Hakkında hüküm kurulan H.U. taşınmaz üzerindeki binada bağımsız bölüm maliki olup, kendisine, açılan davada husumet yöneltil­memiş, dahili dava yoluyla davaya iştiraki sağlanmış olduğundan bir kimseye, dahili dava yoluyla taraf sıfatı kazandırılmayacağı ve onun hakkın­da hüküm kurulmasının da doğru olmadığı-
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu 5. Maddesi gereğince, devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının devlet malı niteliğinde olduğu belirlendiğinden ve aynı Kanun'un 6/3 maddesi gereğince camilerin taşınmaz kültür varlığı örneklerinden olduğu belirtildiğinden, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olduğu belirlenen caminin hazine adına tapuya tescil edilmesi gerekeceği-
Dava konusu taşınmazın tespit tarihinde yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre orman - çalılık yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakılarak orman olduğu belirlendiğine göre, taşınmazın orman olmadığı hususu, ancak yörede yapılıp kesinleşecek orman tahdidi dışında kalması halinde kabul edilebileceği; bu durumda tahdidin kesinleşmesi tarihi zilyetliğin başlangıcına esas teşkil edeceği-
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin özel mülkiyet şeklinde kazanılması için, para ve emek sarf edilerek kültür arazisi haline getirilmiş olmasının gerekeceği-
Tescil davalarında Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri yasal hasım durumunda olduğundan, yargılama giderlerinden sorumlu tutulmayacakları-
Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre, köy tüzel kişiliği dışında kalan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinmeleri mümkün bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazların tespit tarihinde yürürlükte bulunan yasa hükümlerine göre, çalılık yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakılarak orman olduğu belirlendiğine göre, taşınmazların orman olmadığı hususunun, ancak yörede yapılıp kesinleşecek orman kadastrosu sonucu tahdit haritası dışında bırakılmaları halinde kabul edilebileceği, orman kadastrosunun yapıldığı tarihe kadar taşınmazların orman sayılacağı, taşınmazların zilyetlikle iktisabının ancak bu tarihten sonra mümkün hale geleceği, bu durumda, orman kadastrosunun kesinleşme tarihinin zilyetliğin başlangıcına esas teşkil edeceği, yani yörede yapılacak orman kadastrosunun kesinleşeceği güne kadar, taşınmazların orman sayılan yerlerden olma özelliğini sürdüreceğinden daha önceki tarihlerdeki zilyetliğe değer verilemeyeceği- Bir taşınmazın koruma alanı içerisinde bulunan yerlerden olması halinde, gerçek kişilerce sürdürülen zilyetliğin TMK. mad. 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu mad. 14 ve mad. 17 bakımından kazanma sağ
Taşınmazın 3. derece doğal sit alanında bulunmasının zilyetlikle kazanmaya engel teşkil etmeyeceği- Kadastroca oluşturulan tapu kaydı oluşturulduğu tarihteki gerçek hak sahibini belirtmediği iddiası ileri sürüldüğünden zilyetlikle iktisaba, devir ve teslimlerin doğuracağı hükümlerin engel olmayacağı-