Keşfe ilişkin gider avansının tamamı zamanında yatırılıp yatırılmaması sonuca etkili olmayıp, verilen keşfin yöntemine uygun olarak verildiğinin kabulüne olanak bulunmadığı, buna bağlı olarak verilen kesin sürenin de HUMK.nun 163. maddesi anlamında kesin süre niteliğini taşımadığı, keşifle ilgili ara kararların vazgeçilme konusunda bir karar verilmeden yazılı şekilde hükmün kurulamayacağı-
Davanın, birden ziyade gayrimenkule ait ise gayrimenkullerden birinin bulunduğu mahal mahkemesinde ikame olunacağı-
Bozma sonrası keşifte vergi kaydının uygulanmadığının, bir kısım tapu kayıtlarının getirtilmediğinin, kadim mera araştırmasının yapılmadığının anlaşıldığı, taşınmazın niteliği konusunda hala duraksamanın söz konusu olduğu, TMK.nun 713. maddesine dayalı olarak açılan davaların kamu düzeni ağırlıklı davalar olup bir bakıma kendiliğinden araştırma ve inceleme yöntemine tabi olduğu-
Dava konusu taşınmazın yapılacak araştırma ve inceleme sonucu satış, bağış veya paylaşım sonucu davacıya düşüp düşmediğinin saptanmasının, bu yollarla davacıya düştüğünün belirlenmesi halinde şimdi olduğu gibi davanın kabulüne karar verilmesinin, aksi halde davacının terekeye dahil bir taşınmaz için üçüncü kişilere karşı tek başına dava açamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Ziraatçı uzman bilirkişi raporlarında, dava konusu taşınmazın tarım arazisi niteliği taşımadığı gerekçeli olarak açıklandığına, yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın 20-30 yıldır kullanılmadığını belirttiklerine göre, mahkemece saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında, davacılar yararına kazanma koşularının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
TMK.nun 701 ve 702 maddeleri uyarınca murisin ölümü ile terekesinin elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp her birinin payının taşınmazın tamamı üzerinde söz konusu olduğu, şayet, murisin ölümünden sonra tüm mirasçıların katılımı ile yapılmış bir paylaşım, satış ya da bağış söz konusu değil ise, TMK.nun 702. maddesi uyarınca tasarrufu işlemlerde oybirliği arandığından ve dava da üçüncü kişi durumunda bulunan Hazine’ye karşı açılmış olduğundan bir veya birkaç mirasçının kendi başlarına üçüncü kişilere karşı aktif dava açma hukuki sıfat ve ehliyetleri bulunmadığı gözetilerek dava koşulundan davanın reddine karar verilmesinin düşünülmesinin gerektiği, dava da bir tasarrufi işlem olup tüm mirasçıların birlikte üçüncü kişilere karşı dava açmalarının gerekeceği-
Kural olarak, dere yataklarının Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılmasının mümkün bulunmadığı, ancak, aktif dere yatağında ve etki alanında kalmayan bir yerin, koşulları mevcut olduğu takdirde, niteliğine göre zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılabileceği, bu nedenle, taşınmazların çevresinde bulunan dereler gözetilerek, uzman bilirkişi jeoloji mühendisinin keşifte dinlenilmesi, dava konusu yerlerin dereden elde edilen ya da etki alanında kalan yerlerden olup olmadığının, derelerin aktif niteliğinde bulunup bulunmadıklarının, dereyle aralarındaki kot farkının saptanmasının ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekeceği-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Davacı vekilinin verilen iki haftalık kesin süre henüz dolmadan söz konusu parayı mahkeme dosyasına göndermek üzere PTT’ ye yatırdığı ve buna bağlı olarak üzerine düşen görevini yerine getirdiği gözetilerek, mahkemece, iddia ve savunma doğrultusunda gerekli işlemlerin yapılması gerektiği halde, yazılı gerekçeyle dava şartı yokluğundan yani usulden davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu-
10.05.2011 tarihli keşif günü tayin edilen yargılama oturumunda, yerel bilirkişilerinin keşif yerinde hazır edilmeleri için müzekkere yazılmasına ve davacı dinletmek istediği tanığı varsa keşif mahallinde hazır etmesine şeklinde ara kararın kurulduğu, bu durumun, HUMK.nun 258 ve 259. (HMK. m. 243, 244, 259 ve 290/2) maddelerine aykırı olduğu, yine, mahkemece, davada tanık dinlemeksizin, keşifte yerel bilirkişilerin zilyetlik konusunda verdiği bilgi ile yetinilerek hüküm kurulduğu, bu tür davalarda, iktisabı sağlayan zilyetliğin ispatının gerekeceği, zilyetlik olaylarının maddi olaylardan olduğu, maddi olayların, tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceği-