TÜRK BORÇLAR KANUNU > - Genel Hükümler > - Borç İlişkisinin Kaynakları > - Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri > - C. Zamanaşımı > Madde 72 - I. Kural
Suça sürüklenen çocuk sıfatıyla Çocuk Mahkemesinde yargılanan davalı hakkındaki tazminat davasında uygulanacak zamanaşımı süresinin TCK m. 66/1-e ve 66/2 uyarınca 5 yıl 4 ay olduğu-
Miktar olarak kesin nitelikteki kararlarda, ilk derece mahkemesince, karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin sonuca etkili olmadığı- Buna göre; mahkemece verilen kararın usule ilişkin nihai karar olduğu - Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolunun da kapalı olduğu, dolayısıyla davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesi gerektiği - Davalı ve feri müdahil vekilinin istinaf başvurularının incelenmesinde, açılan davada husumetin taraflarına yönetilemeyeceği yönünde itiraz ileri sürülemeyeceği - Zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin geçtiği istinaf itirazına gelince, davacı hakkında ilk derece mahkemesince ilişim Sistemlerinin, Banka ve Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık, Tahsis Edilmeyen Bir Kredinin Açılmasını Sağlamak Maksadıyla Dolandırıcılık, Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve katılmak., Banka ve kredi kurumlarını dolandırmak suçlarından verilen cezaların onandığı- Davacının zararını Off Shore Bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren zaman aşımı süresinin başlaması gerektiği -Davalı bankanın ve feri müdahilin zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin geçtiği yönündeki istinaf itirazlarının bu nedenle yerinde olmadığı - Off shore hesabına yatırılan anaparaya bu miktarın yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi uygulanması gerekmekte olduğu, akdi faize hükmedilemeyeceği -Dolayısıyla davalı vekili ile feri müdahil vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği -
Alacaklının haciz ihbarnamesine itirazı öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl içinde icra mahkemesinde İİK. m. 89/4'e göre tazminat davası açması gerektiği- Ceza yargılamasına ilişkin zamanaşımı hükümlerinin bu davalarda uygulanamayacağı- 89/1 haciz ihbarnamesine yönelik itiraz üzerine tazminat davası açan davacı, "davanın 2 yıllık hak düşürücü sürede ıslah edildiği" beyan etmişse de; aynı süre içerisinde ıslah ettiği şekli ile tazminata ilişkin nispi harcın anılan 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden çok sonra yatırıldığı görüldüğünden, hak düşürücü sürede yapılan bir ıslah ve tazminat talebinin varlığından söz edilemeyeceği- Islah yasal iki yıllık süreden sonra yapıldığından ve ıslah talebine davalı üçüncü kişi tarafından süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğundan, icra mahkemesince, davalı üçüncü kişi yönünden tazminat talebinin ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımına uğradığından bahisle davanın bu miktar yönünden reddi ile dava dilekçesinde talep edilen 1.000 TL. yönünden davanın kabulüne yönelik karar verilmesi gerektiği-
Devletin sorumluluğunun objektif-kusursuz sorumluluk hâli olduğunun kabul edildiğine ve bu sorumluluk hâlinin haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığına göre, aynı Kanunda haksız fiil zamanaşımı kurallarının uygulanma imkânı olmadığı gibi, TMK’nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı süresinin öngörülmediği dikkate alındığında, on yıllık genel zamanaşımı süresinin devletin sorumluluğu için uygulanması gerektiği-
Konteynerleri haksız olarak alıkoyan davalıdan haksız fiil hükümlerine göre tazminat talep edilmiş olup haksız alıkoyma sürecinde davacının zararının mütemadi olduğunun kabulü gerektiği- Geçen süre zarfında, davalı tarafından konteynerlerin kullanılmadığı veya başkasına kullandırmadığı, davacı tarafından da sadece haksız alıkonma yüzünden uğranılan zararın talep edildiği anlaşıldığından, somut olaya fuzuli işgal veya gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeye ilişkin zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı- Davalının eylemi nedeniyle yoksun kalınan kazancın tazminat olarak talep edildiği uyuşmazlıkta, zararının sürekli ve belirlenebilir nitelikte olması nedeniyle her günün zararına ait haksız fiil zamanaşımı süresinin o günden itibaren işlemeye başlayacağı- Davalının süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğu gözetilerek, 6101 s. TBK.nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 5. hükmü de dikkate alınmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği- "Davacının talebinin kötü niyetli zilyedin sorumluluğunun düzenlendiği TMK’nin 995. maddesi kapsamında değerlendirilerek (ecrimisilde uygulanması gereken) beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Ticaret Mahkemesinin kararında hükmedilen 564.690.49 TL kazanç kaybı bedeli, davacı tarafından temyiz edilmediği için bozmaya uyma ile birlikte davalı yönünden usuli kazanılmış (müktesep) hak oluştuğu, "bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına doğmuş ve uyulması zorunlu olan hak" olarak tanımlanan usuli müktesep hakkın çeşitlerinden birinin de hükmün taraflardan birinin temyizi ile gerçekleşeceği, bu nedenle taraflardan birinin temyizi üzerine kararın bozulması ve mahkemece bu bozma kararına uyulması durumunda artık o tarafın aleyhine hüküm verilemeyeceği-
Davacı, talep konusunun sadece bir kısmı hakkında hüküm elde etmek üzere bir dava açtığında mahkeme, davacının hakkının aslında daha fazla olduğunu tespit etse bile, taleple bağlılık kuralı gereği davada talep sonucu olarak gösterilen miktarı aşacak şekilde karar veremeyeceği- Dava dilekçesinde "fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ... şimdilik ... TL maddi tazminatın... davalıdan tahsiline karar verilmesini" talep eden davacının davasını "belirsiz alacak davası" olarak açtığının kabul edilemeyeceği, bu haliyle davanın, "kısmi dava" niteliğinde olduğu- Davacının zararı haksız eylemden kaynaklandığından 2 yıllık zamanaşımı süresinin, haksız eyleme (hacze) konu aracın davacıya teslim edildiği tarihte başlatılması gerektiği- Islah dilekçesinin verildiği tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmuş olduğundan ve davalı ıslaha karşı süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğundan, ıslahla istenilen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği-