin) geçerli olduğu kabul edilerek bu ek sözleşmeye (sulhnameye) itibar edilmek suretiyle davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği-
Dava konusunun, müteveffa davacı mirasçılarının haklarını etkileyecek nitelikte ve miras yoluyla intikali mümkün bir malvarlığına ilişkin hakkın kapsamı içerisinde olması nazara alındığında; davacının yargılama sırasında vefatı üzerine mirasçıları davadan haberdar edilip taraf teşkili sağlanmadan esas hakkında karar verilemeyeceği- Dava konusunun dava sırasında el değiştirdiği bütün hâllerde uygulanacağı cihetle mahkemece dava konusunun devri yönünden de bir değerlendirme yapılması gerektiği-