Kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiği-
Hukuki yararı olmak kaydıyla paydaşlar tarafından muhdesatın aidiyetinin tespiti davası her zaman açılabileceği; ortaklığın giderilmesi davası kesinleşmiş olsa dahi satış aşamasında da açılabileceği gibi satıştan sonra da önce tespit davası açılarak olumlu karar alındıktan sonra diğer paydaşlara karşı eda davası niteliğindeki alacak (rücu) davasının açılabileceği-
Mülkiyetin tespiti davasında, gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacılar tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi veya açılmış bir ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı, tespit davası açılabilmesine imkan tanıyan HUMK'nun 567 ve Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesi hükmünün somut olayda uygulanmasına imkan olmadığından, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığının kabulünün gerekeceği-
6100 sayılı HMK'nun 26. (1086 sayılı HUMK'nun 74.) maddesine göre; hakim tarafların talep sonuçları ile bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği, duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebileceği-
19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 16. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanununa eklenen 36/A maddesi uyarınca, kadastro işlemiyle oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet ve diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına vekalet ücreti dahil yargılama giderlerine hükmolunamayacağı-
6100 sayılı HMK'nun 106. maddesinin 2. fıkrasına göre, “tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.”, bu nedenle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu davanın görülemeyeceği-
Dava konusu tapu kaydına göre 620/1680 paylı olarak davacı ile yine 620/1680 pay ile davalı ve 620/1680 pay ile diğer davalı adlarına kayıtlı olup, davacının paylı mülkiyete tabi olan taşınmaz üzerinde bulunan binanın (muhdesatın) kendisi veya babası tarafından yaptırıldığının tespitini istemesinde hukuki yararı olduğu-
Dava, 3194 ada 7 sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat niteliğindeki 2 katlı evin aidiyetinin tespiti isteğine ilişkin olup, taşınmaz üzerinde bulunan dava konusu muhdesatın aidiyetinin tespiti hususunda taraf delilleri doğrultusunda gerekli inceleme ve araştırma yapılarak, dosya içerisinde mevcut diğer tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Davacının isteği, TMK.nun 683. maddesi çerçevesinde hakka dayalı olarak açılan ve bu madde uyarınca çözümlenmesi gereken müdahalenin önlenmesi ve kal isteğine ilişkin olup hak düşürücü süreye tabi olmadığı- Öte yandan davacının iddiasına esas teşkil eden mirasçılar arasında düzenlenmiş bulunan taksim sözleşmesi, 4721 sayılı TKM'nun 676. maddesine uygun ve geçerli bir sözleşme olup, mahkemece, mahallinde keşif yapılıp uygulanan taksim sözleşmesine değer verilerek, söz konusu parselin kadastral sınırı içinde olup sözleşme kapsamında kalan ve davalılar tarafından kümes ve ev yapılmak suretiyle işgal edilen kısım yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekeceği-
