Tapu iptali ve tescil davalarının atanacak kayyım sıfatıyla görülmesinin, kanunen mümkün olmadığı, bu nedenlerle, taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası hakkında hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Dava TMK.nun 713/1. maddesi gereğince açılan tescil davası olup, Hazine ve ilgili kamu tüzel kişisi durumunda bulunan dahili davalı Köy Tüzel Kişiliği aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca kanuni hasım konumunda olduklarından, her türlü yargılama giderleriyle sorumlu tutulamayacakları, bu tür davalarda eksik harcın davacı taraftan alınmasına, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına karar verileceği, davanın davacı yararına olumlu veya olumsuz sonuçlanmasının sonuca etkili olmadığı-
Toprak Tevzi Komisyonları’nca Hazine adına belirtmesi yapılan taşınmazların kazanmayı sağlanan zilyetlikle edinebilmeleri için kural olarak, Hazine adına tapu kaydının oluştuğu 18.04.1962 tarihinden geriye doğru en az yirmi yıl öncesine ait zilyetliğin belirlenmesinin zorunlu olduğu, bu durum karşısında davacının anılan taşınmazı zilyetlikle edinebilmesi için kendisinin veya miras bırakanın en azından 1941-1942 yılından beri taşınmazı ekip biçmelerinin ve üzerinde tasarrufta bulunmalarının gerekeceği, Hazine adına tapu kaydının oluştuğu 18.04.1962 tarihinden sonra taşınmaz üzerinde bulunan zilyetliğin taşınmazın tapulu olması nedeniyle hukuken davacı yararına geçerli bir sonuç doğurmayacağı ve herhangi bir hak bahşetmeyeceği-
Şahit ve bilirkişi sözlerinin bilimsel esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesinin, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerinin başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlendikten sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirilme yapılarak karar verilmesinin gerekeceği, eksik incelemeyle karar verilemeyeceği-
Çelişkili sonuçları olan keşif üzerine dava konusu taşınmaz hakkında nihai karar verilebilmesi için, öncelikle arazideki yerinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanıp uzman teknik bilirkişiler aracılığıyla ölçekli krokiye işaretletilmesinin, bundan sonra iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanıp uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesinin gerekeceği-
Dava konusu taşınmaza komşu 185 ada 107 nolu parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağı ve varsa bu parsele ilişkin dava dosyalarının ilgili mahkemelerden, kadastro çalışmalarında uygulanan tapu kayıtları ve vergi kayıtlarının bulundukları Tapu Müdürlüğü ve İl Özel İdare Müdürlükleri’nden getirtilmesinin, davacının belgesizden taşınmaz edinip edinmediğinin Kadastro Müdürlüğü’nden de sorulmasının, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ve tapu kayıtlarının Tapu Müdürlüğü’nden getirilmesinin, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Değişik 14/2.maddesi gereğince kuru-sulu araştırmasının yapılmasının gerekeceği-
TMK.nun 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davalarda da yapılan tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, eksik harcın davacı taraftan alınmasına, davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken Hukuk Genel Kurulu kararının aksine yargılama giderleri konusunda davalılar sorumlu tutulup hüküm kurulmuş olması doğru değil ise de temyiz edenin sıfatına göre bu hususun bozma nedeni yapılmadığı-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanun’da yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
HUMK.nun da tanıklar hakkında yer alan hükümlerin aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkında da uygulanacağı, HUMK.nun 265 (HMK.m. 261). maddesi gereğince tanıkların ayrı ayrı dinlenmeleri öngörüldüğüne göre yerel bilirkişilerin de birbirinden bağımsız dinlenmelerinin gerekeceği, bu uygulamanın usule aykırı olduğu-
Taşınmazların tespit edilen niteliği, dava tarihi ile keşif tarihi arasındaki uzun sayılmayacak süre, bulundukları ilçe ve köyün sosyo-ekonomik durumu ile taşınmazlar üzerinde yapılacak tarımsal faaliyetin getireceği kazanç dikkate alındığında, dava dilekçesindeki değerin esas alınarak uyuşmazlığın sulh mahkemesinde görülmesi gerekirken, yazılı şekilde görev nedeniyle davanın reddinin doğru olmadığı-