İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

Geçici imkânsızlık- Akde tahammül süresi- Koruma Amaçlı Revizyon Uygulama Alanı- Sözleşmenin geriye etkili feshi- Sözleşmenin geçersizliği-

Geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denildiği; bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğinin somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği- Taşınmaz üzerinde inşaat yapılamamasının parsel büyüklüğünün 350 m²'den az olması nedeniyle inşaat ruhsatı alınamamasından kaynaklandığı ve kısıtlama nedeninin Koruma Amaçlı Revizyon Uygulama Alanında bulunmasıyla ilgili olduğu- Başka taşınmazla birleştirilmesi veya kısıtlamalara ilişkin yeni idari işlemler tesisi halinde inşaat yapılabileceği anlaşıldığından, ifa imkansızlığının "geçici imkansızlık" olduğunun kabulü gerektiği- Taraflar arasındaki sözleşmede teslim için öngörülen 18 aylık sürenin üzerinden dava tarihine kadar yaklaşık 2 yıl geçtiği görüldüğünden arsa sahibi için makul tahammül süresinin geçmiş olduğu ve bu durumda davacı arsa sahiplerinin TBK m. 125 uyarınca fesih talebi hakkında "sözleşmenin geriye etkili feshine" karar verilmesi gerekirken "sözleşmenin geçersizliği" sebebiyle iptaline karar verilmiş olmasının hatalı olduğu-

İhalenin feshi- İtirazın kısmen iptali- İstinaf istemini sadece alacaklının yapması- İstinaf mahkemesince dosyanın yeniden hüküm kurulması için ilk derece mahkemesine gönderilmesi-

İtirazın iptali davasında ilk derece mahkemesince itirazın "kısmen" iptaline karar verildiği uyuşmazlıkta, kararın sadece alacaklı tarafından istinaf etmiş olduğu ve istinaf mahkemesince “itirazın iptali kararını kaldırarak” yeniden hüküm kurulması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği- Borçluların itirazlarının asıl alacak yönünden iptaline karar verilmiş olup bu kısım yönünden davalı borçlular vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiğine göre takibin asıl alacak kısmının kesinleştiğinin kabulü gerektiği- Kararın istinaf kanun yoluna konu edilmeyen yönlerinin "usuli kazanılmış hak" oluşturduğu için değil, taraflarca itiraz edilmediği için "kesin hüküm" niteliğinde olduğu- İlk derece mahkemesi kararının istinaf mahkemesince alacaklı vekilinin istinaf etmesi üzerine kaldırılmış olmasının asıl alacak yönünden kararın infazını önlemeyeceği- İİK m. 40'ın ilâmlı takiplerde uygulanabilen bir hüküm olup uyuşmazlık konusu takipte kıyas yoluyla uygulanamayacağı ve asıl alacak kısmı yönünden takibe devam edilerek ihalenin yapılmasının usul ve yasaya uygun olduğu- "HMK m. 353/1-a-6 uyarınca istinaf mahkemesince verilen kararla ilk derece mahkemesinin itirazın iptaline ilişkin kararının hukuken geçerliliğini yitirdiği, kaldırma kararıyla alacaklı lehine usuli kazanılmış hakkın değil, "aleyhe hüküm verme yasağının" oluştuğu ve bu kaldırma kararından sonra itirazın hükümden düşürüldüğünden söz edilemeyeceği, takibin durmaya devam edeceği, ihalenin yapılamayacağı" şeklindeki görüşlerin HGK çoğunluğunca benimsenmediği-

Ön alım hakkı sahibi davacının bedele ilişkin yükümlülüğü- 7571 s. K. ile değişik TMK m. 734/2 uygulaması-

25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 s. K. ile TMK m. 734/2'de yapılan değişiklikten gereğince, anılan değişiklikten önce açılan davada, değişiklik doğrultusunda ön alım hakkı sahibi davacının bedele ilişkin yükümlülüğünün ön alım hakkına konu payın değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihteki rayiç değeri ile resmi senette alıcıya düşen tapu giderleri olduğu- Ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin, tarafların bu konudaki delilleri toplanarak, mahallinde yapılacak keşif ve taşınmazın vasfına uygun bilirkişi heyeti marifetiyle 25.12.2025 tarihi itibariyle tespit edilmesi, bu şekilde belirlenecek ön alım bedelinin daha önce depo edilen ve nemalandırılan bedelden fazla olması hâlinde daha önce depo edilen ve nemalandırılan toplam bedel ön alım bedelinden mahsup edilerek, bakiye bedelin nemalandırılmak üzere aynı hesaba depo ettirilmesi gerektiği- "Önalım davasına konu payın rayiç bedelinin 7571 sayılı Yasanın yürürlük tarihi itibarıyla belirlenmesinin yasada yer almadığı, bu şekilde belirlemenin yasanın amacını aşacağı ve davacının kullanmış olduğu yasal önalım hakkını akamete uğratacağı, görülmekte olan davalarda önalım bedelinin, dava konusu payın satış tarihi itibariyle belirlenen rayiç bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinin tahkikat aşamasının başından itibaren nemalandırılması halinde ulaşacağı bedel olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Konkordato- Projede hem 6 ay ödemesiz dönem olması hem de 48 ay taksit bulunması- Tasdik kararından sonraki tutum-

Gerçek kişinin konkordatosunun tasdikine karar verilmişse de, projede hem 6 ay ödemesiz dönemin kararlaştırılması, hem de borcun kalan kısmının 48 ay taksitle ödeneceğinin kabul edilmesinin (ödemesiz dönemle birlikte uzun vadenin öngörülmesinin) hatalı olduğu- Talepte bulunanın, tasdiki aldıktan sonra kayyım ile irtibatı kesmesi, kayyım ücretini ödemekten kaçınması dikkate alındığında, aslında tasdikten önce de konkordato taleplerinin kabulü ile tasdik şartlarının mümkün olmadığı ve gerçekleşmediği, talep edenin geçici mühlet tarihinden itibaren konkordato prosedürü gereği tüm borçlarını ödeme sürecince iyiniyetini muhafaza etmesi gerektiği dikkate alındığında, konkordato tasdik isteminin reddi gerektiği-

Genel kredi sözleşmesine bağlı kefalet taahhütnamesi- Kefilin temerrütten sorumluluğu- Sözleşmedeki tebligat adresi- Hesap kat ihtarı-

Kefalet taahhütnamesinde gösterilen adrese tebligat yapılacağına dair sözleşmesel düzenleme bulunsa bile, Tebligat Kanunu hükümleri gereğince muhatabın adresinde bulunmaması halinde evrakı tebellüğ eden kişinin muhatap ile birlikte aynı konutta ikamet ettiğinin tebliğ mazbatasında açık ve net biçimde gösterilmesinin zorunlu olduğu, tebliğ mazbatasında yalnızca "yakını" ibaresine yer verilip "aynı konutta oturulduğuna" dair kaydın düşülmemesi durumunda tebligatın usulsüz sayılacağı, muhataba yöntemince tebliğ edilmiş bir hesap kat ihtarı bulunmadıkça borçlu kefilin temerrüde düşmüş kabul edilemeyeceği ve temerrüt faizinden sorumlu tutulamayacağı-

Yüklenici temlikine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmazın rayiç değerinin ödenen satış bedeli oranında davalıdan tahsili istemi-

Davacının davalı yükleniciden, Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine konu bağımsız bölümü sözleşme ile temliken satın aldığı uyuşmazlıkta, dava dışı arsa sahiplerinin dava yoluyla sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle tapunun davacıya devrinin mümkün olmadığı ve bu durumda davacının terditli talebi olan "dairenin rayiç bedelinin ödenen satış bedeli oranında davacıya iadesi" talebinin incelenmesi gerektiği- Mahkemece dava konusu taşınmazın karar tarihine en yakın rayiç bedeli esas alınarak hesaplama yapılması gerektiği; aksine uygulamanın yüksek enflasyon da dikkate alındığında davalıdan gerçek satış bedelinin tahsiline engel olacağı-

İştirak nafakasının artırılması- Boşanma protokolünün uyarlanması- Anlaşmalı boşanma protokolü- İcra kabiliyeti-

Anlaşmalı boşanma protokolünde ortak çocuğun "tüm okul masrafları ve servis giderlerinin müşterek olarak yarı yarıya taraflar birlikte karşılayacaktır" şeklindeki düzenlemenin, borç konusunun belirli olması (belirlenebilir olması) ilkesine aykırı olduğu ve icra kabiliyeti bulunmadığı- İştirak nafakasının çocuğun eğitim giderlerini de kapsadığı gözetilerek hüküm kurulması gerektiği-

Önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemi- Kamulaştırmasız el atma-

Paylı mülkiyete tabi taşınmazda paydaş olan davalıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle idareye karşı tazminat davası açmalarının idarenin yasal önalım hakkını ortadan kaldırmayacağı ve bu durumun tek başına hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyeceği, yasal önalım hakkının kullanılması sırasında yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile Türk Medeni Kanunu'nun 734. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca önalım bedelinin artık resmi senetteki bedel üzerinden değil dava konusu payın hâkim tarafından belirlenecek rayiç bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinden ibaret olduğu ve bu bedelin nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere nakden yatırılması gerektiği, anılan Kanun ile Türk Medeni Kanunu'na eklenen geçici 1. maddenin ikinci fıkrası gereğince bu kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan derdest davalarda da derhal uygulanmasının zorunlu bulunduğu-

Munzam zarar- Somut olgularla ispat- Harç ve yapılan yargılama giderleri sebebiyle oluşan zarar iddiası- Alacaklının avukatına ödediği ücret sebebiyle oluşan zarar iddiası-

TBK m. 122 uyarınca, enflasyonun ya da kurdaki artışların veya bankalarda mevduat için ödenen faizin, temerrüt faizinden yüksek oranda olmasının munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmeyeceği, burada davacının şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zararının olması gerektiği, vakıasını salt enflasyona bağlayan davacının munzam zarar iddiasının somut olgularla ispatlayamadığı- Takibin kesinleşmesinden sonraki safhada ödenen harç ve yapılan yargılama giderleri sebebiyle oluşan zarar iddiası yönünden, davacının takipten sonra herhangi bir dava açmadığı, kaldı ki dava açılsa da açılan dosyaların karara bağlandığında mahkeme tarafından yargılama giderlerinin hüküm altına alınacağı, davalıya karşı açılan ve kesinleşen takipte kapak hesabı alındığında harç ve masrafların da içinde olduğu ve davalıdan yapılacak tahsilatın içine bunların da dahil olduğu, davalının tahsil aşaması devam eden icra dosyası varken yeniden salt icra harç ve masraflarına yönelik talepte bulunmasının hukuki yararının da olmadığı- Alacaklının, aralarındaki vekalet sözleşmesi gereği icra dosyasını takip eden avukatına ödediği ücret sebebiyle oluşan zarar iddiası yönünden ise, yargılama giderinden olan avukatlık ücretinin, ilgili olduğu davanın konusunu teşkil eder nitelikte fer’i bir alacak olduğu ve ilgili davanın sonunda diğer yargılama giderleri ile birlikte hüküm altına alınması gerektiği, yani akdi vekalet ücretinin, asıl alacak olmadığından başka bir davaya konu edilemeyeceği, davacının, avukatı ile arasında kararlaştırılan avukatlık ücretinin davalıdan maddi tazminat olarak istenemeyeceği-