İçerik Akışı

İcra ve İflâs Hukukuna İlişkin 'Makale ve İnceleme Yazıları', 'Hukuki Mütalâalar' ve Yüksek Mahkemenin Önemli İçtihatları (Ücretsiz Kitap Duyurusu)

Sevgili Meslektaşlarıma...

Ziynet eşyalarının zora alınması- Evden ayrılmak zorunda bırakılma- İspat yükü-

Ziynet eşyalarının davalı erkek tarafından zorla alındığına ve evden apar topar ayrılmak zorunda bırakıldığına dair iddialarını, ispat yükü üzerinde bulunan davacı kadının tanık beyanları ve sair delillerle kanıtlayamaması karşısında; ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunarak kararın bozulması gerektiği-

İdari işlemin iptali- Tapulama- Yargılamanın belirsiz sürece sürüklenmesi-

İki ilçe belediyesi arasındaki sınırın belirlenmesine ilişkin idari işlemin iptal edilmesine karşın henüz yeni bir sınır tespitinin yapılmadığı, çekişmeli taşınmazların halihazırda davalı belediyenin tapulama ve hizmet alanı içerisinde yer aldığı ve yargılama aşamasında üçüncü kişilere devredilmesi sebebiyle tazminata dönüşen davada idari makamlarca yeni sınır belirlenmesinin beklenmesinin yargılamayı belirsiz bir sürece sürükleyeceği anlaşıldığından, davanın reddine dair verilen yerel mahkeme kararının usul ve kanuna uygun bulunarak onanması gerektiği-

Tahliye taahhütnamesi- Taahhütnamede yer alan tarihlerin sonradan doldurulduğu iddiası- İspat yükü ve şekli- Kiracı şirket temsilcisinin Türkçe bilmeyen yabancı biri olması-

Kira ilişkisi kurulduktan sonra alınan taahhütnamenin kiracının serbest iradesini yansıttığının kabul edileceği- "Taahhütnamede yer alan tarihlerin sonradan doldurulduğu" iddiasını ispatla yükümlü olan davalının bu hususta yazılı tahliye taahhütnamesi ile aynı kuvvette delil sunamaması karşısında hukuken geçerli tahliye taahhütnamesi doğrultusunda tahliliye karar verilmesinin yerinde bulunduğu- "Kira sözleşmesinin ekiymiş gibi imzalatılan belgenin aslında bir tahliye taahhütnamesi olduğunun ve şirketin Türkçe bilmeyen yabancı yetkilisinin iradesinin fesada uğratıldığının sonradan öğrenildiğini, işlemin yapıldığı dili bilmeyen tarafın işlemin içeriğini anlamasının mümkün olmadığı gibi sağlıklı bir iradeye de sahip olamayacağı, kira bedeli artışı için silah olarak taahhütnamenin kullanıldığını ve bu hususun e-mail yazışmalarından anlaşılacağını, kira süresi bitmeden tahliye taahhüdü imzalanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu" ileri süren davalı vekilinin temyiz isteminin reddi gerektiği-

Estetik operasyon- Eser sözleşmesi- Sonuç taahhüdü-

Davacıya ait hastanede yapılan ilk operasyon estetik operasyon olup bu niteliği itibariyle eser sözleşmesi niteliğinde olduğu- Davalının ilk operasyon sonrasında iki kez operasyon geçirmesi eser sözleşmesi gereği sonuç taahhüdünün gerçekleşmediği- Yapılan ameliyat ve işlemlerin niteliği gereği estetik operasyon olduğu dikkate alınarak, içerisinde Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahının da bulunduğu bir heyet oluşturularak alınacak raporun sonucuna göre davacının talebi hakkında karar verilmesi gerektiği-

Fesih kararı- Kooperatifler- Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi- Muvazaa-

Fesih davası ve kesinleşmiş fesih kararına rağmen gerçekleştirilen tapu devirleri ve yapılan sözleşmelerin, arsa sahibi kooperatifler ile yüklenici şirket arasındaki, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ilişkisinin devam ettiğini, tarafların gerçek iradelerinin sözleşmenin feshi yönünde olmadığını, sözleşmeyi devam ettirme iradelerini sürdürdüklerini, sonuç olarak, feshin muvazaalı olduğunu gösterdiği- Arsa sahibi kooperatifler ile yüklenici şirket arasındaki sözleşmenin feshine ilişkin yaratılan muvazaanın, mutlak muvazaa niteliğinde olmakla def’i değil, itiraz mahiyetinde olduğundan, yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği- İlk Derece Mahkemesince, açıklanan bu sebeplerle, sözleşmenin geriye etkili feshine ilişkin kararın, davacı kooperatif ile davalı dışı yüklenici şirketin gerçek iradesine uygun olmadığı, feshin muvazaalı olduğu, hiç kimsenin kendi muvazaa ve hilesine dayanarak hak ve menfaat temin edemeyeceği gibi üçüncü kişilerin hukuki durumunu ağırlaştıramayacağı, bu durumda, tapu siciline güvenerek iyiniyetle mal iktisap eden davalının iyiniyetinin korunması gerektiği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-

Yurt dışındaki iş kazası- Yabancılık unsuru- 5510 sayılı Kanunun uygulanıp uygulanmayacağı-

Irak ile Türkiye arasında sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı, davacının iş kazası geçirdiğini iddia ettiği şirketin Irak mevzuatına göre kurulmuş bir şirket olduğu, davacının hizmet cetveli incelendiğinde, davacının davalı şirketten herhangi bir bildirimi olmadığı, davalı şirketin davacıyı geçici olarak yurt dışına götürüldüğüne dair bir kanıt bulunmadığı, taraflar arasında yazılı hizmet sözleşmesi bulunmadığı, davalı işveren tarafından Kurumla arasında yapılmış bir topluluk sigortası bulunmadığı, işveren sıfatının yabancı firmaya ait olması karşısında, mülkilik prensibi gereği davacının Türkiye'de sigortalı kabul edilemeyeceği ve geçirdiği kazanın iş kazası olarak nitelendirilemeyeceği- Davacı her ne kadar kazayla neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla bu davayı açmış ise de; olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek İş Kanunu ve 5510 sayılı Kanun kapsamında iş mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı- Dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan TBK m. 49 vd. çerçevesinde genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek çözüme kavuşturulması görevinin genel mahkemelere ait olduğu, İş Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerektiği- "Davacının davalı işveren tarafından herhangi bir kayıt olmaksızın, Türkiye İş Kurumu aracı edilmeksizin Kuzey Irak’ta üstlenilen iş için davalı işveren tarafından götürüldüğü, burada iken iş kazası geçiren davacının tedavi için iş kazasını takiben Türkiye’ye işveren tarafından getirildiği ve iş kazası tespitinin kurum yanında işverene karşı da açılmadığı gözetildiğinde, hukuki yararın bulunduğu ve mahkemece iş kazası tespitine karar verilmesinin isabetli olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-

Arabuluculuk- Tahkim- Avukatlık sözleşmesi-

Hakem kararının HMK m. 439 gereğince iptali istemi- Avukatlık sözleşmesinde, uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözümlenememesi hâlinde tahkim yoluyla çözüleceğine dair taraf iradelerinin açık olarak belirtildiği- Tahkime konu uyuşmazlığın avukatlık sözleşmesinden kaynaklandığı, davalı avukatın davacıya vekaleten yerine getirmeyi üstlendiği avukatlık hizmetinin tüketici işlemi niteliğinde olmadığından tahkime elverişli olduğu- Alternatif uyuşmazlık çözüm usulü olarak önce arabuluculuk başvurusunda bulunulup anlaşma gerçekleşmediğinde sonrasında tahkim (Med-Then-Arb) yargılaması yöntemine gidilmesi mümkün olduğundan tahkime elverişli olan somut uyuşmazlıkta da terditli olarak önce arabuluculuk yoluna gidilip anlaşma sağlanmadığından sonrasında tahkim yargılamasına gidilmesinin hukuka uygun olduğu-

İİK 89/3 uyarınca açılan menfi tespit davasının kabulü- Yargılama giderleri-

İİK m. 89/3 uyarınca açılan menfi tespit davasının davacı-üçüncü kişi lehine sonuçlanması halinde; davacı-üçüncü kişinin önceki haciz ihbarnamelerine itiraz etmeyerek davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hatalı olduğu, HMK m. 326 uyarınca aleyhine hüküm kurulan ve ön inceleme duruşmasından önce kabul beyanı bulunmayan davalı alacaklının, yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerektiği (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair Y. 3. HD. Kararı)-

Eser sözleşmesi- Komisyon sözleşmesi- Katılmalı ödünç sözleşmesi- Alacağın temliki-

Müteahhit şirketin arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayacağı; yatırımcı şirketin, müteahhit firmaya inşaat yapım bedeli ve hizmet bedelini ödeyerek sözleşmede belirtilen dükkân ve daireleri satın alacağının kararlaştırdığı sözleşmede şirketler arası 'eser sözleşmesi' ilişkisinin bulunmadığı ve bu sözleşmenin 'komisyon sözleşmesi' ve 'katılmalı ödünç sözleşmesi' olarak kabul edilemeyeceği- Sözleşmenin alacağın temliki niteliğinde olduğu ve adi yazılı şekilde yapılmasının yeterli olduğu- Bölge Adliye Mahkemesinin "sözleşmenin sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi ve taşınmaz devir borcunu içerdiğinden zorunlu şekil şartı olan resmî şekle uyulmadan yapıldığı için geçersiz olduğuna" yönelik kabulünün doğru olmadığı-