Davacının taşınmazı kullanmasının annesine bağlı olarak yapılan bir tasarruf niteliğinde olduğu, yani annesi adına taşınmaz üzerinde zilyetliğini sürdürdüğü ve bu zilyetliğin fer’i zilyetlik olduğu, asli zilyet olarak kabulüne olanak bulunmadığı, o halde, mahkemece davacının aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
3302 sayılı Yasa’nın Arazi Kadastro Yasası olmadığı, orman kadastrosunda değişiklik yapan yasa olduğu ve bu yerin önceden hiçbir zaman orman toprağı olmadığı, gerekçenin aksine 2/B maddesi ile orman dışına çıkarılan yerlerin mülkiyetinin yasa gereği Hazine’ye ait olduğu, öyle bir yerin zilyetlik ve imar-ihya ile kazanılmasının olanaklı olmadığı-
Dava konusu yerin tespit harici bırakılan yerlerden olduğu gözetilerek, teknik bilirkişinin rapor ve krokisi de eklenmek suretiyle kabulüne karar verilen taşınmazın tapuda kayıtlı yerlerden olup olmadığının Tapu Sicil Müdürlüğü’nden sorulmasının gerekeceği, aksi halde çifte tapuya yol açacağı-
Bir arazinin kullanım süresi, niteliği ve zilyetlik süresini en iyi belirleme yönteminin hava fotoğrafları olduğu, bu hava fotoğraflarının birleşen davanın açıldığı 2010 yılından önceki yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olmasının gerekeceği, bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için 2010 olan tespit tarihine göre, 20-30 yıl öncesine ait (1980-1990) stereoskopik hava fotoğraflarının istenilmesinin ve bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesinin gerekeceği-
Mahkemece dava konusu taşınmazın kadastro öncesi niteliği, imar-ihyaya muhtaç yerlerden ise, kim tarafından hangi tarihte imar ve ihyasına başlandığının, imar ve ihyanın ne şekilde sürdürüldüğünün, hangi tarihte tamamlandığının ve tarımsal amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususları ile kazanmayı sağlayan zilyetlik koşulları yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulmasının, beyanlar arasındaki çelişki bulunması halinde HMK. nun 261. maddesi gereğince giderilmesine çalışılmasının gerekeceği-
Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yönteminin hava fotoğrafları olduğu, bu hava fotoğraflarının stereoskopik aletle incelenmesinin gerektiği, hava fotoğraflarının bu şekilde incelenmesi durumunda taşınmazın 3 boyutlu görülebileceği ve sınırlarının belirlenebileceği, bu yolla ekilemeyen bakir alanların net bir biçimde tespitinin mümkün olabileceği-
Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedinin de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebileceği-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğinin en iyi belirlenme yönteminin hava fotoğrafları olduğu, bu hava fotoğraflarının kadastro tespit tarihinden en az yirmi yıl öncesine ilişkin olmasının gerekeceği, bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için kadastro tespit tarihi olan 2006 tarihinden 20–25 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olmasının ve bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesinin gerekeceği-
Ölü kişi adına tescile karar verilemeyeceği gibi dava tarihinde ölü bulunan kişiye karşı da dava açılamayacağı, ölü kişi adına tesbite ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 29 ve 30. maddeleri hükmünün genel mahkemelerde uygulama yerinin de bulunmadığı, davacı F. F. Aru'nun ölümünden sonra mirasçılık belgesinde isimleri geçen mirasçıları, vekaletname vermek suretiyle davada taraf durumunu aldıkları ve davayı yürüttükleri, mahkemece F. F. Aru mirasçıları adına iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken ölü kişi adına hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı-